Günler, aylar, yıllar geçerken teknoloji hiç yerinde durur mu? Günbegün değişmek ve gelişmek durumundadır. Bize düşen de bu gelişmelere bir biçimde ayak uydurmaktır. Geçmişte taşları yontarak kesici aletler yaparken, günümüzde yapay zekâ tabanlı sistemler kullanır hâle geldik. Dünya içinde kurulmuş başka bir dünya şeklinde tanımlanabilecek olan ‘dijital dünya’ kavramı da yaşamlarımızdaki pek çok alanda yerini aldı. Bu yeni dünyanın bizlere getirileri saymakla bitmez. Ancak, bir de madalyonun diğer yüzüne bakmak gerek. Şimdi durup bir düşünün, günün kaç saatini ekranlara bakarak geçiriyorsunuz? Ufak bir iç hesaplaşma yaşamaya başladıysanız eğer, hadi kendimizi acımasızca eleştirelim!
Kabul edelim ki, yediden yetmişe her birimiz bu yeni dünyanın sakinleri, hatta mahkûmları olduk ne yazık ki! Dijital dünya hayatlarımızı kolaylaştırdı pek çok alanda, hakkını yemeyelim. Global haberlere anında erişebilmek mümkün mesela. Her türden bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Uçsuz bucaksız, sonsuz bir ansiklopedi gibi düşünülebilir. Günümüzde öğrencilerin uzak oldukları bir kavram olan ansiklopediyi; alfabetik olarak sıralanmış, pek çok kalın ciltten oluşan kitap seti olarak tanımlayabiliriz. Veri tarama sistemleri gibi. X kuşağı olarak adlandırılan nesil, yani 1965-1980 yılları arasında doğmuş olanlar, okul yıllarında ödevlerini yaparlarken külçe gibi ağır ansiklopedilerden faydalanırlardı. O ansiklopedinin kapağı bir kez açılmaya görsün, ilgi alanına giren diğer sayfalar da merakla okunurdu. Ödev konusu titizlikle kağıtlara yazılır ve böylece zihinlere de mıh gibi çakılır kalırdı. Başka bir kaynak bulmak da zordu, e yoktu ki internet! Günümüzde ise birkaç tuşa basarak aranan konu tüm detaylarıyla bulunuyor, gerekiyorsa yazıcıdan çıktısı alınıyor ve işlem tamam! Tamam da o bilgiler kaç kişinin belleğine yerleşip kalıyor acaba? Geldikleri hızla uçup gitmiyorlar mı? Zor ulaşılan daha değerli değil miydi kolay ulaşılandan? Başka bir örnek verelim; akrabalara, eşe dosta saniyeler içinde bir “alo” demek ya da onlarla mesajlaşmak harika elbette ama geçmiş zamanlarda yüz yüze, göz göze, can cana yapılan sohbetlerle bir tutulabilir mi hiç? Beraber geçirilen zamanların bir ruhu olurdu o yıllarda. Tatlı bir geleneğimiz olan Türk kahvesi muhabbetleri, kanlı canlı dostlarla, konu komşu ile yapılırdı. Şimdilerde ise malum sosyal medya hesaplarından, fincan fincan paylaşılan kahve fotoğrafları ve videoları eşliğinde içilmekte. X kuşağı bugünün teknoloji dolu dünyasına doğmadı belki ama sosyallik bakımından daha mı şanslılardı acaba diye düşünüyor insan. Bu kuşağın arkadaşlıkları sanal değil, gerçekti ve tartışmasız daha sağlamdı. Geçmiş zamanlarda toplum içerisinde, ‘kırmızı çizgiler’ olarak nitelendirilen, yazılı olmayan ancak alışılagelmiş bazı kurallar vardı. Örneğin; büyüklere saygı duyulur, küçüklere sevgi gösterilirdi. Günümüzde ise, ne yazık ki büyükler küçüklerin zorbalıklarına, küçükler de büyüklerin çeşitli tacizlerine maruz kalmaktalar. Nasıl bu hâle geldik? Ne oldu geçmişin sıcacık ilişkilerine? Mesela akşam haberlerini izlerken içiniz cız etmiyor mu? Toplum olarak öyle bir noktaya gelindi ki, kim kimi dolandırmış, kim kimi tartaklamış ya da kim kimi katletmiş başlıkları altındaki haberleri her gün duyar olduk. Bizim evde özellikle son yıllarda sık sık yaşanan olay maalesef şu: “ya sabır” çeke çeke haberleri izlerken, bir an geliyor ve dayanamayıp kanalı değiştiriyoruz. Açtığımız kanallarda da benzer konuları içeren onlarca dizi. Kan, şiddet, cinnet, cinayet… Senaryolar müthiş! Çünkü başka konular işlenirse dizinin reytingi düşer, maazallah! Özel hayatın mahremiyeti, hak, hukuk ve adalet mühimdi. İnsanlar birbirini korurdu, kollardı. Sahi, kendi ellerimizle mi sildik o çizgileri?
