Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bazı Kırmızılar Vardır

Gücün Sessiz İmzası

Kırmızı, kusursuz simetrinin tam kalbine yerleştirilen küçücük bir sapmadır; alamet-i farikamızdır.

Hepimiz biliriz o rengi.

Çocukluğumuzun saf çizimlerinde, kırmızı çatısıyla kurduğumuz ilk hayallerin rengidir. Büyümeye duyulan o ilk masum arzu, annemizin kırmızı rujunu sürüp aynanın karşısına geçtiğimiz anda, büyüklerin dünyasına atılan o çekingen ama cesur adımdır.

Okul sıralarında dahi, sesimizin duyulmasını istediğimiz her yerdeydi. Notlarımızın dikkat çekmesi, bilgeliğin kendini belli etmesi için başlıkları hep kırmızı kalemle atardık. Kırmızı kapaklı bir defter, nedense, daima daha özel bir hikâyenin başlangıcını fısıldardı.

Kırmızı; yalnızca bir renk değil, bir iddiadır. Cesaretin, hayat damarlarımızdaki kanın, tutkulu aşkın ve bir kadının kendisiyle yaptığı en güçlü sözleşmenin rengidir.

Öyle ki, çiftli dansların o kadim ritüelinde bile dengeleri belirler: Kadın kırmızıyı seçer, erkek ise siyahı. Kırmızı adımı duyurur; siyah ise o adımı dinler.

Bir kadın, en kötü haberini almış bile olsa, kimi zaman aynanın karşısında gözyaşlarıyla dik durmaya çalışırken bile, kırmızıya uzanır. O kırmızı ruju sürdüğü an, sanki savaş boyalarını sürmüş gibidir. Yüzündeki incecik o kırmızı çizgi, kaybedilmiş bir günü kazanma arzusunun, ruhundaki zafer ateşinin yansımasıdır.

Gerçekten savaşmak için mi? Yoksa sadece kendisini daha güçlü durduğuna ikna etmek için mi? Hangi amaçla olursa olsun, o rengi seçtiği an, ayağa kalkar.

Kırmızı, hayata yönelik “Buradayım ve bu hayatın bir parçasıyım,” deme biçimimizdir.

Bazen dudakta sadece ince bir çizgidir, bazen bizi sarıp sarmalayan sıcacık bir kazak. Kimi zaman avuç içimiz kadar küçük bir oje şişesinde, bir kurdele ya da tokada saklanır. Bu küçük dokunuşlar, göründüğünden çok daha fazlasıdır. Çünkü küçük zaferler, büyük adımların provasını yapar.

O an, kendine sessizce söylenen bir teşekkürdür: “Ben de varım.”

Önce kendine görünür olmak ister. Çünkü bazen en büyük mücadele, başkalarının değil, kendi varoluşunun farkına varmakla başlar.

Elbette, bir de dillere destan aşkın rengi vardır, kırmızı. O, en unutulmaz hediyelere, en özel anlara can veren, hayat katan renktir.

Ancak kırmızı, yalnızca bir rujda ya da gülde değildir. Bazen en büyük gücü, bir kadının kararlılığında gizlenir:

“Buradan sonrası benim kırmızı çizgimdir,” diyebilmek.

Çünkü kendine sınır çizebilen, kendi değerini ve alanını ilan edebilen, “Ben buradayım ve bu benim alanım,” diyen kadınların ruhudur kırmızı.

Sonra kırmızı topuklu ayakkabıları geçirirsin ayağına… Kimse fark etmese de o ayakkabılarla kendi hayatının ritmini yeniden kazanırsın.

Çünkü o tok ses…

Yere değil; yeniden hayata basar.

Kimine tek bir kırmızı gül bile yeter. Çünkü kırmızının, bu hayata dokunmak için bin bir sebebi vardır.

Bizim için kırmızı, çoğu zaman beyazın yanında durduğunda anlam kazanır; göğsümüzde dalgalanan bir nefes olur. Umudu, mücadeleyi, kendi ayaklarımız üzerinde duruşumuzu hatırlatır.

Benim için ise kırmızı, sarının yanına konduğunda aşkı simgeler. Bazen de yılbaşı ağacındaki kırmızı bir cam topun yansımasında, yüzümün gülümseyişini hatırlatır. Küçük ama… mutlu olmama yeter.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR