Uçtu uçtu, Ömür uçtu. Hoop, yuvarlan. Hoop yuvarlan. Yatak kocaman. Fırlat. Bi’ daha. Fırlat. Bi’ daha. Ömüür, uçtu uçtu. Yatak yayla gibi. Duvar köşesi kuytu. Yuvarlan. Uyku vakti. Yuvarlan. Yatak arsa gibi.
Bu kadar mı?
Bu kadar.
Bu ne biçim hikâye? Önü yok, sonu yok. Hem tashih gerek.
Sen kestin önünü sonunu. Daha ilk yılım. Bana kalan bu.
Haşa, keski miyim keseyim? Fazlalıkları eledim.
Madem beğenmedin… Sen anlat o hâlde.
Yatak daracık. Ömür küçücük. İki koca beden. Arada ezilir. Uyku ölüm gibi. En iyisi duvar dibi. Nasılsa sığışır. Uyumaya ikna olmuyor. Yuvarlarsak yorulur. Oyunsuz uyumuyor.
Oyunumu ne hakla kesersin?
Henüz toydum, keskindim… Ama güldün, eğlendin.
Sahi, gülmüş müydüm?
Hem de nasıl!
Nasıl?
Kıkır kıkır.
***
Ellerim kocaman. Parmaklarım iri. Bakıyorum bacaklarıma. Ayaklarım var uçlarında. Çok büyük, çok. Sığamam. İki koca popo arasına… Bir bacak sığdı. Öbürü üstünde. Yamuk yumuk. Kollar lastik, çaprazlama. Küçük anne, büyük anne… İmkânı yok, sığamam. Şaşırmış bunlar! Bedenim kocaman.
Baştan sona safsata!
Lafa bak! Öyleyse doğrusunu sen anlat.
Ömür ziyarette. Bir anı kalsın. Makinede film var. Aman yanmasın. Geçin şöyle koltuğa. Ömür de aranıza… “Anneler! Gülümseyin, çekiyorum. Ömüür, bak kuş uçtu. Ömüür, bak kuşa bak. Çekiyorum.” Flaşş!
Fotoğrafı gördüm. Gülmüyordum. Ağzım açık. Gözlerim patlak. Şaşkındım. Sığamadım.
Sahi Ömür, konuşamıyordun. Hangi sözcüklerle düşündün?
Sözcükler yoktu. Hissettim.
Nasıldı?
Sıkış sıkış.
***
Uyku ömür kaybı. Oyun uzatır… Sesler şen, sesler şakrak. Gülüyorlar. Oyun mu var? Hem de bensiz! Çabuk uyan, haydi kalk. Sıcak, çok sıcak. Don atlet. Önce terlikler. Yere basamam, yasak. Ağır ve tahta. Yürü. Tak, tak. Koridor uzun, upuzun. Ucunda oyun. Tak tak. Duvarda delik. İçinde gökkuşağı. Tak tak. Yeşil, mavi, pembe, sarı. Hatta yavru ağzı. Şeker mi bunlar? Sok elini. Çek kopar. O ne? İçim tuhaf. Çok tuhaf. Bırakmıyor. Tutma beni şeker! Canım acıyor. Mavi, her yer mavi. Bırakmıyor ki. İçimden mavi geçiyor. Terlik güm. Tak tak. Mavi düş. Kıvrıl mavi. İşte şimdi… Mavi öl.
Ne kadar da abarttın!
Söyle, neleri attın?
Sadece basit bir ev kazası. Tahta terlik kurtardı. Şeker değil, kablo. Delik değil, priz…
Sesler… Sesleri unutmadım.
Nasıldı?
Cızır cızır.
***
Aman kuşlar, canım kuşlar. Kuşlar aç. Aç karnına uçamazlar. Kuşlara gidelim, kuşlara. Mamalar kuşçu amcada. “Kızım, kuşlar uzakta. Eminönü’ndeler.” Evin önü uzak mı? Olsun, gidelim. Ben uzağa giderim. Titrek dudak, sulu gözler. “Kuşlara mama verelim. N’olur baba, gidelim.” “Ah gariban kızım, gel baba kız kuşlara gidelim.” Anne yok. Vah zavallı Ömürcük! Kuşlar, uçun kuşlar. Artık karnınız tok… Anlat bakalım keskin törpü. Kırıntılar sende saklı. Hiç annesi Ömür’ü bırakır mı?
Bırakmadı. Sen gittin kuşlara. Döndün; sardı, sarmaladı. Bunlar sende yok mu?
Senin suçun! Kırpa kırpa vuslatı kırpmak senden başka kime yaraşır? Bana kalan kuşlar. Bir de havalanışlar. Karınları tok, tüyleri pek.
Nasıllardı?
Uçuş uçuş.
***
Ömür, hani saçların at kuyruk, kırmızı bir tişört. Hani fırfırlı kısa şort. Ellerin havada. Çemberin ortasında. Teyzeler alkışta. “Ooh, yandan yandan. Biraz da şöyle oyna Ömür.” “Hadi kızım, kıvır kıvır.” Kadrajda aynı şaşkın yüz. Ağzı yine bir karış. Suratından düşen bin parça. Bildin mi?
Bilmem mi? Oyun vardı sokakta. Susadım, kanmaya geldim. Aman ne göreyim. Süslü püslü teyzeler, bangır bangır teyp çalar. Tabaklar sıyrık, limonatalar soğuk. Oyun sokakta beni bekler. “Anneee, suuu.” “Önce biraz oyna kızım. Hadi, teyzeler bekler.” Beklesin onlar, top beklemez. Top yakar. İp dolanır. Gitmem lazım… Salmadılar. Zorla oynatıldım. Memnuniyetsizliğim bundandır.
Helal olsun Ömür. Tam isabet.
Pek yontamamışsın. Ne o! Yoksa köreldin mi?
E yaş ilerledikçe haliyle…
Sormadan söyleyeyim. Şarkıyı hatırlayamadım.
Orası gereksiz ayrıntıydı. Attım gitti. Sende ne kaldı?
Şıkır şıkırdı.
***
İtiraf ediyorum Ömür, zamanla körelmişim.
Artığından kalan, şimdiye kadar… Avucumda kırıntılar. Artık karar benim elimde. Dilediğimi atarım, dilediğimi tutarım. Güzellikle ayrılalım.
Var mısın bir yarışa? Adım adım gidelim. Kazanırsan, giderim.
Varım. Başla bakalım.
Karşı sınıfta çocuk. Çocuk hepten çirkin. Yüzü bütün ergenlik. Gözlükleri şişe dibi. Kafası mumya gibi. Sarım sarım sarılmış.
Çocuk çirkin ve tatlı. Kaza geçirmiş zavallı. Bandaj bandaj üstüne. Mumya diyorlar ona. Mumya baktı bana. Zil çaldı. “Haydi sınıflara, haydiii!” Sıraya geçerken yürek ağızda. Baktı. Hem de güldü sanki. Ya da gülmedi. Belki gazlı bez kıvrımı… Yürek kıpır kıpır. İlk aşk hiç törpülenir mi?
Yol uzun. Otobüs eski. Dokuz saat… Tıngır mıngır. Ömür, hüngür hüngür.
Sukutuhayal. Kırık kırık.
Koliler, gazeteler. Eski ve sarı. Toplan! Kalma burada.
Döndüm eve. Sonra yine… Defalarca, sar baştan.
Ya düğün? Ya cenaze?
Her detayı benimle.
Devamı var, hacet yok. Epey paslanmışım. Sen kazandın, ben mağlup. Biraz zaman ver bana. Tam ustalık dönemim. Ben kör, sen topal. Az da olsa işe yararım.
İstemem. Sana güven olmaz. Tut derim atarsın, at derim tutarsın. Yollarımız ayrı artık. Edebinle kınına dön.
İhtiyacın olursa…;
Olmaz artık. Beni merak etme.
Peki öyleyse, dilerim uzun bir ömrün olur. Ömür bu, bakarsın yine… Belli mi olur? Kınımda işim ne! Bilenirim. Yepyeni, ilk günkü gibi, keskin ve parlak. Çok yaşarsan… Belki geri dönerim. Ne var ne yoksa, sil süpür. Mis gibi… Ne dersin?
Allah saklasın! Yetmedi mi yonttuğun? Kuş kadar bıraktın. Toz ettin ömrümü! Toz ol törpü!