1981 yılı sonrasında doğmuş olan Y, Z ve Alfa kuşakları olarak adlandırılan gençler ve çocuklar ne yapsın şimdi? Tam olarak dijital dünyanın ortasına düştüler! Normalleri bu yani. Bu dünyanın içerisinde yaşamaya mecbur bırakıldılar. Onların suçu değildi ki bu! Farkında olmadan hapsoldular gerçeklikle iç içe geçmiş olan bu âleme. Oyunlarını bile çoğunlukla ‘çevrimiçi’ oynuyorlar. Bir daha asla geri gelmeyecek olan bugünlerini gömüyorlar sanal çukurlara. Dışarıda oynayan çocuklar ne kadar da azaldı, fark ettiniz mi hiç? Sokakta oynamak da ne demek? Oralar eskisi gibi güvenli değil ki! Doksanlı yılların sonlarına kadar neşeyle oynayan çocukların sesleri yankılanırdı mahalle aralarından. Gençler de parklarda arkadaşlarıyla toplanırlar, keyifli sohbetlerle güneşi batırıp dönerlerdi evlerine. ‘Gerçek’ bir sosyal çevreleri vardı, ‘sanal’ değildi hayatları. Kesinlikle çok daha mutlulardı günümüz çocuklarından ve gençlerinden. Belki de dünyada olup bitenlerden çok da haberdar olamadıkları içindi mutlulukları. Kim bilir? Bugün ise ilkokul çağındaki çocuklar ekonomi, politika, kadın cinayetleri gibi konulardan konuşur oldular. Çok üzücü! Gençler de genellikle alışveriş merkezlerinde buluşuyor, her birinin elinde birer telefon veya tablet, aynı masalarda oturup ayrı dünyalarda zamanlarını öldürüyorlar. Arada bir iki kelam ediyorlar birbirleriyle ama dakikalar içinde dijital dünyalarına, ekranlarının başına geri dönüyorlar. Sonuçta büyüklerinin dillerine pelesenk olmuş “Kızım/oğlum…” ile başlayıp; “Bırak artık şu telefonu elinden, gözlerine yazık.”, “Biraz da derslerine çalışsan.”, “Gerçek dünyaya ne zaman döneceksin?”, “Bizim zamanımızda…” şeklinde devam eden kalıplaşmış, serzeniş dolu pek çok cümleye maruz kalıyorlar. Gençlere tavsiyelerde bulunurken hiç dönüp de aynaya bakıyor musunuz? Bazen o dipsiz dünyanın labirentlerinde aylak aylak dolanırken buluyor musunuz kendinizi?
Yaşamlarımızın vazgeçilemez birer parçası haline gelmiş olan sanal dünya girdabının da katkılarıyla, kırmızı çizgilerin ne olduğunu yeni nesil hiç öğrenemedi, bilenler de ne yazık ki çoktan unuttular. Bugün; sosyal medyalarda ifşa edilen hayatlar, dün; özeldi, mahremdi. Bugün; insanların sadece çevrelerine karşı değil, bazen kendilerine bile tahammülleri kalmamışken, dün; toplumsal bir saygı, sevgi ve görgü çerçevesinde yaşanırdı. Dünün bayramlarında aile büyükleri ziyaret edilirken, bugün; birkaç günlük tatili kendince fırsata çevirenler, bir yerlere kaçar oldu. Hepimiz aynı trene binmişiz çoktan ve bırakmışız kırmızı çizgilerimizi türlü türlü istasyonlarda, farkında olmadan …
Aslına bakacak olursak, muazzam bir hırsıza dönüşmüş teknoloji. Asla geri gelmeyecek olan kıymetli zamanlarımızı çalıyor, varlığımızı çevrimdışı bırakıyor! Caddelerde, sokaklarda yürürken telefonunuzu bir süreliğine cebinize koymayı deneyin, yapabilirsiniz! Çevrenizdeki insanları şöyle bir gözlemleyin. Çoğu yaşamdan kopmuş, ellerine yapışmış olan telefonlarına bakmıyor mu? Sanal alemlere dalarak çevreyle tüm bağları koparmak nasıl da mantıksız geliyor düşününce. Acı ama gerçek; bu cihazlar artık elimiz, ayağımız gibi bir organımız hâline gelmiş. Koca dünyayı küçücük ceplerimize sığdırdık. Amma velakin, büyük resme bakacak olursak suratımıza tokat gibi çarpacak olanın özeti şudur: birbirimizden uzaklaşarak değerlerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Biz, biz olmaktan çıkıyoruz. Gerçek dünyamızdan kopup, sanal dünyalarda yaşıyoruz. Paralel evren gibi düşünün. Bedenlerimiz ve ruhlarımız farklı yerlerde dolanıp duruyorlar. Dijital uçurumun kenarlarında dolanırken benliklerimizi yitirmemiz ne kadar da ürkütücü!
Şimdi külâhları önümüze koyma zamanı. Dürüst olun kendinize. Öyle uzaklara da gitmeye gerek yok; kendi yuvanızda, ailenizle oturup, gözünüz ve ruhunuz ekrana kilitlenmeden, uzun uzadıya keyifli sohbetler yapıyor musunuz? Yoksa aynı odanın içinde ayrı dünyalarda mı yaşıyorsunuz her biriniz? Kırmızı alarm! Siz de bir mahkûmsunuz!
SANAL MAHKUMLAR
Parmaklarımızın ucunda koca bir muamma,
Kalabalık, cümle âlem yapay diyarlarda,
Sokaklar sessiz ve boş, çocuklar nerede?
Kaybolmuş benlikler, sonsuz labirentlerde,
Sığdırmışız kâinatı o dipsiz kuyulara,
Yapayalnız kalmışız, ördüğümüz kozalarda,
İki kelam ediyor musun dört duvar arasında?
Yoksa sen de mi dalıyorsun derin deryalara?
Kırmızı çizgilerimiz vardı geçmiş yıllarda;
Saygı, sevgi, görgü gibi, ne oldu onlara?
Hangi istasyonda unuttuk hayat yolculuğunda?
Ya da teslim mi ettik camdan diyarlara?
Ah be insan!.. Ah bu yeni dünya!
Ruhlar rehin verilirken zaman hırsızına,
Öldürdük insanlığımızı, neyin uğruna?
Sakinleriyken bir zamanlar bu evrenin,
Mahkûmlara dönüştük sanal dünyalarda.



