Dur bi… Bu şarkı kulaklarımı tırmalayan. Dilber evin barkın yok mu senin… Tınn tını tın tını tın tın tın…
Boşver… Al evlat. As şu askıya allı pullu çakma ceketimi. “Abla ne yazayım fişe? Adın ne?” diye sorma bana. Hangi adımı vereyim sana?..
Dün on yediydim, bugün seksen. Daha on yedi on yedi on on yedi imişşş…
O köşeden bakma bana, o köşe hem kuytu hem korkunç. Sen de yaşlanmışsın, bir kuru kafa bir iskelet. Adın üstünde vestiyer. Vestiyerdeki çocuk. Bıyıkların terlemiş.
Ah evlat. O askıda kimler asılı kaldı haberin var mı? Vardır elbet. Senin de yaşın Ankara savaşı kadar. Dil, dilimin ucunda adım Dilber. Dilber’di galiba… Şu ışıklar neon. Hem parlak hem loş. Aynı zamanda çok saygısız evlat. Yüzüme, gözüme, kırışıklarıma çatıyor. Kimi de dolambaz, hilebaz dolaşıyor bacaklarımda. Sarma parmaklar. Bu şarap da çok kırmızı, kaldır evlat. Kan geliyor aklıma.
Ben kana hiç dayanamam. Vurdu mu patlatırdı. Bir babam bir de patron. Daha on yedi yaşındayım. Çinçin’in en ücrasında. Harap ve bitap düşmüş bir gecekonduda. Babam hoyrat. Babam vahşi. Annem yazık olmuş, vah vah. Kardeşlerim sokakta. Ben pazarda.
Şimdi aynı sobanın başında. Ben ve Dilber. Şu askıda sallanan bizim çiftçi Yaşar. Hani yamalıklı parka. Sattı malı mülkü… Aha şu masada tarlaları yedi. Bu masada hayvanları. Şu dip masada gitti koca traktör. Evde karıyı bıraktı. Burada hey on beşlik on beşlik. Kendi kızları yirmi beş yaşında. Şimdi askıda ekmek sırasında. Askıda hayat var, yersen.
Evim barkım vardı benim. Yusuf’a kaçmadan hemen önce. Doldur evlat, en beyazından olsun. Şarap. Duman altı, bel altı, köprü altı… Belki de altmış yaşındayımdır. Kapat kapıyı. Çarpmasın yel. Yoksa patron çarpar gitmezsen masaya.
Şimdi sobanın başında. Dilber ve ben. Yok be ne dolaşacağım gecenin köründe Ankara ayazında. İdare ederim, ettim. Ve öldüm. Kokuşmuş sarı dişler. Bir de gevşemiş çeneler. Açılmış kemerler. Ben masanın demirbaşı. Şu boynumda dolanan kıllı dudak. Kıs kıs, pis pis. Fıs fıs bir ortam. Kasvetli. Neşeli. Ona neşe. Buna sevinç. Bize keder. Dilber kıvrak. Dilber oynak.
Geçti seneler geçti. Belki geçmedi. Ben hâlâ bayat kuruyemişe talim ederken onlar geçti, ben kaldım. Adım diyorum Şenay’dı. Yoksa masadaki meze mi? Dilber mi, Hasret mi?.. En kolayı Kader be evlat. Hepimiz kader kurbanı. Suçu kadere atmaya da alışmıştık hani. Alışmış kudurmuştan beterdir. Askıda kurban var. Et pazarı. En ucuz. En pahalı. En genç. En kokuşmuş.
Sen yaz! Şenay. Dilber. Kader.
Soyadım, Vuran Baba. Düşüren Yusuf. Çullanan Patron. Peşime düşmeyen Anne. Dilber on yedi imişşş… Yaz. Evlat, Şenay altmış. Yaz yaz hepsini fişe, ne de olsa askıdaki aynı kadın.



