Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Anneye Mektup

Anne,

Bazı kadınlar çocuklarını sütle büyütür. Sen beni suskunlukla büyüttün.

Bir evin içinde dolaşan görünmez bir buğu vardı bizde; perdelerin arasına sıkışmış, çay bardaklarının dibinde koyulaşmış, sofradan kalkıldıktan sonra tabaklarda kalan yağ izi gibi silinse de çıkmayan bir şey… Sonradan öğrendim onun adını: tortu.

İnsan bazen annesinden göz rengini değil, yarım kalmış cümleleri miras alıyormuş.
Sen bana kahkahandan çok yutkunmalarını bıraktın. Sakın üzülme çünkü senin gençliğin, üzerine erken yağan bir kış gibiydi; dalları daha meyve vermeden kırılmış ağaçların mevsimi… Ve ben çocukken bunu anlamıyordum. Sadece geceleri mutfakta tek başına oturduğunu, herkes uyuduktan sonra çayı yeniden ısıttığını, bir insanın bazen yalnızca sessiz kalarak ağlayabileceğini görüyordum.

Sen aslında hayatın sert tarafına çarpa çarpa incinmiş bir kadındın anne. Ama yine de kırıldığın yerleri bana siper yaptın.

Kurbanın kurbanıydın belki bilmiyorum. Sana da bir kadından kalmıştı o tortu. Belki annenin sustuğu yerde sen konuşmayı öğrendin, onun eğildiği yerde dimdik durmayı… Ama insan hangi yangından geçerse geçsin, eteğine biraz is kokusu siniyormuş. Senin de sinmişti. Bazen sevgiyi korumak için fazla sert oldun, bazen korkularını “tedbir” diye önüme koydun. Başarısız olursam dünyanın beni affetmeyeceğine o kadar inanmıştın ki, beni sevmekten çok hazırladın hayata.

Ve ben uzun yıllar bunu yük sandım. Yanıldım.

Oysa şimdi ameliyathanenin o keskin beyaz ışıkları altında anlıyorum seni. Bir insanın kalbini avucumda tutarken, yeni bir bebeğin nefesini içimde taşırken, damarların ince sabrıyla uğraşırken, ölümle yaşam arasında dikiş atarken anlıyorum. Sen beni sadece büyütmemişsin anne. Sen beni dayanıklı bir organ gibi yetiştirmişsin.

Bazı anneler kızlarına dantel bırakır. Sen bana kriz anında titremeyen eller bıraktın.

Bir hastanın göğsü açıldığında insan sadece eti görmüyor anne; korkuyu, pişmanlığı, yarım kalmış aşkları, çocukluk yaralarını da görüyor. İnsan bedeni aslında geçmişin arşivi gibi. Her travma bir yerde çökeliyor. Tıpkı kahvenin dibindeki telve gibi… Karıştırmadığında sakin duran ama dokununca yeniden suya karışan bir şey gibi.

İşte o anlarda seni düşünüyorum.  Çünkü sen de kendi acılarını dibe çöktürerek yaşamıştın. Üstünü gündelik hayatla örtmüştün; yemek tarifleriyle, iş telaşlarıyla, “iyiyim”lerle… Ama hiçbir acı tamamen kaybolmuyor anne. İnsan neyi unutmaya çalışırsa o, ruhunun dibinde tortu oluyor.

Fakat sana kızamıyorum.
Çünkü sen bana tortunun sadece kir olmadığını öğrettin. Bazı tortular ilaç gibiymiş, şarabı yıllandıran şey de tortusuymuş mesela. Denizin dibindeki tortular olmasa inci oluşmaz ve insan bazı yaraları taşımasa derinleşemezmiş.

Ben senden kalan karanlığı sırtlanmadım anne, onu dönüştürdüm. Senin korkularından disiplin yaptım yalnızlığından dayanıklılık, ağlayamadığın gecelerden irade. Senin sustuğun yerlerde ben insanlara “iyileşeceksin” diyebilen bir kadın oldum.

Belki kader gerçekten anneden kıza geçiyordur.
Ama kader, olduğu gibi taşınmak zorunda değildir.

Bazı kız çocukları annelerinin yaralarını tekrar eder.
Bazıları ise o yaraların içinden yeni bir soy çıkarır.

Ben ikincisi olmaya çalıştım.

Şimdi geriye dönüp bakınca görüyorum; çocukluğumun üstüne çöken o ağır tortu aslında beni boğmak için değil, beni şekillendirmek için dibe çökmüş. Çünkü insan en çok, dibine çöken şeylerden oluşuyor.

Ve anne…

Bir gün herkes giderse, bütün başarılarım soyulursa üzerimden, ünvanlarım çıkarılırsa, beyaz önlüğüm askıda unutulursa bile içimde senden kalan bir şey olacak:

Hayata rağmen ayağa kalkabilen kadınların tortusu.

Doğum günün kutlu olsun.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Meltem Turna
Meltem Turna
Trabzon doğumlu olan Opr. Dr. Meltem Turna, Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanıdır. Şu anda Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelikler) alanında yan dal ihtisasına devam etmektedir. Tıp eğitiminden bu yana kadın bedenini yalnızca biyolojik bir yapı olarak değil, duygusal ve ruhsal bir bütünlük içinde ele almayı hedeflemiştir. Klasik tıp bilgisini fonksiyonel tıp yaklaşımıyla birleştirerek; bilimsel yaklaşımını insan hikâyeleriyle harmanlayan Dr. Turna, tıbbı yalnızca bir meslek değil, kadınların yaşamına dokunan insani bir yolculuk olarak görmektedir.

POPÜLER YAZILAR