Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

SAHİ, NEYDİ KADIN OLMAK?

Korkar, durur, gitmez

Köyün en son yerine

İnanır o sınırda dünyanın bittiğine

Bir gül gibi al ve narin

Bir su gibi saydam ve sakin

Susar kadın Ünzile

(Ünzile – Söz: Aysel Gürel)

Bir ağıt ile başlamak istiyorum satırlarıma. O sınırda dünyanın bittiğine inandırılan tüm Ünzilelerin anısına.

Ünzile’yi bilir misiniz? O, daha çocuk yaşta, birkaç koyun karşılığı satıldığından habersiz, bilmediği bir eve “gelin” giden, oyuncağı elinden alınıp kucağına bebek verilen o küçük kız çocuğu. Köyün en son çitinden ötesini haram belleyen, o çitin ardında hayatın bittiğine inandırılan, korkutulan, susan, hayatın içinde sessizce kalbinde sızı ile yaşamak zorunda bırakılan kadınlardan sadece bir tanesi Ünzile.

Ya hiç hikâyesine şahit olamadıklarımız? Belki de bir aksesuar gibi taşıyorlar gerdanlarında iliklerine kadar hissettikleri sevgisizliği, değersizliği. Belki de ruhlarının acıları tezahür ediyor bedenlerine. Belki de diyorum, çünkü onları ne duyuyoruz ne görüyoruz. Bile bile sağır, âmâ olmuşuz sanki bu düzenin içinde.

Bilemiyorum, insan bu sessiz çığlıkları nasıl görmezden gelir? Derdi dertlenmeden huzurlu yarınlara nasıl ulaşabilir?

Ben dertlenmeyi, hissederek düşünmeyi seçiyorum. Ve bu yolda zihnimin, kalbimin derinliklerine indikçe içimde basit ama basitliğiyle oldukça zor bir soru beliriyor. Sahi, neydi kadın olmak?

Gül gibi al ve narin olmak mı? Yoksa o narin dalları kıranlara inat, güçlü bir  benlik oluşturmak mı? Anne olmak mıydı kadını tanımlayan, yoksa evin hanımı olmak mı?

Kadın olmanın bu soruların hiçbirine sığmayan, hepsini ve ötesini kuşatan bir kavram olduğu düşüncesine vardım. Yani biz hem hepsiyiz hem de hiçbir tanıma sığmayacak kadar özgürüz. Bu yüzden de asıl gücümüz kimsenin bizi o sınırda dünyanın bittiğine inandırmasına izin vermediğimizde başlar.

Bununla birlikte öyle ki bir kadın sadece hayatı değil; yenilikleri, fikirleri ve güzellikleri doğurur. En önemlisi bir kadın, kendini de doğurabilir, hem de defalarca kez yeniden ve yeniden. Evet doğum sancılıdır, evet belki de kalbimiz acır, zorlanırız, hatalar yaparız ancak kendimizi bulmak, bize inandırılmaya çalışılan tüm putları kırıp kendimizi yeniden bu dünyada var etmek. Tüm bu sancılara değmez mi?

Bu varoluş yolculuğunun en önemli mihenk taşı da bir kadının kendisini ışıkla, bilgiyle ve bilimle donatması. Bilim bir kadın için sadece sayılardan, formüllerden ibaret değildir; kendi laboratuvarında gerçeği bulma gayretidir. İşte o noktada hayata farklı bakmaya, o çitin ardında dünyanın bitmediğinden, hatta aslında öyle bir çitin hiç var olmadığından emin olmaya başlar. Ve bir kadının kendini eğitmesi, doğrudan o toplumun kimyasını değiştirmektir. Zira bilimle aydınlanmış bir zihini artık kimsenin karanlığı söndüremez. Bu sadece bir uyanış değil, bir hastalık gibi bulaşan bu karanlığın karşısında duran bir iradedir. Çünkü o paslı zincirleri zihnimizde kırdıkça, sadece kendi yolumuzu aydınlatmayız, henüz doğmamış tüm çocukların yürüyeceği o yarınları aydınlatırız.

Dilerim ki bizler daha da bilgili, bilimle donanmış ve birbirinin ruhuna, hayatına dokunan ne sadece eve sığan ne de sadece işe hapsolan, hayatın her zerresinde kendi rengini haykıran kadınlar olalım.

Sevgiyle…

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Gülçin Çankır
Gülçin Çankır
Denizli’de doğdum, 21 yaşındayım ve eğitimim için İstanbul’da yaşamaktayım. Beykent Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret ve Finansman ile birlikte Psikoloji bölümü öğrencisiyim. Akademik olarak özellikle psikoloji alanında araştırma yapmaya ilgi duyuyorum. Yeni anne olmuş kadınların psikolojik durumlarını inceleyen bir ölçek çalışması yürütmekteyim. Bunun yanı sıra TÜBİTAK destekli ayrı bir araştırma projesinde de yer alarak akademik çalışmalarımı sürdürmekteyim. Sosyal bilimler ve psikoloji alanında disiplinler arası bir bakış açısıyla araştırmayı, üretmeyi ve bilimsel çalışmalara aktif katkı sağlamayı önemsiyorum.

POPÜLER YAZILAR