Cümlelerin umutlu olanları, cıvıltılı olanları, kelebek gibi uçup uçup kalbimize konanları, tomurcuk çiçeklileri, mis gibi taze ekmek kokanları da var biliyor musun? En sevdiklerim onlar benim. Elimden gelse, sabah akşam sadece bahar dalını andıran cümleler kurmak, her gün birinin yakasında olmak isterdim. Sanki hiç derdim tasam yokmuş gibi, hiç üzülmemişim, yara almamışım, hayalimin kırığı hiç kalbime batmamış, yürekten katıla katıla hiç ağlamamışım gibi beni karanlıklardan kurtaran, dünyamı aydınlatan, yaşamayı yeniden sevdiren cümleler gezinip durur zihnimde sık sık.
Onlara nasıl sarıldığımı görsen şaşarsın. Yeniden başlamakla, her şeyin daha iyi, daha güzel, daha anlamlı olacağını müjdeleyen, o gözle göremediğimiz, dokunup tutamadığımız ama güneş ışığının sırtımızdaki sıcaklığını hissetmek gibi hissettiğimiz, umutlu her şeye böyle cümleler kurulur.
En çok da hayal kurarken. Ama sonra düşünceler zihninde uçuşup durur, yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Güvenli limanda, tanıdık, bildik o yerde çakılıp kalır, her gün oturulan o koltukta, çayını içmeye devam eder insan. Hayaller de hayal olarak kalmaya devam eder. Ne yazık.
Arada bir bizi yoklar ve sonra yine giderler. Kim bilir ne çok hayal ne çok yeni başlangıç,
böyle heba olup, gidiyor hayatlardan. Bunca güzel hayalin sırf cesaret edemediğimiz, o ilk adımı atamadığımız, kendimizi ve sahip olduğumuz o konforlu alanı korumaya çalıştığımız için orda asılı durması, can yakıcı değil mi?
Cesur olmadan, risk almadan, b planı yapmadan, cüret etmeden, bahaneler bulmadan, tembellik etmeden, kendi hikâyemizde başrol oynamak yerine, başkalarının yazdığı bir hikâyede figüran olduğumuzu fark etmiyoruz bile.
“Şimdiki aklım olsa,” diye başlayan cümleler kurarız durmadan. “İmkânım olsa,” der, topu kadere atarız. Oysa şimdiki aklın var işte. En önemlisi de şimdi var, şimdi varsın. Belki hepimize yeni bir başlangıç gerekiyordur o ilk adımla başlayan…



