Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kader

Kartal’daki Şehir Hastanesi’nin Nefroloji servisinin kapısında bekliyordum. Koridorda ağır bir sessizlik vardı. Gözlerinin altındaki mor halkalardan, benizlerinin sarılığından kimin hasta, kimin refakatçisi olduğu hemen anlaşılıyordu. En yorgun olanlarsa diyalizden yeni çıkmış olanlardı.

Beklemekten sıkıldım, sigara içmek için bahçeye çıktım. Daha ilk nefesi çekmiştim ki arkamdan cılız bir ses geldi.

“Ablacığım, bir sigara verir misin?”

Sesin geldiği yöne döndüm. Karşımda on iki yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. İnce, cılız bir bedeni vardı. Elleri ayakları küçücüktü. Saçlarını at kuyruğu şeklinde toplamıştı. Yüzü o kadar solgundu ki neredeyse saydam görünüyordu. Bir an bana filmlerde ebeveynlerine görünmeye devam eden hayalet çocukları hatırlattı.

“Sen kaç yaşındasın?” dedim.

Gülümseyerek, biraz da övünür gibi “Yirmi dört,” dedi. Şaşkınlığımı fark etmiş olacak ki omuzlarını hafifçe kaldırdı, ellerini iki yana açtı.

“Herkes benim yaşımdan küçük gösterdiğimi söylüyor.”

“Adın ne?”

“Kader Ablacığım.”

Duyacağım cevaptan korkarak, “Senin neyin var?” diye sordum.

“Ben çocukluğumdan beri böbrek hastasıyım. İlkokula giderken hastalandım, okuldan aldılar beni. Dört yıldır da diyalize giriyorum.”

“Ailenden sana böbrek verecek kimse yok mu?”

“Yok,” dedi. “Annem de babam da yaşlılar zaten. İkisi de tansiyon hastası, veremezler.”

“Kaç kardeşsiniz?”

“Yedi,” dedi. “En küçüğü benim. Hepsi çalışıyor. Kimisi evlidir, çoluk çocukları var. Hem ben zaten onlardan istemem ki.”

Biraz sustum, ne diyeceğimi bilemedim.

“Peki ne olacak böyle?” dedim. “Nakil listesine adını yazdırdın mı?”

“Yok Abla, nerede?” dedi. “Nakil listesine adımı yazdırmak için ta karşıdaki büyük hastaneye gitmek gerekirmiş.”

“E niye gitmiyorsun o zaman?” dedim.

“Ben yol bilmem Abla, karşıları da bilmem. Kaybolurum oralarda.”

“Annenle baban götürsün seni.”

“Onların okuması yazması yoktur. Zaten ikisi de hastadır. Hem ben onlara kıyamam Abla.”

Başımı öne eğdim, elimdeki sigara paketine baktım. Sonra içinden bir tane çıkarıp Kader’e uzattım.

İlk istediğinde sigarayı vermediğimi unutmuş gibiydi. Kısa bir şaşkınlıktan sonra uzattığım sigarayı alıp yaktı.

“Sağ ol Abla,” dedi.

Bir nefes çekti. Bir süre sessiz kaldık. Sonra başını hafifçe yana eğip merakla bana baktı.

“Ya senin burada ne işin var Abla?” dedi. “Sen niye buradasın?”

“Benim bir şeyim yok,” dedim sıkıntıyla. “Kardeşim hasta, nakil olacak. İçeride bazı testler yapıyorlar. Onu bekliyorum.”

Başını salladı. “Allah şifasını versin,” dedi. Sonra yeniden sigarasından bir nefes çekti.

“Hem Abla biliyor musun,” dedi. “Ben her gün dua ediyorum.”

“Niçin dua ediyorsun Kader?”

“İnşallah bana da böbrek çıksın diye.”

“Listeye adını yazdırmadan böbrek sana nasıl çıksın Kader?”

Omuzlarını hafifçe kaldırıp dudaklarını büzerek, “Olsun,” dedi. “Allah’tan ümit kesilmez. Ben yine de dua ediyorum.”

Canım sıkılmıştı, başımı salladım. Oturduğumuz banktan kalkarken peşimden seslendi;

“Abla! Benim için sen de dua et, inşallah bana da böbrek çıkar.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Özgül Ovacık
Özgül Ovacık
1973 doğumluyum. İstanbul’da yaşıyorum. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunuyum. Bir kız çocuk annesiyim. Uzun yıllar gümüş takı tasarımı ve pazarlaması yaptım. Biriktirdiğim hikayeleri yazabilmek için, Neyya Edebiyat Öykü atölyesinde ders almaya devam ediyorum.

POPÜLER YAZILAR