Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kırgın

Kadının gözünün önünden bir film şeridi gibi geçmişti hayat. Hani şu filmlerde hep ballandıra ballandıra anlatırlar ya, “gözümün önünden film şeridi gibi geçti” muhabbeti. Gerçekten de öyleydi! Yaşarken anlamadığı, hatta pek çok insanın “Aman başımı ağrıtmayayım,” diyerek kilometrelerce uzaktan teğet geçtiği o yüzleşme anlarıydı burası.

Kendi kendini değersizleştirdiği ne kadar gereksiz otoban varsa hepsinden U dönüşü yaptığını fark etti. Kendi değerini yeniden hatırlamıştı. “Bunu şimdi kime anlatmalı?” diye düşündü. Kime anlatsa ruhu doyardı ki? Ya o ruhundaki devasa boşlukları neyle doldurabilirdi? Tabii ki dolduramayacağının bilincindeydi; o boşluklar hatıra olarak kalsındı, zararı yoktu.

Uzun zamandır sigara içmiyordu. Gitti, bir sigara aldı eline. Sanki tüm o hayatın sillesini dertlerini içine çekip, dumanıyla gökyüzüne üflüyormuş gibi derin bir nefes çekti. O an acayip hissettirdi doğrusu. Sonra kendi kendine sırıttı. Yıllar önce de biliyordu bu ruh. Bir duruşa sahip olmak, öyle her rüzgâra kapılmadan dümdüz bir çizgide yürümek acayip zordu. Artısından çok eksisi vardı üstelik. Çünkü hayatta en nefret ettiği, adını duymak bile istemediği o lanet kelime vardı: Konfor alanı. Bir zamanlar köşe kapmaca oynadığı, içinde hamak kurup yatmak istediği o tembellik vahasından bahsediyordu. Sonra vicdan muhasebesi bayrağını açmış ve “Çık dışarı!” diyerek kendini o konfor alanından şutlamıştı.

Kime anlatacaktı şimdi kendini? Kim onu, onun kadar iyi anlayabilirdi ki? Zaten çoğu zaman kendisi bile kendini çözemezken başkasından bunu beklemek büyük lükstü. Bir gün, pek tanıdık sayılmayan biri ona demişti ki:

“Sen etrafındakilere Hızır gibi yetiştin ama iş sana yardım edilmesine gelince kaleyi taştan örüyorsun!”

Acaba kadın milletinden olduğu için miydi? Yoksa “Sen sessiz ol, idare et,” denilerek mi büyütülmüştü de kimseden yardım istemeyi, minnet eylemeyi öğrenememişti?

Aman, kim takardı! O kadar çok düşünmüş, o kadar çok zaman tünelinden geçmişti ki artık bu didişmeler sıradan geliyordu. Dışarıdan bakan akıllılar ise arkasından şöyle diyordu kesin: “Ne rahat hayatı var kadının, kafasına göre takılıyor.” Zaten insanoğlu başkasının hayatını uzaktan izleyip “ne rahat” demeye bayılır değil mi? Hayatında hiç göz görmemiş gibi yaşamamıştı oysa; gönül katlanmış mıydı? Bilmiyordu. Seçimi kendisi mi yapmıştı, yoksa yollar mı onu bu viraja sokmuştu? Onu da bilmiyordu. Tek bildiği, bundan sonra bu atraksiyonları istemediğiydi. Güzelliklerin en âlâsını hak ettiğini, o an iliklerine kadar hissetti.

Derin bir nefes çekti içine. Bir ağlama isteği yokladı boğazını, yutkundu. Gökyüzüne baktı, bir iki damla asi gözyaşı süzüldü gitti.

Ruhu resmen maraton koşmuş gibi yorgundu. Çok yer gezmiş, çok fasıl devirmiş, ömrüne on ömür sığdırmıştı. Anlatsa, “Hadi canım, senden senarist mi olur?” derlerdi de zaten kimseyi inandırmak gibi bir huyu da kalmamıştı. Tecrübeleri doldurmuştu cebine, gidiyordu.

