Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bir Turna’nın Kanadında

-Cahit Zarifoğluna Mektup-

Anadolu’nun bir şehrinden sana sesleniyorum. Sen seversin diye!

“Kıymet bilen insanlara zaafım var. Onlar incili kaftan, gerisi yamalı fistan,” diyordun.

Kıymet bilenleriniz çok olsun, diye edilen dualar vardır. Ben de sana yazmaya tam bu cümlenin gölgesinde başladım. Oysaki ben seni hiç okumadım. Ne bir şiirini ne de bir romanını! Hep başkalarının altını çizdiği satırlarda tanıdım.

Belki de edebiyat böyle bir şeydi; birinin az söyleyip diğerinin çok anladığı… Az söyleyen sen, çok anlayan ben! Sen birkaç cümle bırakırsın, yıllar sonra hiç tanımadığın, tanıyamayacağın insanlar senin cümlelerine yaslanır. Ve ben, önden gidenlerin izini sürmeyi, onların bıraktığı kelimelere yaslanmayı ne de çok severim.

Sanki beni besleyen, ehilleştiren görünmez bir damar var. Ben o damarın izini sürüyorum. Üstelik bunu bir zayıflık olarakta görmüyorum. Aksine daha güçlü daha cesur hissediyorum. Hani ‘kıymet bilenlere zaafım var,’ diyordun ya… Belki ben de o insanların arasına karışabilirim. Seni anlatmaya kalkmadan önce, sessizce seni duymaya çalıştım. 

İnsan gözlerini açtığı coğrafyanın rüzgarını, toprağının kokusunu ve ufkuna düşen gölgeleri ömrü boyunca taşır. Doğduğumuz yerler kaderimizin üzerine ince, silinmez çizgiler bırakır elbette. Senin satırlarında da bunu hissettim; doğduğun yerden çok durduğun yeri.

Kelimelerin sadece cümleye dönüşmüyordu; sessizliğin duman duman yayıldığı bir hâl.

Nasıl anlatsam… Ben Cahit Zarifoğlu diyorum, kalemim acz yazıyor. Belki de edebiyat böyle bir şeydi; birinin az söylediği, diğerinin çok anladığı… Az söyleyen sensin, çok anlayan benim…

Belki de bunun sebebi, satırlarında bir şairden, bir yazardan önce insanı bulmuş olmam. Gücünü haykıran insanı değil, eksikliğini bilen insanı…

Çoğu insanın gücüyle övündüğü bir dünyada, insanın neyin kıymetli olduğunu fark etmesi az şey değil. Ve ben bu acz hâlini seviyorum. Sen bana Acz’imi anımsatıyorsun. Çünkü acz bana insanın haddini, sınırını ve bu dünyadaki misafirliğini hatırlatıyor. Ben de sırtımda ne kadar yük varsa hepsini yol boyu bir bir bıraktım. Zaten insan, bu dünyadan acz hâlinde göçüp gitmeyecek mi?

Seni biraz da Turna Kuşu’na benzetiyorum. Her karşılaşmada kanadından düşen bir tüy buldum ama kuşun kendisini hiç görmedim. Çünkü Turna Kuşu da tıpkı senin gibi çoğu zaman görülmez, sadece sesi duyulur. Biraz başına buyruk biraz itaatkâr. Tıpkı senin gibi!

Her düşen tüy, sanki mürekkebini gökyüzünden almış bir kalemdi. Yere düşmeden önce şekilden şekile giriyordu. O tüylerden birer birer senin sözlerin dökülüyordu. Kimi zaman korkunç bir öfkeyle susan bir adam çıkıyordu karşıma. Kimi zaman, “Bir kalbiniz vardır, onu hatırlayın,” diye fısıldayan biri… Bir başkası içimde kaybolduğum şehirleri hatırlatıyordu…. Her tüy başka bir söze başka bir cümleye, başka bir duyguya dönüşüyordu. Ben ise bir bir senin sözlerini avuçlarımda biriktiriyordum. Sana senin sözlerinle ve bana bıraktıklarınla sesleniyorum. Benden sana! Senden bana!

Seni daha nasıl anlatabilirim bilemiyorum. “Kıymet bilen insanlara zaafım var,” demiştin. Zaafın olmayı dileyen bir okurun olarak, belki seni layık olduğun şekilde anlatamadım. Belki eksik kaldım, belki kelimelerim seni anlatmaya yetmedi. Ama kıymet bildiğimden şüphen olmasın.

Anadolu‘nun bağrından, kıymet bilen bir okurundan sana selam ve dua ile! Seni bulsun!

Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir
Bir şey vardı bana usul usul seslenen. "Küçük bir şehirden dünyayı görebilir, seslenebilirsin. Esas olan ruhtur." diyen. Sesin peşinden yürüdüm. O "Dünya" kitaplardı. Çantama aldığım bir ton kitapla ruhum yontulmaya başladı. Ben Bilge, Martin Eden'ın kadın versiyonu gibi hissediyorum kendimi. Bir kadının Bilgelik Yolculuğu ve bu yolun gönüllü işçisi. Ben, Bilge!

POPÜLER YAZILAR