Gökyüzünde beyaz bulutlar…
Bazen gri oluyorlar ama havaya göre şekil aldıklarından, o da…
Öyle ya da böyle, hep oradalar değil mi?
Bazen dokunacakmışız gibi yakınından geçtiğimiz, bazen üzerimize tek bir damla su gönderen, bazen de gölge olup serinleten o bulutlar… İlk bakışta basit bir manzara gibi görünürler ama bence kendilerini anlatan çok şey vardır.
Hani bugün bir temsili bile var ya; “Buluta kaydetmek,” diyorlar.
Anlayana…
Bulut gibi olmak lazım aslında. Bunun bile bir felsefesi var: hafif, özgür; rüzgârın ve havanın peşinden gitmeye hazır…
Biz ise çoğu zaman yer çekimine fazlasıyla kapılmışız. Geçmişin yüklerini sırtlandıkça sırtlanmışız. Esnek değiliz, yer değiştirmeyi de pek bilmiyoruz. Kızmayın ama durum biraz böyle.
Oysa bulut nereye giderse gitsin, etrafına bir şey bırakıyor. Yoluna devam ediyor. Gölge oluyor, serinlik veriyor, bazen manzara oluyor. Hatta bazen yağmur olup hayat veriyor.
Biz de hafiflemeliyiz belki. Sadece ben merkezli olmadan, etrafımıza küçük mutluluklar saçmayı denemeliyiz.
Yolculuğun tadını çıkarmak gerek.
Sıkışıp kalmadan, gerektiğinde esneyip… Havaya göre…
Biraz sakin, biraz hırçın ama kendi varlığımızın farkına vararak. Çok da yüklenmeden, güne ve hayata uyumlanarak.
Bu yazı, “yerçekimini unutanlar için” küçük bir öneri olsun o zaman.
Evet… Bir bulut olsak hakikaten iyi olur.
Hem kendimiz için
hem birbirimiz için.
Bulut da yoluna böyle hafif hafif devam etsin o zaman…



