Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Buzluktaki Bezelye

Dördüncü duvarı yıkan bir oyuncu gibiyim; seyircinin hiç beklemediği bir anda ona hitap eder gibi bakıyorum kendime. Aynaya yaklaşıyorum. Sağ gözümün çevresi tamamen morarmış, göz kapağım balon gibi şişmiş. Kaşımın üstünde parça parça kurumuş kanlar var. Umarım dikişlik değildir; uğraşacak hâlde değilim.

Yüzümü yıkıyorum. Kesik büyük değil, neyse ki. Sol taraf birkaç çizikle kurtarmış; diğer yarısına göre hâlâ insani. Burnum sızlıyor. Yokluyorum. Kırık gibi durmuyor ama üst kemikte hafif bir acı var. Yakından bakınca orada yatay, yeşilimsi bir morluk görünüyor. Şerefsiz herif… Dirseği tam oraya denk getirdi demek.

Göz kapağım şiştikçe yüzüme yayılıyor sanki. Bu kadar muayene yeter. Mutfağa gidiyorum. Buzlukta buz kalmamış, annemin yolladığı bezelye paketlerinden birini havluya sarıp, gözüme bastırıyorum. Sızının içinden ince bir rahatlama geçiyor. Tıpkı gece eve gelip kendimi yatağa attığım an gibi.

Salona geçip üçlü koltuğa oturuyorum. Gözümde bezelye paketi, duvarı kaplayan büyük ekran televizyonun karanlık ekranına boş boş bakıp, düşünüyorum.

“İçimde bir pişmanlık var mı?” diye yokluyorum.

Yok. Kırıntısı bile yok.

Aksine, hâlâ dinmeyen bir öfke var…

O şirket bu kadar kısa sürede büyüdüyse, bunun bedelini en çok ben ödedim.

Genç beyinlere ihtiyaç varmış! Yıllardır, “Biz aileyiz. Sen de bu ailenin vazgeçilmez bir üyesisin,” diyerek beni eşek gibi çalıştırırken iyiydi. Ne bayram dedim, ne tatil. Beyefendinin müsait olmadığı zamanlarda online bağlanıp sorunları çözdüm. Bu muydu yani karşılığı?

Karımla kaç kere kavga ettim onun yüzünden. Burcu haklı çıktı. “Sen bu kadar taviz veriyorsun ama görürsün ilk harcayacağı kişi sen olacaksın,” demişti. Bu yüzden bile tartışmıştım onunla. Burcu demişken, iyi ki evde yok. Yüzüm biraz toparlanana kadar dönmez umarım.

O yeniyetme çocuğu işe alıp, “Sen bunu yetiştirirsin. Bak canavar gibi bir genç, çok zeki,” diye yanıma verdiğinde anlamam gerekirdi. O ukalaya tüm bildiklerimi öğretmiştim. “Malım ben… Bildiğin mal.” Çocuk biraz palazlanınca, bana bile ters gitmeye başlamıştı da onu bile yuttum.

Ta ki onu benim başıma yönetici yapana kadar.

İşte orada bende ipler koptu. Sonrası her gün bir tartışma, sorun ve en sonunda da dün geceki kavga…

Aslında dün kötü başlamamıştı. İşlerimi bitirdim, masamı topladım. Herkes çıktıktan sonra patronun odasına girdim. Ayrılacağımı söyledim.

“Gel bir yemek yiyelim,” dedi.
Yedik.
Sonra bara geçtik.

İçtikçe içimde ne varsa döküldü.
O da hazmedemedi.

Birbirimizi itip kakmaya başladık. En son bardakiler bizi ayırdıklarında, patronun durumu da benden iyi değildi, o kadarını hatırlıyorum.

Olay polise intikal etmeden, bizi taksiye bindirip paketlediler.

Şimdi burada uzanmış, karanlık bir ekrana bakarak içimdeki öfkenin geçmesini bekliyorum.

Çünkü geçmezse… Bir sonraki sefer ne yaparım, bilmiyorum.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Sevil Özdemir
Sevil Özdemir
İstanbul'da doğdu. Medya sektöründe çalıştı. Keşfetmeye, öğrenmeye hevesli. Seyahat eder, fotoğraf çeker, okumayı ve yazmayı sever.

POPÜLER YAZILAR