“Yaşandı ve bitti” demek, kelimelerin ardına sığınarak teselli bulma çabasından başka bir şey değildir aslında. Çünkü biliriz; hiçbir şey tamamen bitmez, bitemez. Bir şarkı susar, son nota havada asılı kalır. Bir film biter, ekran kararır. Bir aşk son bulur, kapılar kapanır. Peki ya sonra? Odanın ışığını kapattığında, o sessizlikte zihnine çöken şey nedir? İşte o, tortudur. Çocukluğumuzdan kalan tortu, artık sığamadığımız o eski sokakların kokusudur. Biten bir aşktan kalan tortu, bir kafenin önünden geçerken istemsizce yüzümüzde beliren o buruk tebessümdür. Tortu; gidenin bıraktığı boşluk değil, o boşluğun içini dolduran yaşanmışlık hissidir. Zaman, bir su gibi akar ve hayatımızın üstünden geçer. Akıp giden su berraktır belki, ama günün sonunda ruhumuzun dibinde kalan o tortu, bizi biz yapan şeyin ta kendisidir. Biz, biraz da o tortulardan ibaretiz.
İnsan, hafızasının dehlizlerinde yürürken en çok bu dibe çökenlerle karşılaşır. Geçmişi bir nehir yatağı gibi düşünürsek, coşkuyla akan sular zamanla durulur, çekilir; fakat geride bıraktığı o ince mil, yani tortu, toprağın karakterini belirler. İlk gençlik heyecanları, kaybedilen dostluklar, kazanılan ama tadı damakta buruk kalan zaferler… Hepsi zamanın süzgecinden geçerek ruhun derinliklerine yerleşir. Bir insanın yüzündeki çizgiler, bakışlarındaki o derin anlam, aslında yıllar boyunca biriken bu duygusal çökeltilerin eseridir.
Her bir veda tam bir ayrılık getirmeden nihayete erer. Bir insanı hayatımızdan uğurlasak bile, onunla kurduğumuz cümleler, birlikte dinlediğimiz melodiler ve paylaşılan sessizlikler ruhumuzun bir köşesinde tortulaşmaya devam eder. Bu durum bir yük ya da pranga değil; aksine, varoluşumuzu zenginleştiren, bizi hamlıktan olgunluğa taşıyan gizli bir hazinedir. Hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuzu sandığımız anlar, ansızın bir sonbahar rüzgârıyla ya da eski bir kitabın sayfaları arasında yeniden canlanıyorsa, tortu hâlâ oradadır ve canlıdır.
Nihayetinde, akan suyun temizliğine övgüler dizerken, dibinde biriken o sessiz taneleri de görmezden gelemeyiz. Bizi biz yapan, kırgınlıklarımızla, özlemlerimizle ve sevgiyle yoğrulan o tortulardır. Çünkü insan, sadece yaşadıklarıyla değil, yaşayıp da geride bıraktıklarının ruhunda bıraktığı o derin izlerle insandır.



