Tutunmak, kelime olarak nasıl da sade ve sıradan geliyor insana. Bunu daha derinleştirirsek hayata tutunmak mesela. Bunu daha fazla kuvvetlendirmek isteseydik ne olurdu sizce, peki hayallerine tutunmak desem size bu ne hissettirdi peki? İşte tam da burada durmak ve yazımı bu noktada şekillendirmek istiyorum. Hayallere tutunmak hanginiz istemez ki, hayallerini yaşamak, dahası bu hayallerin peşinden koşmak ve sonrasında düşleriyle var olmak? Sözünü edeceğim isim tam da böyle biri. Yaşadığı elim bir kazadan sonra, öncesinde hayallerinden kopmuş ama sonrasında neden bunu başaramayayım diyen biri.
Gitar çalmak, ne kadar zor olabilir ki! Peki gitar çalmak için parmaklarınızın uçlarının olmadığını düşündüğünüzde bu nasıl olurdu sizce? Fiziksel bir rahatsızlığınız olmaması durumunda bile çalınması yeterince zor bir enstrüman olan gitarın parmaklarımızın olmaması hâlinde nasıl çalınabilirdi peki? Dahası, olmaz denileni başarmanın mutluluğu nasıl yaşanabilirdi?
Tony Iommi İngiliz bir müzisyen. Black Sabbath grubunun kurucusu ve grubunun sound’unun yaratıcısı efsane virtüöz heavy metal gitaristidir. Dünyanın en iyi gitaristlerindendir. Olmaz denileni olduran, yapılamaz denileni yapan bir gitarist. İstenildikten sonra imkânsız görüneni yapılır kılan, yapılamaz denileni başaran bir sanatçı. Yaklaşık olarak 12-13 yaşlarında gitar çalmaya başlayan Tony Iommi, ergenlik döneminde çalıştığı bir metal fabrikasında pres makinasına sağ elinin orta ve yüzük parmaklarını kaptıran Iommi’nin yaşadığı bu kaza onu bir gitarist olma sevdasından uzaklaştırmamış, üstelik hayaline daha çok yaklaştırmıştır. Öncesinde plastik bir şişeden kendisine protez parmak uçları yapan sanatçı, sonrasında profesyonel parmak uçlarıyla gitar çalmayı sürdürmüştür.
Kaybettiklerine üzülmek yerine, kalanı ve elinde olanlarının kıymetini bildi. Özgürlüğünü yeniden biçimledi, kaderini kendi elleriyle şekillendirdi, acıyı estetikle birleştirdi, cesaretini yeniden alevlendirdi. İlhamının ise ünlü gitarist Django olması da tesadüf değildi. Yaralarından büyük bir sanatçıya evrildi.
Django Reinhardt, onun sevdiği bir gitarist olmanın ötesinde, yeniden doğmasını sağlayan bir idol oldu ona. Kaza sonrasında hastanede ve evinde büyük yıkım yaşayan Tony Iommi’e doktorları artık ona gitar çalamayacağını söyleyince derin bir hüsran yaşadı. İşte bu noktada bazı gerçekler zihninde farklı bir biçim aldı. Django’nun plağını dinledi ve burada bir kırılma noktası yaşadı. Acısı onu öylesine derinden acıtıyordu ki içini başka bir gitaristi dinlemek bile içinde derin sızılar bırakıyordu. Ama Django’nun ona ilham olan hikâyesini öğrendiğinde her şey değişti ve kendine şu soruyu sordu: “Eğer o yapıyorsa neden ben de yapamayım?” oldu ve bu fikir onun içinde doğdu.
Django’nun hayatı ona kılavuz oldu. Önemli olanın zihinsel dönüşüm olduğunu gördü. Cesaretli olduğu takdirde yeteneğini kucaklayabileceğini fark etti. Önünde ona örnek olan büyüğünün başarısı ve azmi vardı. Kırıldığı noktadan yeniden güç buldu. Fiziksel sınırların aşılabileceğini, kusurların kimliğin bir parçası olabileceğini, kaderine yön verebileceğini öğrendi. Bedensel engellerini kabullendi. Parmaklarındaki eksiği kendinde güce çevirdi. Tekniğini sadeleştirdi. Bu kaza onun çalışma tekniklerini tümüyle değiştirdi. Daha yumuşak teller, protez parmak uçları ve daha karanlık riffleri geliştirmesine neden oldu. Bugünün heavy metal soundunun oluşmasına neden oldu. “İki parmağım kopmasaydı, heavy metal olmazdı,” sözü de yine Tony Iommi’ye aittir. Bu söz abartılı gibi görünse de altında bir gerçek de yatmaktadır. Düşük akort, ağır riff heavy metalin kaburgası oldu. O dönem çoğu rock grubu şarkıyı vokal melodisi üzerinden kurarken, Black Sabbath şarkıları ise riffe göre oluşturdu. Yani riffler şarkının omuriliği oldu. Bu durum sonrasında Metallica, Slayer, Pantera gibi grupları da etkiledi ve metal soy ağacının kimyasına da geçti, DNA’sını belirledi. Net şekilde Tony Iommi’nin yaşadığı bu kazayla yaptığı müziğini evrimleştirdi ve biçimledi.
