Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kendi Kıyısından Geçenler

Kimi gülümsetmek en büyük hediyedir?

Bu soru sorulduğunda, çoğu insanın aklına ilk beliren yüz kendisi olmaz. Bir anne, bir sevgili, bir dost, bir çocuk… İsimler peş peşe sıralanır da insanın kendisini gülümsetmesi kulağa neredeyse yabancı gelir; sanki cümle eksik kurulmuş, öznesini kaybetmiş gibidir. Oysa insan, yüzünün en saf, en maskesiz hâlini aldığı kısacık bir ana sahiptir: doğum günü.

Mumun titrek ışığında gözler kapanmadan hemen önce dünya birkaç saniyeliğine sessizleşir. Geçen yılın yorgunluğu da geleceğin telaşı da o alevin ucunda geri çekilir. İçten içe bir fısıltı yükselir: sağlık, mutluluk, aşk, bereket… Mum söner, duman usulca yukarı tırmanır…

Ve dileklerin saati tam o anda biter.

Sanki o birkaç saniyelik sessizlik, dileklerin yaşayabildiği tek zamandır. Mum söner sönmez, onlar da usulca gündelik hayatın gürültüsüne karışır. Yılın geri kalan üç yüz altmış dört günü çoktan başkalarına ciro edilmiştir artık. Başkalarının ihtiyaçlarına, telaşlarına, mutluluklarına, bitmek bilmeyen sorunlarına…

İnsan farkına varmadan kendi dileklerini görünmez bir askıya bırakır. Her gün biraz daha ertelenen, “sonra”ya bırakılan o askıda kalan yalnızca zaman değildir aslında; insanın kendine verdiği ve tutamadığı sözlerdir.

Sağlık ertelenir; önce bitirilmesi gereken acil işler vardır.

Mutluluk ötelenir; önce şu fırtınalı sular bir durulmalıdır.

Aşk kapıda bekler; içeri alacak tek bir saniye bulunamaz. Bazen cesaret eksiktir, bazen de insan beklemekle yaşamayı birbirine karıştırır.

Bereket ise en sessiz olanıdır; ayak sesleri duyulmadan gelir, fark edilmeden eksilir.

Hayat akar, insanlar koşar, takvim yaprakları sararır. Mevsimler birbirlerinin omzuna yaslanarak değişir; bahar yazı, yaz sonbaharı sessizce devreder. İnsan ise çoğu zaman yalnızca takvimin değiştiğini sanır. Askıda kalan dilekler ise asıldıkları çivide, her geçen gün biraz daha ağırlaşarak beklemeye devam eder. Masallar, bu yanılgıyı insanoğlundan çok önce fısıldamıştı oysa.

Hiçbir kahraman dileğine oturduğu fildişi kuleden kavuşmaz. Kimi karanlık ormanların tekinsizliğinden geçer, kimi devlerle çarpışır, kimi yolunu kaybedip dipsiz kuyularda uyanır. Dileğin kendisi kadar, o yolun tozu toprağı da masalın kalbidir. Kahraman, yolun sonundaki o tılsımlı ödüle ulaştığında yalnızca dileğini değil, o yürüyüşün değiştirdiği, dönüştürdüğü yeni kendisini bulur.

Gerçek hayat ise insanı bunun tam tersine inandırır. Dileklerin bir gün kendiliğinden kapıyı çalacağını, o “doğru zaman” denilen soyut mefhumun gelip her şeyi bir sihirbaz gibi değiştireceğini sanır insan. Oysa beklemek, o askıyı hafifletmez; aksine, çiviyi duvardan söküp alacak kadar ağırlaştırır.İnsan, başkalarının hayat haritasında kaybolurken kendi kıyısından sessizce geçip gider.

Başkalarının yüzündeki tebessüm için ince ince planlar yapar; doğum günlerini hafızasına kazır, hediyeler seçer, ruhu okşayacak cümleler biriktirir. Sıra kendine geldiğinde ise aynı cömertliği gösteremez. Kendisine ayırmadığı her özen, o askıya asılan yeni bir dileğe dönüşür. Askıda kalan dileklerin en büyük trajedisi de gerçekleşmemeleri değil; insanın onları zamanla kendi gözleri önünde unutmasıdır.

Asıl en büyük hediye, bir gün o askının önüne geçip tozunu üflediği bir dileği ait olduğu yere, kendi kalbine indirerek günün sonunda aynadaki o yüzü gülümsetebilmesidir; kendini.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR