Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Kül

Kadıköy’de bir dükkânım var. İkinci el eşya alıp satıyorum. Dükkânım küçük ama içi eşyayla dolu. İnsanlar bir evi boşaltmak istediklerinde, önce neleri tutacaklarına karar verirler. Hayatlarında onlara yer olmasını isterler, onlarla ilişkileri sürsün isterler. Bazen bu istek, onlara yeni bir yer bulmak, onları taşımak gibi büyük bir çabayı gerektirir. Atılacaklardan kurtulmak ise kolaydır. Zaten ya hiç sevilmemişlerdir ya da onlara dair beklenti tamamen yitirilmiştir. Evden çıktıkları anda bağ biter. Onları kimse özlemez. Bana getirilenler öyle değil. Saklanacaklar ve atılacaklar arasında kalan eşyaları bana getirirler. Hâlâ bir umudu barındıranlar bana getirilirler. Sonsuza dek yok olmasına gönül razı olmaz. Arafta kalır onlar. Bir zamanlar sevilmişlerdir çünkü. İnanır mısınız, fikrini değiştirip geri gelen, sattığı şeyi geri almak isteyen ne çok müşterim oldu bu güne dek!

Bir pazartesi gününün öğleden sonrası, kollarının arasındaki karton kutuyla bir kadın girdi kapıdan. Suyla ıslanıp kabarmış karton kutunun içindekileri, tek kelime etmeden tezgâha çıkardı: Bir abajur, çift kişilik bir fincan seti, bir müzik kutusu ve içi kül dolu bir kavanoz. Tık diye bir ses çıkardı kavanoz tezgâha bırakıldığında.

Cüzdanımı çıkardım, “Diğerlerini alırım, bunu almam,” diye kavanozu ittim kadına doğru.

“Satmaya getirmedim zaten,” diyerek kavanozu tekrar bana doğru itti.

“Öyleyse?”

“Benden çıksın istiyorum.”

Kavanozu elime aldım, evirip çevirerek içini incelemeye başladım.

“Bu küller?” 

“Bilmiyorum.”

“Bilmiyor musunuz?”

“Başta biliyordum.” Bir an sustu, dışarı doğru baktı. “Önce sevgilimdi, sonra kocam oldu.” Başını öne doğru eğerek devam etti: “Sonra emin olamadım.”

Yüzüne dikkatlice baktım. Şaka yapıyor gibi görünmüyordu. Deli gibi de görünmüyordu. Keşke öyle olsaydı.

“Kocanız öldü mü?”

“Hayır.”

“Bunlar onun külleri değil öyleyse?”

“Hayır!” Kadın güldü, kuru bir sesle.

Cevabı bir anlığına içimi rahatlattı. 

“Boşandınız mı?”

“Hayır. Keşke mesele o kadar basit olsaydı.”

Dışarıda hava grileşti. Dükkânın içindeki aynalar gri bir ışığı yansıtıyorlardı artık. Kavanozun içindeki küllere tekrar baktım.

“Nedir bunlar?”

“Fotoğraf.”

“Ne oldu peki?”

“Bir düğün.” Kadın dışarıda başlayan yağmura çevirdi bakışlarını.

Kavanozu elime alıp çevirerek içine baktım tekrar. Yer değiştiren küllerin arasında bir alyans göründü.

“Bu?”

“Evet?”

“Neden içinde?”

“Çıkarmadım sadece.” Ellerine baktı, omuzlarını silkti. “Alışkanlık belki.”

“Peki, isterseniz bir süre bende kalsın. Ayrı bir yerde saklarım sizin için. Fikir değiştirirseniz gelir alırsınız. Ne dersiniz?”

Dışarıda bir araba korna çaldı, kadın dükkânın kapısına çevirdi kararsız bakışlarını.

“Tamam, sizde kalsın,” dedi aceleyle.

“Yüzüğü çıkarmak ister misiniz?”

“Neyi değiştirecek ki bu?”

Hızla çıktı dükkândan, kapının önünde bekleyen arabaya bindi. Açık kalan kapıdan soğuk ve yağmur girdi dükkânın içine. Kalkıp kapatmadım.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Çiğdem Yeşilleten
Çiğdem Yeşilleten
Kelimelere dökmenin anlamın yaratılmasındaki gücüne inanmakta; anlam yaratmanın yollarını gerek yazarak, gerekse mesleğinde danışanları ve öğrencileriyle uzun yıllardır yeniden yeniden öğrenmektedir. Bütünü olduğu kadar detayları da sever. İç dünya ve dış dünya arasında gidip gelen yollardaki izleri merakla takip eder.

POPÜLER YAZILAR