En çok neye yanıyordu peki? İnsanoğlunun koca bir “İnsan” kelimesinin altını boşaltmasına, o kavramı taşıyamamasına… İçinde sönmeyen bir adalet ateşi yanıyordu çünkü. Ailesine bak, akrabaya bak, dünyaya bak; neresinden tutsan adaletsizlik akıyordu. Belki de bu yüzden bu içsel adalet inadı hiç bitmemişti. Neyse ki oradan da sağ salim, en azından ruhunu zedelemeden çıkabilmişti. Zor olmuştu ama olmuştu.

Yorgundu belki ama pes etmeye niyetli değildi.

Yorgundu ama bükülmez bir gücü vardı.

Yorgundu ama mantığı hâlâ yerindeydi, tavan arasındakileri topluyordu.

Kırgın mı? Yok ya, ne kırılması!

Kırılacak yer mi kalmıştı? Öyle bir kırılmıştı ki, çelik zırh kuşanmış gibiydi artık. Şaşırma duygusunu bile rafa kaldırmıştı. İnsanın unutan bir mahluk olduğunu pekâlâ biliyordu. Acı da unutuluyor, mutluluk da tatlı birer hatıra olarak tozlu raflara kalkıyordu. Hangi duygu kalıcı, hangisi geçici; hiç mi hiç takılmıyordu bunlara. Bilmekten bıkmıştı. Bırakın da zamanı gelince hayat ona çelme takmadan öğretsin, nasıl olsa öğrenirdi!

Sessizdi, sakindi. Öfkeli miydi? Vallahi onu da tam kestiremiyordu. Bazı tiplere -tırnak içinde insanımsılara- öfkelenmenin bile enerji israfı olduğunu çözeli çok oluyordu.

Göç eden kuşları izlemek en büyük keyfiydi. Kendi kendini yalan dünyada yalayıp temizleyen kedilere bayılırdı. Açan bir çiçeğin ya da rüzgârda uğuldayan ağacın sesi ona dünyalara bedeldi.

Ha, bir de kimsenin bilmediği o küçük sırları vardı: Herkes onu kahve delisi sanırken, o aslında en çok oralet severdi! Oraletle aralarındaki o efsanevi dostluğu kimse bilmezdi. Güllere olan gizli aşkını da… Aslında hiçbir şeyden korkmadığını da kimse bilmezdi; çünkü korkunun dışarıdan dayatılmış, uyduruk bir duygu olduğunu çoktan keşfetmişti. Ve bir de o meşhur sezgileri vardı; her şeyi herkesten önce çakardı. Bu da kalbine hatırı sayılır bir kamyon yükü bindirir, yaklaşan olayları önceden bilip sinema izler gibi izlemek onu fena yorardı.

Şimdi bu kadına ne kılıf uydurmak istersen uydur, hangi yaftayı yapıştırmak istersen yapıştır. O, kim olduğunu da parmaklarının ucuna kadar biliyordu, kim olmadığını da.

Ona göre kadınlar bu gezegenin gizli süper kahramanlarıydı ama maalesef maça her zaman 1-0 yenik başlatılıyorlardı. Dünyanın kodlarına öyle bir işlemişlerdi ki bunu; kadınların gerçek gücünü kabullenmek, o konforlu erkek egemen dengenin bozulması bazen birilerini fena korkutuyordu. Bu yüzden kadın hep biraz “nahif”, hep biraz “yardıma muhtaç” gösterilmek zorundaydı sistemde. Ama herkes de pekâlâ biliyordu ki iş başa düşerse dağı da taşı da dünyayı da yine kadın çekip çeviriyordu.

Bunu genelleyip rehavete kapılmıyordu. Sadece herkesin bildiği ama “Ay şimdi kim dillendirecek,” diyerek susmayı seçtiği o büyük gerçeğe parmak basıyordu:

“Keşke diyoruz… Keşke kadın, kadının yurdu olabilse.”

Zühre Kara
Zühre Kara
1993 yılında doğdu. Yazı yolculuğunda kelimelerin iyileştirici gücüne ve insan ruhu üzerindeki sağaltıcı etkisine odaklanmaktadır. Denemelerinde çoğunlukla özlem, farkındalık ve kişisel dönüşüm temalarını işleyen , "insan insana şifadır" anlayışıyla okurlarının kalbine dokunmayı amaçlamaktadır. Halen yaratıcı metinler ve hayatın içsel döngüleri üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR