Yine bir fare gibi yerin altındayım.
Seviyorum fare olmayı.
Bu deliklerin içinde dolaşmayı, dolaşırken düşünmeyi.
İnsan yerin altına indikçe kendi içine de iniyor sanki.
İnsanları izliyorum.
Ve diğer fareleri.
Yeni yetmeler dışında kimsenin yüzü gülmüyor.
Dudak kenarları hep yere bakıyor.
Kulaklarımda yanık bir keman, uzaktan bir piyano.
Hayatın arka fonu gibi.
Tren geliyor.
Yine en sondaki vagona biniyorum.
Yıllardır yerim hep aynı.
Cam kenarı.
Bazı alışkanlıklara insan fark etmeden sadık kalıyor.
Tren hareket ediyor.
Benim sahnem başlıyor.
Tünelin ışıkları hızla yanıp sönüyor.
Kendi klibimi çekiyorum.
Tren gidiyor.
Ben gidiyorum.
Kaç durağım kaldı?
Aynı trendeyiz ama birbirimizi tanımıyoruz.
Yan yana duruyoruz, başka hayatlara bakıyoruz.
Onlarca yüz.
Görmediğim milyonlarcası.
Ama ben kendi klibimde yalnızım.
Camdaki yansımama bakıyorum.
Kırk yaş yüzüme yerleşmiş.
Hâlâ kendime benziyorum.
Tren duruyor.
Herkes bir yere yetişiyor.
Nedenini bilmeden.
Yürüyen merdivenlere diziliyoruz, ip gibi.
Yukarı çıkıyoruz.
Az sonra gökyüzü.
Ben yine yarın aynı vagona bineceğim.



