Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Hafifliğin Başkaldırısı: Le Ballon Rouge

Le Ballon Rouge’u izlediğimde ne ününden haberim vardı ne de içeriğinden. Sosyal medyada birinin takma adı olarak görünce, merakımdan şöyle bir bakındım ve filme denk gelip izledim. Elbette filmi beğendim, ancak beni asıl etkileyen şey ne Paris’in savaş sonrası sokakları ne Pascal’ın samimi çocuksuluğu ne de özgün senaryoydu.

Beni durduran tek şey, o kırmızı balonun inatla kendini görünür kılma çabasıydı; üstelik hiçbir yerde istenmemesine rağmen. Filmdeki o kırmızı, renk olmaktan çok bir duygunun direnciydi. Hiçbir yerin kabul etmediği bir varlık; her şeye rağmen canlılığını koruyor, görünmekten vazgeçmiyordu.

Bir yandan bu dirence hayran kaldım; bir yandan da bu kadar inatçı bir varlığın bir çocuğa ip zoruyla değil, kendi isteğiyle eşlik etmesi beni tuhaf biçimde etkiledi.

Etraftaki soluk, gri ve kasvetli binalara karşın o pasparlak kırmızı balonun sokaklarda salınışı… Şehrin bütün otoritesine, bütün kurallarına, bütün “Sus, geç, görünme,” diyen bakışlarına karşı küçük ama kararlı bir başkaldırı gibiydi. Çocuk bile değil, bir balon. En zayıf görünen şeyin, en güçlü direnci göstermesi.

Ama o parlaklığın bir bedeli vardı. Çevresindeki gri dünya onu kendi sınırlarına zorluyor, kabullenmiyordu. Çocukla arasında saf bir dostluk olsa da balon, şehirdeki her şeyin solukluğuna tezat durdukça yükü artıyordu. Sevildiği tek yer, o çocuğun yanıydı; geri kalan herkes tarafından dışlanıyordu. Bu yüzden her salınımı, hâlâ “Buradayım,” diyen bir işaretti; görülmek için değil, varlığını inkâr eden dünyaya karşı.

Fakat o inatçı varlığın, sisteme karşı tek başına verdiği mücadele, bir bedel ödedi. Balonun direnci kırıldığında bile film orada bitmedi. Bu kez şehrin dört bir yanından, her renkten balonlar belirdi. Hiçbirinin kırmızıyla aynı sesi yoktu ama hepsi onun yokluğuna bir tür omuz veriyordu. Tek başına savrulan o çocuk, bu kez görünmez bir dayanışmanın içinde yükseliyordu. Belki de filmin asıl sözü buydu: Bir renk kaybolsa bile direnç fikri biçim değiştirerek yaşamaya devam eder. Yenilgi bile tamamen yenilgi olmayabilir; başka bir yerden, başka bir renkten sürer.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Didem Gürhan
Didem Gürhan
1983 İstanbul doğumluyum. Türk dili ve edebiyatı öğretmeniyim, aynı zamanda redaktörlük ve soru yazarlığı yapmaktayım. Çeşitli dergilerde birçok incelemem ve öyküm yayımlandı. Kırıklar Atlası adlı bir öykü dosyam bulunmakta. Bir kedi ve çocuk annesiyim.

POPÜLER YAZILAR