Seyyan Hanım
Taş plak dinlediniz mi hiç? Arka planda cızırtılı bir iğne sesi, olduğundan daha tiz duyulan enstrüman ve insan sesi… Büyük yaşanmışlıklar saklıdır içinde sanki. Büyük acılar, büyük bir özlem… Her duygu daha derinden etkiler seni. Her çıtırtı, her ses, her nota tek tek duyulur ve geçmişten bir nefes gibi dokunur insana. Zaman yavaşlar ve senin yolculuğun başlar.
“O gözler bana,
Eskisinden yabancı…
Gönlümdeki bu sevda,
Hiç dinmeyen bir acı…”
Seyyan Oskay, nam-ı değer Seyyan Hanım… Bu sözlerle seslenir dinleyicisine taş plaktan “Hasret” isimli şarkısında. Herkes kendi hasretinden bir şey hatırlar, o herkesin yüreğinde bir iz olarak kalır.
Seyyan Oskay’ın hayatı hakkında birçok farklı bilgi yer alır kaynaklarda. Birbiri ile bağlantısı olan, olmayan bir sürü ifade; doğum yeri, doğum tarihi, babasının işi… Peki, bu ne kadar önemli? Ya da biz nasıl biliriz onu? Gelin birlikte bakalım:
Seyyan sözcüğü “eşit olan” demektir. Cumhuriyet’in kadına sunduğu erkeklerle eşit eğitim, eşit seçme ve seçilme hakkı, eşit çalışma hayatı, eşit yaşam hakkının simgesi gibi gelir bana Seyyan Hanım bu yüzden. Babası Hikmet Bey’in de ona bu ismi verirken kendisinden önce doğan dört erkek kardeşiyle eşit olduğunu göstermek istediği söylenir. Sonra babası Mustafa Kemal’in özel kuryeliğini yapacak ve Samsun’a giden Mustafa Kemal’e katılmak için giderken bir suikaste kurban gidecektir. Cumhuriyet yolunda canını feda eden bir adamın, Cumhuriyet’i hayatının her aşamasında hisseden ve birçok kadına öncülük eden kızıdır o.
Müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlar. İstanbul Konservatuvarı’nda Talariko Bey’den dersler alır; İtalyanca, Fransızca şarkılar seslendirir. Yine aynı dönemlerde okulun düzenlediği bir konser sırasında da keşfedilmiştir.
Taş plak kayıtlarından yayılan ve insanın yüreğine işleyen derin sesi, sessizliğin içinde kendine ses arayan bir ülkenin de sesi olmuştur. 1926 yılında Ankara Radyosu’nda mikrofonun arkasına geçip konser veren ilk kadın, belki de değişimin de ilk adımıdır. Henüz pek çok kadının adı bile duyulmazken onun sesi radyo aracılığıyla tüm evlerde yankılanır. O an sadece bir şarkı değil, yeni bir çağ da başlamıştır. Bu kadın, bir milletin modernleşme arzusunu, kadınların görünür olma mücadelesini ileri taşımak adına bir basamaktır artık.
“Mazi kalbimde bir yaradır,
Bahtım saçlarımdan karadır.
Beni zaman zaman ağlatan,
İşte bu hazin maceradır.”
Necip Celal Andel’in bestelediği ilk Türk tangosunun sözleridir bunlar. Seyyan Hanım’ın sesi ile birleşince sadece ritmi ve dansı değil; özgürlüğü, kadını, hatta belki de dönemin sancılı sürecini de içinde taşıdığını hissettirir. Günümüzde hâlâ birçok sanatçı tarafından seslendirilen ve çok sevilen bu eser onunla özdeşleşmiştir âdeta.
Bir kadın olarak sahneye çıkmak, şarkı söylemek, plak doldurmak o dönem için hiç de sıradan şeyler değildir. Seyyan Hanım da bir ilk değildir bu konuda ama ilklerdendir. Necip Celal’in tüm tangolarını söylemiştir. Bunlara Fehmi Ege’nin bütün tangoları da eklenince, tango sanatçısı olarak anılmaya başlanmıştır. Elliye yakın plak çıkartır.
Bir buçuk yıl boyunca sahneye çıkar ve “Ben orada söylerken kimse dans etmezdi. Sadece konser dinlemeye gelmişler gibi dinlerlerdi,” der, konuyla ilgili röportajlarında.
Cumhuriyet’in toplumda kadına verdiği her hak, her özgürlük, her duruş onun hayatında bir yansımadır âdeta. Müzik yaşamından çekildikten sonra da sessiz ama saygın bir yaşam sürdürür. “1942’den sonraki hayatım, devamlı evimle, eşimle ve çocuklarımla geçti,” der. 1989 yılında hayata veda edene kadar…
O; duruşuyla, zarafetiyle, yaşam tarzıyla farkını ortaya koymuş bir kadın sanatçıdır. Sanatıyla, sesiyle, yeteneğiyle fark yaratmış, Türk kadınına öncülük etmiştir. Zamanın ötesinde, hâlâ sesini duyurmaya devam eder.
Cumhuriyet ona yol, o Cumhuriyet’e ve tüm kadınlara ses olmuştur.
Şimdi hepimiz bir taş plak kaydını açalım Seyyan Hanım’ın, temizlenmemiş, en iğneli sesiyle gelsin, gecemize, günümüze, Cumhuriyet’in ilk yıllarının tazeliğiyle…
“Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar,
Kalbim durmadan ağlar…”



