Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kırmızı Balık

Kırmızı balık gölde kıvrıla kıvrıla yüzüyor.

“Sizinle serginizde tanıştığım andan itibaren, çevrenize yaydığınız enerjiye hayran kaldım. Mesleğini ustalıkla yaptığını düşündüğüm insanlara mikrofonu uzattığım podcast programıma sizi de davet etmek istiyorum. Davetimi kabul ederseniz çok sevinirim.” Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle tekrar tekrar okudum mesajı. Beni programına davet ediyordu; bunca yıldır hiç bir bölümünü kaçırmadığım, hayran olduğum onca insanın yer aldığı programa. Hayatta kendime çizdiğim yolda ilerliyor ve kendimle gurur duyuyordum, mutluydum. Geçen ayki dergide, hakkımda yazılmış övgü dolu yazıyı da kalbim mutlulukla çarparak okumuş hemen bir kopyasını annemlere postalamıştım. Babam en sevdiği yerlerin altını çizmiş, çalışma masasının yanındaki panoya iğnelemişti yazıyı: “… Yılın en beğenilen sanatçısı ödülünü alırken yaptığı konuşmada, tüm salonun, onun büyüsüne kapıldığını söylemek yanlış olmaz. Bir kadın olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirmiş; evlenip çocuk sahibi olmayı, kadının mutluluğunun koşulu olarak görmediğini anlatmıştır. Dayatılmış hayatların değil, kendi hayallerinin peşinden koşmalarını önererek, kendisini dinleyen pek çok genç kadına ilham vermiştir… ” 

Balıkçı Hasan geliyor, oltasını atıyor

Heyecandan yerimde duramıyordum. Anlatacaklarımı hayal ederek evin içinde volta atıyordum âdeta. Çıkıp biraz hava almak iyi gelirdi.  Biraz yürür, sonra oturup bir kahve içer, bir şeyler okurdum. Portmantonun aynasında, olmazsa olmazım kırmızı rujumu sürdüm, çantamı alıp dışarı çıktım. Çevre sokaklarda kısa bir yürüyüşün ardından, sevdiğim kafelerden birine girdim. Kahvemi sipariş edip masaya oturduğumda, adımın seslenildiğini duyarak başımı kaldırdım: “İnanamıyorum seni burada gördüğüme,” diyordu karşıdaki; hoş yüzlü, düzgün giyimli, apaçık ilgi çekici biriydi. Bir anlık şaşkınlığın ardından onu hatırlayabildim elbette. Akademi yıllarımdan, çok kısa bir ilişki denemesiydi o. Nedense sürdürmek istememiştim, ismini koyamadığım bir huzursuzluk vardı o yıllarda içimde ona karşı. Okul bittikten sonra bir daha iletişim kurmamıştık.    

“Ah, selam! Hala burada yaşıyorum ben.”

“Çok iyi görünüyorsun. Hiç değişmemişsin, her şey hatıralarımdaki gibi sen ve kırmızı rujun.”

“Sen de iyi görünüyorsun.”

“Masana oturabilir miyim? Tabii eğer birini beklemiyorsan.”

Kırmızı balık dinle, sakın yemi yeme

Beni gördüğü için çok sevinmiş, benimle konuşmayı istediği o kadar çok şey varmış ki! Okul bittikten sonra Fransa’ya taşınmış. Paris’te sahip olduğu hayat, başarıları, ortak iş yaptığı isimler, gelecek projeleri, tüm anlattıkları kulağa epey hoş geliyordu. Bunların hepsini bana da göstermek istermiş, acaba Paris’e gelmek ister miymişim onu ziyarete? Ben neler yapmışım? Vaayyy, sanatçının bir genç kadın olarak portresiymişim. Kimin podcast programı? Hmmm, hiç duymamış Fransa’dayken. Hangi galeri? Bu ülke koşullarında ancak bu kadar olurmuş. Saatlerce konuşmuştuk, sanırım. Benim de ona ilgim artıyordu. Neden sürmemişti aramızdaki? Sürseydi, Paris’e taşınmış olur muydum onunla? Peki ya şimdi olur muydu? Aslında hoş biriydi. Pişmanlık duyar gibiydim önceki kararımdan, onun çağrısının peşinden gitmek bir ihtimal olarak aklımın bir kenarına ilişmişti. Neden olmasındı? 

Balıkçı seni tutacak, sepetine atacak

Sandalyesini çekip öyle yanaştı ki yanıma, artık o konuşurken nefesinin sıcaklığını yüzümde hissetmeye başlamıştım. İtiraf etmeliyim, içimde ılık bir arzu dalgası uyandırmıştı. O da bunu fark etmişti; ilgisinin ve yakınlığının dozunun çok arttığını ayırt edebiliyordum. Derken, hayatına girip çıkan kadınları anlatmaya başladı her nedense; onların nevrozları, zayıflıkları ve gülünç halleri üzerine örnekler arttıkça artıyordu. Elbette o hiçbirine değer vermemiş, çünkü bunca yıl aklında hep ben varmışım. Benim gibi bir kadınla bir daha hiç tanışmamış. Beni gökte ararken yerde bulmuş.

Kırmızı balık kaç kaç

Etrafımı saran efsunlu sisin içinde tebessümle ilerlerken, sözün geldiği bu noktada, bir duvara çarpmış gibi hissettim kendimi. Gözlerimi ovuşturup dikkat kesilince, “işte ben” diye dalgalanan o koskoca kırmızı bayrağı gördüm. 

“Sen ne cüretle kadınlar hakkında böyle konuşabiliyorsun?”

“Canım, onlar senin gibi değillerdi. Sen çok fark…”

“Ben bir kadınım.”

“Bizler farklı insanlarız. Sanatçıyız biz. Sıradan insanlarla mutlu olamayız. Mutluluğun formülü çok açık: Bir sen, bir ben, bir de…”

Masadan öfkeyle kalkarken birer birer belirmeye başladı zihnimde neden sürmediğine dair sayısız örnek. O zamanlar ismini koyamadığım huzursuzluğun ne olduğunu anlamıştım sonunda. Yemin ardındaki olta göz alıcı parlaklığıyla çok net ayırt edilebiliyordu şimdi gölün durgun sularında.

Çiğdem Yeşilleten
Çiğdem Yeşilleten
Kelimelere dökmenin anlamın yaratılmasındaki gücüne inanmakta; anlam yaratmanın yollarını gerek yazarak, gerekse mesleğinde danışanları ve öğrencileriyle uzun yıllardır yeniden yeniden öğrenmektedir. Bütünü olduğu kadar detayları da sever. İç dünya ve dış dünya arasında gidip gelen yollardaki izleri merakla takip eder.

POPÜLER YAZILAR