Köyün birinde, orta yaşlarda bir kadın yaşarmış. Bu köy, dünyanın tam ortasında, yemyeşil ve ortasından dere geçen bir köymüş. Etrafında dağlar varmış. Bu tablo bir yerden tanıdık geldi değil mi? Evet evet, tam olarak ilkokulda çizdiğimiz resimlerdeki gibiymiş. O büyük ağaca asılı bir salıncak bile varmış. Bu kadın her gün tahta sandalyesini alıp köyün ortasına otururmuş. Kimse kadına neden her gün orada oturduğunu sormaya cesaret edemiyormuş. Çünkü öyle bir oturuşu varmış ki sırtını sandalyeye her dayadığında burası benim bakışı atarmış. Bir gün, köyün ortasından ayrılmaya karar vermiş. Almış sandalyesini köyün en ücra köşesine koymuş. Ama köşeyi sarmaşıklar sarmaya başlamış. Sarmaşıkları sevmeye karar vermiş. Onlardan rahatsız olsa bile, her gün sulamaya devam etmiş. Ama kadını kabullenememiş sarmaşıklar köyün ortasına fırlatıvermiş. Sandalyesiyle kalakalmış yine kadın. Bütün köy tekrar kadını izlemeye devam etmiş. Kimileri seyretmekle kalmamış, kılıç ya da sopa uzatmış. Kadının ise kendini savunabilmesi için sadece bir kalemi varmış. Sandalyesinin bacağından oyup yaptığı bu kaleme çok güvenirmiş. Her kılıç uzatana “Senin değil o kılıç ,sen yapmadın o kılıcı,” deyip kılıcın üzerini çizermiş. Her sopa uzatana ise “Senin sopan çatlak,” deyip sopanın çatlak yerini bulup kalemini oraya sokar, sonra sopayı kırarmış. Etrafı giderek kalabalıklaşmaya başlamış. Bir gün artık kaleminin de yetersiz geldiğini düşünerek kalemini kırmış. Kalem kırılır kırılmaz sandalyesinin bacağı çıtırdamaya başlamış. Artık sandalyesinin de güçsüz olduğunu düşünen kadın gökyüzünden yardım istemiş. “Beni buradan yanına al. Ama yine tam köyün ortasında olayım,” demiş. Birden yağmur yağmaya başlamış. Yağmurdan kaçmaya çalışsa da başaramamış. Sandalyesini başının üzerine almış. Aralıklarından başına doğru sular akmaya devam etmiş. Delikleri kapatmaya çalışmış ama sandalye hiçbir şeyi kabul etmemiş. En sonunda pes edip damlalardan birine tutunmaya karar vermiş. Elini uzatmış, tam yakalayacakken damlaya ulaşmak için bulut olması gerektiğini anlamış. Bulut taklidi yapmaktan başka çaresi olmadığına karar verip kendini beyaza boyamış. Damla, sandalyeyi ve oyuğu fark edip “Hayır olmaz; senin bir sandalyen ve ondan yapılmış kalemin var. Sen bulut olamazsın,” demiş. Kadın çaresizce sandalyesinde oturmaya devam etmiş. Sandalyesinin bacaklarını oyup kalem yapmaya da devam etmiş. Yere düştüğünde fark edebilmiş kendisinin de bacakları olduğunun. Artık bir gücünün daha olduğunu anlamış. Ömrü boyunca bacakları ve kalemiyle savaşa devam etmiş. Ne savaşı bitmiş ne de gücü. Bulut ise yoldaşı olmuş.



