Y…..’ın en renkli simalarındandı o. Bahçeli evinde kedileriyle geçirdiği zamanlara çok şey sığdırırdı. Hayatı roman olanlardandı Şengül. İçkiye düşkün kocasını sabahlara kadar beklemişliği vardı; öyle üç gece, beş gece de değil üstelik. Eve sarhoş dönen kocasının bitmek bilmez isteklerini yerine getirirken bir yandan da hayatının akışına yön vermeye uğraşmıştı beddualarıyla.
Sonunda muradına ermişliği de vardı Şengül’ün. “Bir gece çok ilendim kocama, sarhoş geldiği bir gece kızımla beni çengi yapıp içkisine kaldığı yerden devam etmişti. ‘Yeter!’ dediğimde bir güzel dayak yemiştim,” demişti. İşe gitmek için evden ayrılan kocasının, akşam ölüm haberini aldığını söyler dururdu laflarının arasında. “Bedduam tuttu,” derdi. “Şükür Rabbime.”
Yaz kış ayağından çıkarmadığı naylon terlikle su taşırdı mahalledeki çeşmeden. Taşıdığı suyu kapısının yanındaki büyük boya kovasının içine boşalttırdı. Sokaktaki hayvanların suyunu eksik etmezdi böylece. Bahçesinde beslediği kedilerinden şikâyetçi olurdu hep. Yalnız olduğu için hep güçsüz görmüştü kendisini nedense. Bu yüzden kedilerini zehirleyen komşularına karşı sesini çıkartamaz, yine beddualarına sığınırdı büyük bir inançla.
“Sevdiğim adama vermediler beni Zerin Hoca,” derdi iç geçirerek. “Sonra çocuklarımın babasıyla evlendirdiler beni, çok yoksuluk çektim. Açlığımdan gözüme uyku girmezdi geceleri,” diye hikâyesine devam ederdi. “Karnımın gurultusundan uykuya dalamazdım. Kendi yiyeceğimi çocuklara verirdim. Onlar dayanamazdı açlığa. Bilir misin Zerin Hoca?” derdi iç geçirerek.
Mahallede onu önemseyen kimse olmamıştı hiçbir zaman. Hoş, ne doğurduğu oğlu ne de kızı önemsiyordu. En çok da bu dokunuyordu ona, ağrına gidiyordu. Bizim dostluğumuz kedilerle başlamıştı. Çoğu zaman mama götürür, bahçesindeki kedileri doyururdum. “Doymuyor bunlar Zerin Hoca; bırakacağım artık mama vermeyi, yetişmiyor para pul. Kuş avlasınlar, çekirge avlasınlar,” derdi ama yine dayanamaz, “Zerin Hoca çarşıdan gelirken bana da mama al,” derdi. Kedilerine isim koymayı hiç düşünmemişti nedense. “Sarı gızsa, iri gızsa, güççük gızsa, siyah gızsa, sakat gızsa,” diye çağırırdı onları.
“Gızsa” sözcüğünü “Kısa” olarak algılamıştık hep. Ne zaman ki “Uzun gızsa,” dedi birine, o zaman bizim devreler yanardı. Büyüsü bozulmasın diye “Gızsa” sözcüğünün onun literatüründe hangi anlama geldiğini hiçbir zaman sormadık. Kızımla aramızda espri konusu olmuştu bu. Bizi şaşırtan durumlarda birbirimize, “Uzun gızsa,” der gülerdik. Bana misafirler geldiğinde büyük bir kıskançlık duyardı. “Siz şimdi pikniğe de gidersiniz, et de yersiniz, değil mi? diyerek beni allak bullak ederdi.
Bir gün “Söz seninle de pikniğe gideceğiz Şengül,” dedim. Çocuklar gibi sevindi. “Zerin Hoca, mangal yakalım. Et yiyemeyiz ama tavuk yeriz. Bir de bira içelim,” deyince çok şaşırtmıştı beni. “Merak etme Şengül, parası batsın, et de yeriz, bira da içeriz. Bendensin,” dediğimde yüzünde güller açmıştı. Aslında çok zeki bir kadındı Şengül ama yoksul ve yoksun olanlardandı. Yani çoğunluktandı. “Ben erken okumuşum Zerin Hoca, eğer beni okutsalardı bugün senin gibi bir öğretmen olurdum,” der dururdu. Dünyası, evi ve kedileriyle sınırlı kalmıştı ne yazık ki.
Kızımı çok severdi Şengül, “Zerin Hoca, kızın çok güzel. Zengin birini bulsun, sakın fakir birine gönül vermesin,” diyerek tavsiyelerde bulunurdu kendince çünkü ona göre hayatın anlamı paraydı. Para demişken bir defasında kızıma, “Gizem, parası batsın, ölmeyecek miyiz? Yalıya gidelim de simitle birlikte çay içelim,” dediğinde çok gülmüştük. Aramızdaki ikinci espri konusu da buydu. Ne zaman para konusu geçse “Parası batsın, hadi gidelim de simitle birlikte çay içelim,” der gülerdik.
Şimdi aramıza kilometreler girdi Şengül’le. Birkaç defa aradım onu. “Zerin Hoca nüfus arttı. Sarı Gızsa’nın beş çocuğu oldu,” dedi. “Tamam Şengül, ben sana mama gönderirim,” dedim. Sonrasında telefonda, “Zerin Hoca, kapıma gelen kişi ‘Şengül Hanım siz misiniz? Size mama geldi,’ deyince çok heyecanlandım. Bütün komşular balkondan bana bakıyorlardı. Çok hoşuma gitti. Sağ ol, var ol,” demişti.
Uzunca bir süre görüşemedik Şengül’le. Defalarca aradım ama ulaşamadım. Mahalleden bir komşuyu arayıp Şengül’ü sordum. “Hocam Şengül hastanede, psikoloji servisinde yatıyor,” dediğinde yaşamın acımasız gerçeğiyle bir kez daha baş başa kaldım.
Ah! Şengül, her insanın hayatı bir romandır derler ya. Evet seninki de bir romandı ama sonu böyle bitmeseydi keşke…



