Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adım Adım…

Büşra, deniz manzaralı evinde sabah kahvesini içerken gözü gazetede okuduğu bir habere takıldı. “Kayıp Ada Vordonisi’’

“Haluk, sen Vordonisi adasını biliyor muydun?’’ 

“Yoo, neredeymiş o ada?’’ 

“İstanbul’da. Hatta şu anda ona bakarak kahvemi içiyor olabilirim.’’

Haluk, pencere kenarına gelerek adayı görmeyi çalıştı. “Ben bir şey göremiyorum.’’

“Haberde diyor ki 1010 senesinde bir depremde batmış. Ne korkunç değil mi?’’ 

“Hayatım, adaların kaderi bu, her yıl Endonezya’da da binlerce ada batıp binlerce ada su yüzeyine çıkıyor. Fazla takılma. Hadi ben işe gidiyorum. Hafta sonu programı için Ardalarla konuşmayı da unutma.’’ 

Haluk gittikten sonra Büşra, internette daha derin araştırmaya girdi. Ada ile ilgili bir efsanenin sonunda, “Merak insanı adım adım bilgiye götürdüğü gibi, karanlığa da götürür. Atacağın adıma dikkat et,” diyordu. Bu sözü ona hayatın bir şifresiymiş gibi geldi. Öğleye doğru Arda’nın eşi Selen’i aradı. 

“Selen’ciğim merhaba, müsait misin aradım ama?’’ 

“Naber Büşra? Gayet müsaitim.’’ 

“Bu hafta sonu için program yapalım diyorduk ya. Aklıma müthiş bir fikir geldi.’’

“Heyecanlandım şimdi. Hayırdır?’’ 

“Dalış yapmaya ne dersin?”

“Süper olur da nerede dalacağız?’’

‘‘Bizim burada.’’ 

“Haydaa. Marmara’da dalış yapmak, hiç çekmedi. Boş ver. Çöp mü toplayacağız yine?’’

“Yok yok… Bugün bir haber okudum. Vordonisi diye kayıp bir ada varmış. Deprem ile batan. İnternette koordinatları buldum. Lanetli lahitten bahsediliyor. Çok merak ettim. Ne dersin?’’

“Bak şimdi ben de merak ettim ama Arda’ya bu lanetli kısmından bahsetmeyelim. Korkar o tür şeylerden.’’ 

“Tamam o zaman, hafta sonu görüşmek üzere,’’ deyip telefonu kapattı. Akşam Haluk geldiğinde, Selen ile dalış programı yaptıklarını söyledi büyük bir heyecanla. Odasına gidip dalış takımlarını kontrol etti. Eşinin aldığı su altı fotoğraf makinasını da ilk defa kullanabilecekti. 

Sonunda büyük gün gelip çatmış, Ardaların teknesi ile sabah dalış noktasına gelmişlerdi. Son hazırlıklarını yaptılar. Her şey olması gerektiği gibiydi. Önden Selen ile Büşra, sonrasında da Haluk ile Arda girdi suya. Kolay bir dalış sayılabilirdi. Alt tarafı yirmi beş otuz metreye dalacaklardı. Herkesin elinde birer fener, Büşra’nın ise kafasında sadece o lanetli lahit vardı. On beşinci metrede kalıntılar görünmeye başlamıştı. Kayıp ada ayaklarının altındaydı. O sırada bir çan sesi duydu. Yoksa kalbinin çarpıntısı, kulaklarına mı vuruyordu? Nitekim yaklaşık altı yedi metre sonra yerde üzeri yosun tutmuş bir haç gördü. Acaba bir tapınağının üzerinde miydi? Haluk, Büşra’nın yanından ayrılmıyordu. Selen ile Arda ise onlardan biraz uzakta çeşme görünümlü bir yapıyı inceliyorlardı. Büşra, haçın biraz ilerisinde parlayan bir şey gördü. Heyecanla yanına gittiğinde bunun bir kulp olduğunu fark etti. Etrafını incelemeye başladı. Kumdan tepeciği eli dağıtmaya çalıştı. Kumlar savruldukça üzeri yosunlarla, midyelerle, kaplanmış bir sandık çıkıyordu sanki. Haluk ve arkadaşları da gelip ona yardım edince bunun bir lahit olduğunu gördüler. Üzerinde Latince “Anathema sit,’’ yazıyordu. Anlamadılar. Fotoğraf makinesi ile gördüğü her şeyi çekmeye başladı Büşra. Aradığı “Lanetli lahit” bu olabilir miydi acaba? 

Lahidin üzerindeki haçı eli ile temizlerken sanki bir mekanizma hareket etti. Sular dalgalandı. Hepsi birer yaprak gibi suyun üzerinde bir tarafa salındı ve o sırada kuvvetli bir çan sesi daha duydu. Fakat işin garip tarafı bunu sadece o duymamıştı bu sefer. Kısa süreli bir girdabın ardından deniz yine eski hâline bürünmüştü. Ertesi sabah Maltepe sahilindeki boş tekne, kayıp sahiplerini bekliyordu. Hâlâ ve umutsuzca. 

POPÜLER YAZILAR