Gecenin karanlığında uyandım. Hava aydınlıkken uyanmam şaşırtıcı olurdu zaten. Bilmem ki saat kaçtı? Açıkçası, benim aklımının saati çoktan kaçmışken çok umurumda da değildi. Ayaklarımı yataktan sarkıttım. Yeri bulmak için bayağı çabaladım. Başardım. Telefonumun ışığıyla yolumu bulmaya çalıştım. İz bırakmadan atmaya çalıştım adımlarımı. Kimin görmemesi gerektiğini bilmiyordum. Görünmesinler yeterliydi. Sonunda ulaştım kapının koluna. Düğmeyi de bulup sonunda odanın ışığını açtım. Rengini beğenmedim kapının. Ama oraya gitmiştim bir kere. Üstelik ayak izlerimi belli etmemeyi başararak… O kapı açılacaktı! Tokmağı çok büyüktü ya da benim ellerim küçük olduğu için bana öyle geldi. İki elimle tokmağı kavrayıp çevirdim. Kapı açılır açılmaz karşıma kanatlı bir at çıktı. Kanatlar güzel olmaz mı? Onun ki değildi. Olsun, kanat kanattır. Hem at hem kanat bir aradaydı. At da güzel değildi. Olsun at attır. Yüzüne karşı duygularımı söyleyemedim, utandım. “Çirkinsin” demeden üzerine binmeye çalıştım. Dersem, beni uçurmaktan vazgeçeceğini düşündüm. Uçmayı kafaya koymuştum bir kere. Aksi beni çok ürkütüyordu. Her şeyin aksine atın üzerine binmek çok kolay oldu. Uçmaya başladık. Eee neredeydi ağaçlar, denizler? Neden çöllerin üzerinden uçuyorduk? Gözüm, ruhum yoruldu. Bir türlü indirmedi beni üzerinden. Diğer uçan atlara bakmaya başladım. Renkli ve güzellerdi. Üstelik deniz ve ağaçların üzerinden uçuyorlardı. Üzerindekilere bakmadım. Benden güzeller miydi? Fark edemedim. Eee ben … Ben güzel miydim? Kim göndermişti o atı bana? Neden göndermişti? Neden çölün üzerinden gidiyorduk? Ne kadar çok çöl olduğunu öğrendim o gün. Öğrenmem mi gerekiyordu? Bilmiyordum. Arada bir kaktüsleri görüyordum. Azda olsa yeşil görmek iyi geliyordu. Yandaki atları incelerken aradan denizi de görüyordum. O kadarı ile mutlu olmaya çalışıyordum. Atım birden hızlanmaya başladı. Evet, atım. Benim atım. Öyle sahiplenmiştim. Dört nala uçuyorduk. Neydi acelesi? Bilmiyorum. Etrafı dikenli tellerle çevrili bir eve geldik. Uçtuğumuz için teller rahatsız etmedi tabii ki. Ama ev yabancıydı. Ne benim evime ne de tanıdığım birinin evine benziyordu. Tokmağı da küçük ellerime uygundu. Çok büyük bir sevinçle ve kolay bir şekilde açtım kapıyı. Ama içerisi benim evimin aynısıydı. Neden dışı değişmişti? Bilmiyorum. İçerisi tanıdık diye rahatsız olmadı durumdan. En sevdiğim diziyi açıp izlemeye başladım. Güzel bir at belgeseline denk geldim. Onların neden kanatları yoktu? Bilmiyorum. Soğuk ama huzur veren minderime kıvrılıp uyudum. O uykudan sonra tüm rüyalarım gerçek, tüm atlar kanatlı.



