Başlangıçların ve bitişlerin ortak rengi.
Yeniden başlarken zihnimizde beliren boşlukla, yaşamın sonunda bizi saran kumaşın aynı renkte olması ne tuhaf. Belki de beyaz, yalnızca bir renk değil; bir geçiş alanıdır.
Yasın rengi siyah kabul edilir; oysa ilk başta beyazdır yas.
Siyah, içinde her rengi barındırır. Renkler tek tek görünmez ama hepsi içindedir. Beyaz ise her rengi, her ışığı yansıtır; hiçbir şeyi içine almaz.
Bu yüzdendir ki yasın evreleri inkârla başlar. Kayıp fikri, aklımızdan ve kalbimizden başka her yere uçar; uzay boşluğunda dolanır ve zamanı gelince dönüp yerine yerleşir.
Leke gösterir, kolay kirlenir ama ferahlık, aydınlık verir. Hassasiyet, özen ve dikkat gerektirir.
Soğuk renktir ama yeteneklidir.
Mesela; kar taneleri sesi yutar, kar yağdığında etrafa huzurlu bir sessizlik yerleşmesinin sebebi bundandır. Hiçbiri birbirine benzemeyen kar tanelerinin bu özelliği, muhteşem görünümlerinin ötesinde, yaradılışlarının büyülü amaçlarından yalnızca biridir.
İnsan beyazı örnek almalı yerine göre.
Kendisine ait olmayan bir duyguysa, onu karşısındakinde bırakabilmeli. İçine akmasına izin verirse grileşir; zamanla siyahlaşabilir.
Ve insan, yerine göre sessizleşebilmeli ki kalbini ve ona sunulmuş eşsiz dünyayı duyabilsin.
Her renk gibi, beyaz olmak da emek ister.
Ve zaman.



