Fikriye Hanım
“Sirkeci Rıhtımı’ndan köhne bir şilebe bindim ve işgal gemilerinin arasından süzülerek İstanbul’dan kaçtım. Şilepte benim gibi gizlice Anadolu’ya geçip Kuvâ-yı Milliye’ye katılmak isteyen gençler vardı. Paşam bir yıl önce çıkmıştı Samsun’a. Şimdi ben de onun gibi, bir vapurla gizlice açılıyordum Anadolu’ya. Tarih inadına 10 Kasım 1920. Henüz yirmi dört yaşındaydım. Ankara’ya Paşam’ı bulmaya gidiyordum.”
Bu sözler Çankaya Köşkü’nün ilk ev sahibesi Fikriye Hanım’a ait.
Fikriye Hanım, Mustafa Kemal Paşa’nın uzaktan bir akrabasıydı ve çocukluğundan beri ona hayrandı. Batı kültürü ile yetişmiş, Fransızca ve Rumca öğrenmişti. Anadolu’nun işgaline karşı Millî Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında İstanbul hükümetinin çıkardığı idam kararı üzerine İstanbul’dan ayrılarak Ankara’ya, Mustafa Kemal’in yanına gitti. Millî Mücadele’nin karargâhı olarak kullanılan ve “Direksiyon Binası” olarak adlandırılan konuta yerleşen Fikriye Hanım’ın gelişi, Paşa’nın tam da Ankara’da rahatsızlandığı ve bakıma ihtiyacı olduğu bir zamana denk geldi. Bir buçuk yıl boyunca Mustafa Kemal ve yaverlerinin yaşadığı bu evin genel düzenini sağlama ve mutfağın idaresi görevlerini üstlendi. Karargâhın taşınmasının ardından Çankaya’daki bağ evinde yaşadı. İnce, narin yüzü ile kısa sürede Çankaya’daki herkesin sevgi ve sempatisini kazanan Fikriye, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsi hayatının düzene girmesine vesile oldu. Fikriye kendini tam anlamıyla adamıştı.
Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara yıllarında hayatına dahil olan Fikriye Hanım, hastalığının tedavisi için 1922 yılında Paşa’nın isteği ile Almanya’ya gönderilinceye kadar Çankaya Köşkü’nün ilk hanımı oldu. İlerleyen hastalığı ve kavuşma arzusu ile yanıp tutuştuğu Paşa’sı ile Köşk’te yaşama hayallerine sonsuza dek veda etti.
Latife Uşşakî
9 Eylül 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtulan İzmir, şehirden kaçan Yunanlılar tarafından yakıp yıkılmıştı. Mustafa Kemal’in kaldığı geçici karargâh da yangın tehlikesi içinde olduğundan, karargâh için yeni bir yer arayışı Paşa’nın Latife Hanım ile tanışmasında önemli bir vesile oldu.
İzmir’de varlıklı bir aile olan Uşakizadelerin kızı olan Latife Hanım, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ndeki eğitiminin ardından Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk okumuş, Londra’da dil öğrenimine devam etmişti. Uzun zamandır hayranı olması sebebiyle boynunda resmini taşıdığı ve ülkeyi kurtaracağına inandığı Mustafa Kemal’i Karşıyaka’daki karargâhında ziyarete gittiğinde peçesiz yüzü, gençliğinin güveni ve iradesinden aldığı güçle yaptığı konuşmalarla dikkat çekti. Düşünceleri ve akıcı konuşmaları ile Paşa’nın çevresindeki pek çok kişiden kolaylıkla ayrışıyordu. Ülke sorunlarını ve kültürel konuları rahatlıkla konuşabildiğini fark ettiğinde, Latife Hanım ile hayatını birleştirme fikri Paşa’nın aklında yer etmeye başladı. Nitekim 29 Ocak 1923 tarihinde düzenlenen tören ile evlendiklerinde Latife Hanım evliliklerinin kafalarındaki birliktelikten doğduğunu ifade etmişti.
Mustafa Kemal Paşa, evliliğini Türk aile yapısında yapmayı düşündüğü yeniliklerin bir modeli olarak görüyordu.
Latife Hanım, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’ya gelerek Çankaya’daki ilk Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Pembe Köşk’te yaşadı. Eşinin üzerine Meclis’teki oturumları izleyerek TBMM binasına giren ilk kadın oldu, birçok yurt gezisinde eşine eşlik etti. 1925 yılında Türk Ocakları’nın Merkez İdare Heyeti’ne seçildi.
Latife Hanım’ın, kadının eğitimine ve çağdaş toplum içindeki yerine ait modern görüşleri vardı. Batılı bir kadın gibi baskı altında tutulmaya karşıydı. Sert mizacı, katı davranışları ve başlangıçtaki hayranlığın sevgi ve kıskançlık krizlerine yerini bırakması evliliklerinin sonunu getirdi.
Fikriye trajedisinin ardından, Latife ile düşündüğü gibi gitmeyen evliliğinin sonunda Mustafa Kemal Paşa, Köşk’te yalnız kalmıştı.
Mevhibe İnönü
Milli Mücadele’ye katılmak üzere, 1920 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın yanına Ankara’ya giden İsmet Paşa, dört yıl önce bir kapı aralığından görüp evlendiği genç eşi Mevhibe Hanım’ı işgal altındaki İstanbul’da bırakmıştı. Mevhibe Hanım, hakkında idam kararı olan bir asinin eşi olarak görülüyordu. Kurtuluş Savaşı’nın başlaması ile dede memleketi olan Malatya’da ailesi ile beraber giden Mevhibe Hanım kendini çabuçak sevdirdi, yöre yemeklerini öğrendi.
Mevhibe Hanım, Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi üzerine Lozan Konferansı’nın ikinci bölümünde İsmet Paşa ile birlikte 1923 yılında Lozan’a gitti. Ancak, kapalı bir muhitte yetişen, sokağa çarşafsız çıkmayan, evde başörtüsüz dolaşmayan bir Anadolu kadını olan Mevhibe Hanım, İsmet Paşa kendisini de Lozan’a götürmeyi ilk teklif ettiğinde, o zaman yirmi altı yaşında olan Mevhibe Hanım’ın rengi attı. “Paşacığım size inanıyorum ve hak veriyorum. Çoğu yöneticilerin ve komutanların hanımları geliyor. Biz de aramızda konuşuyoruz, bu böyle gitmez diye ancak benim bu yaşa kadar gördüklerimin tersini yapmam çok güç. Eminim yeni kuşaklar sizin görüşlerinize uyacaklardır.” İsmet Paşa eşinin elin bırakıp ayağa kalktı. “Yeni hayata birlikte başlamak için sizden cesaret istiyorum. Desteğinize muhtacım, Lozan’da beni bundan mahrum bırakmayın. Lütfen.”
Lozan’a vardıktan sonra Mevhibe Hanım, gezmeye çıkmaya başladı. Şehirdeki kadınların evlerine kapanıp kalmaması, güzel güzel giyinip dışarıya çıkmaları, Mevhibe Hanım’ın görüşlerini ciddi biçimde değiştirmeye başlamıştı. Bu gezmelerden birinde kendisine edilen ısrarlara dayanamayıp bir manto, tayyör, topuklu ayakkabı ve şapka aldı. Aldıklarını denerken Mevhibe Hanım şapkayı gizlemeye fırsat bulamamış, eşine yakalanmıştı. Çocukça bir hevesle alıp alışamayacağını düşünüyordu. Oysa, kendisinin de bilmediği kadar güçlü bir kadındı. Birkaç ay sonra, barış anlaşmasının imza töreni için hazırlandığında, başında siyah bir şapka, üzerinde çok şık bir pardösü, kolunda zarif bir çanta vardı. İsmet Paşa’nın deyimiyle “Barış kadar güzeldi.” Lozan’da da Malatya’da olduğu gibi ortama uydu; yeni arkadaş, dostluklar edinmekte gecikmedi. Heyetteki delegelerin eşleri ile dostluklar kurdu. Lozan’da bir kadın şoförden ders alarak otomobil kullanmayı öğrendi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk çağdaş, renkli bir başkent yaratmak istiyor ve sosyal hayata çok önem veriyordu. İlk baloyu vermeye karar verdiğinde Latife Hanım’dan ayrılmıştı. Evinde balo yapabilecek tek aile İsmet Paşa’nın ailesiydi. İlk Cumhuriyet Balosu Atatürk’ün ricasıyla Mevhibe Hanım’ın ev sahibeliğinde Pembe Köşk’te yapıldı. Mevhibe Hanım Brüksel’den getirttiği bir elbise ile konuklarını karşılamış, açılış dansını da Atatürk ile beraber yapmıştı. Böylece, yabancı elçiler ve devlet adamlarının katıldığı bu gecede Atatürk’ün çok önem verdiği kadın ve erkeklerin sosyal hayatta bir arada yer alması yolunda önemli bir ilk yaşanmış oldu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında hasta bakıcılık kurslarına devam eden Mevhibe Hanım, 1928 yılında Yoksul Kadın Cemiyeti’ni kurdu. Dernek on yıl sonra, Atatürk’ün “Kadının yoksulu olmaz, kadın bizatihi bir varlıktır,” sözleri ile Türkiye Yardım Sevenler Derneği olarak anılmaya başlandı.
1938 yılına kadar Başbakan ve 1938-1950 yılları arası Cumhurbaşkanı eşi olarak toplum önünde oldu. Daha sonraki yıllarda sade kişiliği ile anıldı. Mevhibe Hanım, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı’nın eşi olarak Yunanistan, Sovyetler Birliği ve İtalya resmi gezilerine katıldı. İlk andan sonuna kadar hayatı boyunca resmi konular hakkında görüş belirtmedi.
Çankaya Köşkü’nde yaşamış olan bu üç kıymetli isim, Paşalarına olan bağlılıkları ve sevgilerinin yanında vatan sevgileri ve kurtuluş mücadelesindeki emekleri ile adlarından söz ettirdiler. Sevgisiyle donattığı Köşk’te Fikriye Hanım’ın ev sahibeliği ile başlayan bir dönem, Batılı görüşleri ve cesur kimliği ile Türk kadınına örnek bir profil olacağı düşünülen Latife Hanım’ın daha çok bir liderin eşi olma hırsı sebebiyle, beklenildiği gibi devam edememiştir. O günün zorlu şartları düşünüldüğünde, Mevhibe Hanım sevgi ve mantığı ile dengelediği rolünü deneyimleriyle pekiştirdi. Cumhuriyet devrimlerinin yerleşmesinde kadının sosyal hayata katılımında Cumhuriyet kadınlarına örnek oldu.



