Evden çıktım, ilçeye gitmek için otogara doğru ilerliyorum. Terminalin girişinde “Kazak, Şemkir, Şeki,” diye bağıran otobüs şoförleri beni karşılıyor. “Nereye gidiyorsunuz hanımefendi?” sorusu hemen ardından geliyor. Şabran’a gittiğimi söylüyorum. Her seferinde sağ olsunlar yol gösteriyorlar. Beni muhtemelen birinci sınıf üniversite öğrencisine benzetiyorlar.
Kassadan bilet alıp Şabran otobüsüne doğru gidiyorum. Oturacak yerime bakıyorum. Umarım bir teyze benim yerime oturmaz, yoksa kalkmayacak. Aynı senaryoyu defalarca yaşadım.
“Yer ne fark eder, otur gitsin.”
Cam kenarı bir yer bulmak için terminale erken geldiğimi anlatamıyorum. İşte, yerim güzel bir anne ve çocukları tarafından işgal edilmiş. Diyorum ki; “Hanımefendi, burası benim yerim.”
Kadın ise diyor ki; “Aslında biz önde oturmalıyız ama çocuklarla oturmak biraz zor.”
Yer değiştirmeyi teklif ediyorum, şoför koltuğunun arkasında cam kenarına oturuyorum. Yine cam kenarı.
Oturduktan sonra anne ile kızlarının sohbetine kulak misafiri oluyorum. Küçük kız çok akıllı. Annesine diyor ki; “Anne, yirmi üç yaşımda kendi evim olacak.”
Annesi gülüyor. “Kızlar tek başına yaşayamaz.”
“Neden anne?”
“Çünkü aileleri izin vermez.”
Küçük kız buna katılmıyor. Birinin omzuma dokunduğunu hissediyorum. Aynı kadın. Diyor ki; “Güzel kız, kaç yaşındasın?”
“Yirmi…”
“Peki söyleyebilir misin, ailen tek başına yaşamana izin verir mi?”
“Öğrenciyim, kirada kalıyorum,” diyerek gülümsüyorum. Sonra ekliyorum, “Eğer ev alacak bütçem olursa elbette tek yaşarım.”
Anne gülerek, “Öyle deme kızım,” diyor.
Durumu yumuşatmak için kıza, “Sen de büyüyünce öğrenci olunca tek yaşarsın, bacı gibi,” deyip susuyorum.
Yaşanan küçük bir diyalog beni düşünmeye sevk ediyor. Kızlar ve erkeklerin yetiştirilmesinde konulan farkı düşünüyorum. Bir kızın söylediği şeyleri, bir erkek söyleseydi ona destek verilirdi. Ancak kız çocuklarında durum değişiyor. Onun bu isteği yanlış bir arzu gibi gösterilmeye çalışılıyor, bastırılıyor.
Sindrella kompleksini hatırlıyorum. Sindrella kompleksine göre kadınlara küçük yaşlardan itibaren karşı cinse muhtaç olma fikri aşılanır. Daha hassas yetiştirilir; kızlar için birçok şeyi kardeşi veya babası çözer.
Bu da kızlarda gelecekte hayata uyum sağlama, iş yerinde stres ve depresyona neden olur. Hatta çalışan kadınlar bile bir gün bu sıkıntının biteceğini, evlenince rahatlayacaklarını hayal ederler. Evet, “rahatlık.”
En güçlü kadınlar için bile çalışmak ve iş stresiyle başa çıkmak erkeklere kıyasla çok daha zordur. Toplumumuzda eğitimli, işi gücü, parası olan ama evlenmeyen kadını başarısız gören bakış açısı ve diğer kadınların ona acıyan gözlerle bakması bunun açık bir örneğidir. Az önce bunu kendi gözlerimle görüyorum.
Kızları Sindrella gibi değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bireyler olarak yetiştirmeliyiz, diye düşünüyorum. Yardım almak iyidir, ancak yaşamak için birine yaslanmaya ihtiyaç olmamalıdır.
Çalışmak kadınlar için bir ayrıcalık ya da bir işkence değil; hayatın kendisidir. “Kız çocuğunun okumaya ihtiyacı yok, zaten evlenip gidecek,” düşüncelerinden kurtulmak gerekiyor. Kızların da ağaçlara çıkmasına, bisiklet sürmesine, düşmesine ve kendi kendine ayağa kalkmasına izin verilmeli. Zor durumda sorumluluk almayı öğrensinler. “Beni bir prens gelip kurtaracak,” düşüncesiyle büyümesinler.
Bu arada küçük kızın sesi arkadan geliyordu, yapay zekâdan bahsediyordu.



