Küçük kız, gökyüzüne bakar gibi baktı ona. Adam, baktıkça uzuyor, sonu gelmiyordu. Yoruldu kız, “Dur!” dedi, “Daha fazla büyüme. Lütfen!”
Adam hafifçe eğildi kızın üstüne, korkarak geriye zıpladı kız. Yıkılan bir binanın gölgesi gibiydi adam. Kollarıyla kafasını korudu küçük kız ve Meryem annenin öğrettiği duayı okudu hızlıca…
Adam güldü kızın bu hâline, gök gürlemesine benzedi sesi, “Söyle bakalım,” dedi, “Benden bu kadar korkarken, seni buraya getiren nedir, küçük kız?” Omuzlarını dikleştirdi kız, kendi de buna inanmak ister gibi “Korkmuyorum!” dedi. Cesurdu…
Adam, bir adım geriye giderek inceledi küçük kızı. Boyu sadece diz kapağına kadar gelen kıza bakarken, “Daha önce hiç bu kadar küçük bir kız görmemiştim,” diye düşündü.
Altın sarısı, uzun, kıvırcık saçları vardı kızın, çilli suratında mücevher gibi parlayan kocaman mavi gözleri, noktayı andıran burnu ve minik bir kalbe benzeyen dudakları. Siyah mantosunun yakasından taşan, beyaz fırfırlı elbisesi, sarı çorapları ve siyah rugan ayakkabılarıyla, oyuncak bir bebeğe benziyordu bu kız.
Adam geri çekildiğinde, güneşi gördü küçük kız. Koca bir bina gibi dikildi adam ve ona dikkatle bakarken, hiç kımıldamadı yerinden. Yere düşmeden koca gövdesini nasıl taşıdığını merak etti, “Tıpkı Meryem annenin anlattığı masaldaki deve benziyor,” diye düşündü. Kara bir buluta benzeyen şapkası, yüzünü karanlıkta bırakan bir gölge gibiydi. Siyah, uzun paltosundan görünen gri pantolonu, upuzun kolları ve kocaman bir sandala benzeyen, deri siyah ayakkabılarıyla, tanıdığı herkesten daha büyük bir adamdı bu.
Adam, eğilip kızı kollarına almamak için kendini zor tuttu. Neden bilmiyordu ama onu diğerlerine yaptığı gibi korkutmak istemiyordu. Şimdiye kadar korkup kaçmamasına biraz da hayret ediyordu. “Bu küçük kızın kalbi, gövdesinden büyük olmalı,” diye düşündü.
Küçük kız, minik mantosunun cebinden, minik bir kağıt parçası çıkarıp okumaya başladı. Talimatları takip edercesine tekrarlıyordu;
-Şehrin ucundaki limana git.
-Limandaki yalnız, büyük adamı bul!
-Seni karşı kıyıya geçirmesini iste.
-Ona, seni Meryem annenin yolladığını söyle.
-Kırmızı kapılı evi bulduğunda, onunla vedalaş.
-Ve unutma! O eve yalnız girmelisin.
Okuduğu kağıdı cebine yerleştirip, adama baktı küçük kız, “Beni karşı kıyıya geçirmeniz gerekiyor, bunu Meryem anne istedi,”
Adam, bu ismi duyduğunda irkildi. Yıllar önce yaşadığı dayanılmaz ağrıyı ve Meryem anne denilen şifacı kadının onu nasıl iyileştirdiğini hatırladı. Kadın verdiği parayı kabul etmemiş, “Günü gelince, senin de bana bir yardımın dokunur. Adımı unutma yeter,” demişti.
“Demek o gün geldi,” dedi adam. Gölgesini de peşinden sürükleyerek, kıyıdaki eski bir tekneye doğru yürüdü. Küçük kız, adam onu çağırana kadar olduğu yerde bekledi. Yerdeki eğri büğrü taşlardan atlayarak tekneye ulaştığında, adamın yardımı olmadan çıkamayacağını gördü ve uzattığı ele tırmanıp, onu bıraktığı yerde sessizce oturdu. Karşı kıyıya yaklaştıklarında adam merakına yenik düştü. “Meryem anne nerede?” diye sordu. Küçük kız, doğru cevabı arar gibiydi… En sonunda, “Artık bizim dünyamızda değil,” dedi. Adam, kızın üzgün olup olmadığını anlamak istedi, oturduğu yerden kıza doğru eğildi. Küçük kız ilk kez adamın yüzünü tamamen gördü. Hiç korkmadı. Şapkasının altına gizlenmiş kocaman alnı, uzun burnu, ince çizgi hâlindeki ağzı ve kısarak baktığı için daha küçük hâle gelen kahverengi gözlerine merakla baktı, “Bu bir dev değil, olsa olsa iri bir erkek çocuğu olabilir,” diye düşündü. Yüzüne bakmaya devam ederken, “Onun bu dünyada olmaması, bizimle olmadığı anlamına gelmez,” dedi küçük kız. Adam düşündü. Geriye doğru çekildi. Bu kız düşündüğünden çok daha akıllı olmalıydı. Kıyıya yanaştıklarında, suya atladı ve tekneyi hiç zorlanmadan kuma doğru çekti. Kızın inmesine yardım etti ve ne diyeceğini bilemeden, köklenmek için sabırsızlanan bir ağaç gibi bekledi.
Küçük kız, heyecanla etrafına bakındı ve yolun sonundaki bahçenin içinde, kırmızı kapılı evi gördü. Tıpkı Meryem annenin anlattığı gibiydi. Adama döndü ve içtenlikle teşekkür etti. Adam kıza alışmıştı, ondan ayrılmak istemedi, “İstersen, seninle gelebilirim,” dedi. Biraz mahcup, biraz umutlu…
“Üzgünüm,” dedi kız. “Bu yol, benim yolum ve yaşayarak öğrenmeliyim. Sen yanımda olursan kendim olamam, seni de düşünmem gerekir,” Adam kızı anladı. Bunu kabullenmeliydi. “Eğer bana ihtiyacın olursa, nerede olduğumu biliyorsun,” dedi. “Biliyorum,” dedi küçük kız. Ona ihtiyaç duymayacağını da biliyordu. Meryem anne artık orada değildi ve onun geleceği kırmızı kapının ardındaydı. Küçük kız adama gülümsedi ve yürümeye başladı. Adam, hava kararıp, kız gözden kaybolana kadar, olduğu yerde kaldı. Kökleri denizin sularına karışana kadar bekledi.



