Salı, Ağustos 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Dördüncü Evre  

Dün gece yine sabahı zor ettim. Artık gecelerle aram pek bozuk. Eskiden çok âşık, şimdilerde düşman iki sevgili gibiyiz. Sabah yola çıkmadan önce çantamı hazırlarken ellerim aceleci, kalbim epeyce gümbürtülü. Bugün evliliğimizin dördüncü yıldönümü sevgilim. Bizim sokağın köşesindeki Gülizar Abla’ya gidip bulabildiğim bütün lisyantusları alıp sana getireceğim. Çok seversin bilirim. Bir de sana müjdeli bir haberim var. Gelince kulağına fısıldayacağım.

Vazosundaki bütün lisyantusları isteyince, “Abe yakışıklı abem! Ne yapacan bunca lale gülü?” dedi şarkılı sesiyle Gülizar Abla.
“Bugün yıldönümümüz. Nilgün çok sever bilirsin,” deyince kara gözlerinden bir bulut geçti.
“Bilirim tabii. Bilmem mi?” dedi. Gerisini getiremedi.

Hepsini renkli parlak kâğıtlara sarıp verdi kucağıma. Birkaç demet de karanfil sarıp, “Bunlar da benden olsun. Selam süle Nilgün Abla’ma.”
O an sarılıp öpesim geldi Gülizar Abla’yı. Ondaki güzel kalbin onda biri tüm insanlarda olsa dünya bambaşka olurdu diye geçirdim aklımdan.

Yola çıkalı epey bir vakit geçmişti ki ocaktaki çaydanlık geldi aklıma. Çöpleri çıkarmıştım. Kapıyı alt üst üçer kez kilitlemiştim. Kendi kendime; cüzdanımı, anahtarlarımı, telefonumu aldım, diye söylenmiş, çaydanlığın altını kapattım demeyi unutmuştum. Sen bu takıntılarımdan pek hoşlanmazsın bilirim. “Çok obsesifsin. Lütfen biraz rahat ol!” diyen sesini duyar gibi oldum. Yüzüm asılınca yanağımdan bir makas alıp hemen gönlümü aldın, “Ben seni böyle de seviyorum. Obsesif kompulsifim benim!” dedin, yanağındaki o çok sevdiğim çukurla.

Hemen annemi aradım, “Anne ben acil çıkmak zorunda kaldım. Sen bana uğrayıp ocağı kapatmış mıyım diye kontrol eder misin?”
“Ederim oğlum da sen nereye böyle? Yoksa yine oraya mı gidiyorsun?”
“Nerden çıkardın şimdi bunu? Benim hafta sonu planım olamaz mı?” diye kıvırmaya çalıştım. Ama annelerden hiçbir şey saklanamazdı.
“Yavrum, bak hayat devam ediyor. Hafta sonu için başka planlar yapsana arkadaşlarınla.”
“Yapıyorum sen merak etme!”
“Eve girince onun giysilerini, takılarını öyle yerli yerinde asılı görmek içimi sızlatıyor. Bak sana da iyi gelmiyor. Dağıtman lazım o eşyaları,” diye her zamanki söylenmelerinden birine başladı.
“Hadi annecim, şimdi konuşmayalım bunları. Sen sadece ocağı kontrol et, çık evden. Tamam mı tontişim?” dedim.
Annem, “Tamam oğlum. Lütfen dikkat et kendine!” deyip kapattı telefonu.

Senin ayaklarının olmadığı terliklerini okşamanın, bedeninin içinde olmadığı geceliğini koklamanın, dokunduğun eşyalara dokunmanın beni hayatta tuttuğunu ise söyleyemedim anneme. Hiçbir eşyanı atamayacağımı, eğer onları atarsam seni tümden kaybetmekten korktuğumu da. Yüzünü unutmam mümkün değil de sesini unutmamak için her gece videolarını izlediğimi de söyleyemediğim gibi. Yol boyunca Şebnem Ferah dinledim. Şarkıyı defalarca başa alıp, “Sesini özledim çok/ haberim yok/ dünya durmuş niye?” diye bağırırken ağlamak iyi geldi.

