İnsanoğlunun yazgısında vardır; neden var olduğunu sorgulamak ve bu sorgunun içinde kaybolmak. Bu soruyu sorduğunuz andan itibaren bambaşka kapıları da açarsınız çünkü var olmanın tek bir anlamı yoktur. Sorunun hüznüne de aldanmayın lütfen… Yaşadıkça, hissettikçe, sevdikçe şekillenen anlam kazanan, sadece nefes almaktan ibaret olmadığını, fark etmek, bağ kurmak ve çokça da iz bırakmak olduğunu hatırlatır size. Hayli uzun bir cümle oldu, yoksa kafanızı mı karıştırdım?
Karışmasın…
Daha afili anlatayım; yani bir çiçeğin varoluşu güzelliğiyle, bir nehrin var oluşu akışıyla, bir insanın varoluşu ise anlam arayışı ile tamamlanır. Çoğu zaman sorarım kendime belki de var olma nedenimiz, tek bir büyük amaç için değil de küçük anların toplamıdır; birine iyi gelmek mesela kendini keşfetmek, korkularına rağmen devam etmek, gülmek, ağlamak, yeniden denemek…
Peki ya benim var olma nedenim nedir?
Sevmek, özgür olmak (kimsenin mahremiyetini işgal etmeden inşallah), huzur ve üretmek… Ben yenilgilerimi, acılarımı, öfkelerimi, çıkmazlarımı, incitilen gururumu, ezilmeye çalışılan onurumu hepsini bu dünyada iyi yaptığımı düşündüğüm şeye; mikrofona, kitaplara ve kaleme akıttım. Gördüm ki dizlerini döverek, karanlık odalara kapanarak, sürekli ah ederek geçen zaman bana zarar bana zul. Ömrüm heba, kalbim yalnız… Sonra? Sonra berkinmek hakkımı kullandım ve şimdilerde çiçeklerim dünyayı dolaşıyor.
Hadi kırıldığınız yerden çiçek açma hakkınızı kullanın. Mutlaka ömrünüzün tüm kapılarını açan bir anahtar vardır. İnandığınız, güvendiğiniz insanlar demiyorum; kendinize bakın siz sizde neye inanır neye güvenirsiniz? Dünyanın en büyük varoluş sorusunu soruyorum; neye?
Hiçbir şeye inanmıyorsanız siz olarak dünyaya gelmek bile büyük anlam değil midir?
Her defasında anlamların peşinde koşmadan bir soluklan ve sakince gülümse; dünyaya geldiğin anda senden önce milyonlarca ihtimal vardı. Ama sen, tam olarak “sen” olarak var oldun. Bu senin nahif gönlüne değmez mi? Bu uzun ve çiçekli bir yol; nasıl dikensiz düşünürsün… Unutma lütfen, herkes varoluşunu, tutunduğu dalı, inandığı dağları kendi yazıyor. Kar yağınca vazgeçmek ne ola ki? Ve bir gün geriye baktığında -ki arada bakmak lazım- şunu fark edersin “Benim var olma nedenim, yaşadığım her şeydi.”
Bu defa içinizdeki kırıklardan sızan çiçeklere de sevgiler…