Django’nun Iommi’ye bıraktığı en değerli mirası ise kusurlarının bir güç olduğuydu. Django, on sekiz yaşındayken karavanında çıkan yangın sonucu sol elinden ciddi şekilde yara aldı. Yüzük ve işaret parmakları işlevini yapamaz hâle geldi. Doktorlar gitar çalamaz derken gitar çalma tekniğini tümüyle değiştirdi. Django iki parmakla cazı yeniden biçimleyebildiyse, Iommi de parmak uçları olmadan bunu başarabilirdi ve riffi yeniden biçimledi. Şarkının iskeletini oluşturan, kısa nota ve akar kalıbı olan riffi yeniden şekilledi. Black Sabbath’ın 1970 tarihli efsane şarkısı olan “Iron Man” onun hikâyesi gibidir sanki. Hikâye şunu anlatır: geleceğe gidip kıyameti gören bir adamın, insanlığı uyandırmak adına geçmişe dönme yolculuğunda onun bir çelik canavara dönüşmesini, bu hâliyle insanlar arasında alay konusu olmasını, insanlığa öfkelenen demir adamın insanlığı yok etmeye başlamasını anlatır. Bu şarkı grubun basçısı, Geezer Butler tarafından yazılmış, teknoloji, yabancılaşma ve öfke temalarını işlemiştir. Yani Iron Man burada acı çekmiş, teknolojiyle birleşip başka bir varlığa evrilmiş, bulunduğu toplumdan dışlanıp , reddedilmiş, sonrasında yabancılaşmanın çehresiyle yüzleşmiştir.
“Iron man”, Tony Iommi’nin hayatında bir şarkı olmanın ötesinde hayatını anlatan bir metafordur. Geçirdiği kazada parmaklarını kaybetmesi, metal parmaklarla demir adama dönüşmesi ve bu gücüyle sanatında büyümesi.
Django’nun hayatı ve sanat yolculuğu onun hayatında bir dönüm noktasını oluşturmuş ve bir mihenk taşı olmuştur. Hayat da böyle değil midir zaten? Yaşamımız içinde kırılmalar yaşarız, kırıldığımız noktalardan tekrar çiçek açarız. Yaşam, bazen bazı sahip olduklarımızı elimizden alır, bu ya sağlığımız olur, ya sevdiğimiz birisi ya da yaşadığımız maddi bir sıkıntının sonunda yitirdiğimiz maddi kayıplar olabilir. Ben olma duygusunu sorgulatır bize. Ben olma yolundaki adımlarımızı sayar, kimi zaman çelme takar, sarsıldığımız anda yeniden doğrulmamız için bizlere yeni çareler ve sebepler sunar. Eğer bakış açımızı doğru yöne çevirirsek yeni oluşumlarıyla farkındalıklarımız oluşmaya başlar. Hayat her türlü zorluklarına rağmen kendi yolumuzda devam etmemizi ister, bize bazen yeni yollar çizer, kimi zaman kendimize gelmemiz için bizlere yeni rota belirler. Elimizden kayıp gidenlere üzülüp vakit kaybetmek yerine, yanımızda olanların kıymetini bilerek yola devam etmeyi bilmek gerek. Bilmeliyiz ki en alacakaranlığın ardında mutlaka yeni bir gün doğacaktır. En karanlık saatlerin ardından aydınlık zamanlara ulaşılacaktır. Yaşam, yeni güne başlamak için, aldığımız nefes için, omuzlarımızda taşıdığımız güç için yeni enerji sunar bizlere ve umut tekrar kök salacaktır içimizde. Mutluluğun formülü her birimizde farklıdır elbet. Hayatı algılayışımız, yaşamı karşılamamız, zorlukları aşmamız ve mutluluklarımızı yaşamamız da farklıdır hepimizde. Bilmeliyiz ki, bu farklılıklar güzellikler ve çeşitlilik sunar bizlere.
Her doğan gün yeni bir şükür nedenimiz, engeller yeni yollar bulmak sebebimiz, kusurlarımız farklı olduğumuzu görmemiz, zorluklarsa aşılması için inançlarımızı tazelememiz için vardır. Acılar mutluluğun farkına varmak için, aldığımız her nefes yeni bir umut için vardır. Güzellikte birleşen, yolu iyiliğe ve mutluluğa açılan nice güzel günleri kucaklamak dileğiyle…. Sevgiyle…