Sevgilim, dört yıl önce bizim için zamanın durduğu yerdeyim. Ortalık o geceki gibi ıssız ve sessiz. Yolun iki yanındaki günebakanlar boyunlarını eğmiş, akşamın hüznüne hazırlanıyorlar.  Her yıl bugün gelip geceyi tam burada, arabada geçiriyorum. Kafamdaki yargıçlar tepiniyor. Her şeyi tekrar düşünüp kaseti başa sarıyorum. O köpek aniden önümüze çıkmasaydı, daha yavaş kullansaydım, direksiyonu sağa değil sola kırsaydım. Daha rahat uyuman için kemerini açmana izin vermeseydim… Bu düşüncelerin sonu gelmiyor. Kendime geldiğimde seni arabadan dışarı fırlamış, yerde yatar gördüğüm an aklımdan çıkmıyor. Özür diliyorum. Keşke diyorum, keşke şarkıyı başa aldığım gibi zamanı da geri döndürebilsem.

Balayımızdan dul bir adam olarak döndüğüm zaman bana acıyıp teselli eden arkadaşlarımın hiçbiri artık yanımda değil sevgilim. Aynı acı yumağının içinde kıvranıp duruyormuşum. Bundan zevk alıyormuşum. Neden artık buradan çıkıp hayata karışmıyor muşum? Hem sen de böyle olmamı hiç istemezmişsin. Ölenle ölünmezmiş, yeni insanlara kapıyı açmam gerekirmiş. Böyle giderse delireceğimi söyleyip zaman ilacının tablet formlarından öneriyorlar bana. Oysa seni kaybettiğim o gün, kendimi de kaybettiğimi ve asla bulamayacağımı bilmiyorlar sevgilim.

Getirdiğim çiçeklerle örttüm son yattığın yeri. Çiçeklerin arasına uzandım. Mis gibi kokuyor yattığın yer. Kokuyu alabiliyor musun? Hava iyice karardı. Yıldızlar, tek tek sallanmaya başladı gökyüzündeki görünmez iplerinin ucundan. Gözümü kapatıp açtığımda ilk gördüğüm yıldızın sen olduğuna inandım. Oradan beni görüp duyduğuna o kadar eminim ki.

Artık müjdeli haberi kulağına fısıldayabilirim sevgilim. Sanırım Tanrı beni duydu ve dualarım sonunda kabul oldu. Geçen gün annemin ısrarıyla hastaneye gittim. Uzun tetkiklerden sonra doktor, “Dördüncü evre!” dedi. Biraz daha erken teşhis edilebilseydi başarı şansımız yüksek olurmuş. Hemen tedaviye başlarsak küçük de olsa bir şansımız hâlâ varmış. Doktor, bir hastaya öleceğini söylemenin yükü altında ezilip büzülürken benim içimde kutlama davullarının çaldığından habersizdi tabii. Bu yüzden yüzümdeki gülümsemeyi görünce beni psikiyatri servisine yönlendirmesine pek de şaşırmadım.

Bu şimdilik seninle aramızda bir sır olarak kalsın sevgilim. Anneme sakın söyleme, olur mu?

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Filiz Tiken
Filiz Tiken
Yazmak, hayatıma sabah sayfaları ile girdi. Yazmanın iyileştirici gücünü bu sayfalarla keşfettim. Daha sonra bu sayfalar, anlatılmayı bekleyen hikayelerimi yazmanın heyecanına evrildi. Çeşitli yazarlık atölyelerine katılmaya devam ediyorum. Son iki yıldır hikayeler ve denemeler yazıyorum. Yazılarım İshak Edebiyat, Yas ve Ölüm Bilgeliği Platformunun online dergisi Eşik, Kibele Dergi, Küçürek Öykü Mersin gibi online ve basılı dergilerde yer aldı.

POPÜLER YAZILAR