Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Tarih 29 Ekim 1937

29 Ekim 1937 – Cuma
İstanbul

Sevgili Günlüğüm,
Bugün yine tarih yazılan günlerden biri… Cumhuriyet’imizin on dördüncü yılı. Sabah erkenden uyandım; penceremden Boğaz’a baktığımda sisin ardından süzülen bayraklar görünüyordu. Şehir âdeta bayramlık giysilerini giymişti. Her yerde kırmızı, her yerde umut vardı. Üniversiteye gitmeden önce kısa bir yürüyüş yaptım Beyazıt Meydanı’nda. Küçük çocuklar ellerinde bayraklarla koşuşturuyor, yaşlılar durup eski günleri konuşuyordu. Birkaç yıl önce Darülfünun olan okulumuz şimdi İstanbul Üniversitesi oldu. Artık kızlar da erkekler kadar sıralarda yer alabiliyor. Hocalarımız arasında Avrupa’dan gelen bilim insanları da var. Dersler zor ama insanın içi içini yiyor öğrenmek için. Geçen gün annemle konuşurken ağlamaya başladı. “Ben senin yaşındayken ancak ev işini, dikişi öğrenirdim. Okumayı bile doğru düzgün bilmezdim. Şimdi seni kitaplarla, kalemle görüyorum ya… O bize yetiyor,” dedi. Ne kadar büyük bir değişim! Cumhuriyet sadece bizim değil, annemlerin de kaderini değiştirdi. Babam başlarda üniversiteye gitmeme karşıydı. “Kız kısmı bu kadar okur mu?” derdi. Şimdi ise her sabah beni kapıdan uğurlarken, yüzünde bir gurur ifadesi oluyor. İstanbul da değişiyor. Tramvaylar kalabalık ama kadınlar artık yalnız da binebiliyor. Kütüphanelerde biz de yerimizi alıyoruz. Şehir yavaş yavaş yeni bir çehreye bürünüyor. Her köşe başında bir okul, her mahallede bir sağlık ocağı… Atatürk’ün devrimleri sadece yasalarla değil, hayatın içinde yaşıyor artık. Bu akşam radyoda Nutuk’tan bölümler de okundu. Okuldan dönerken düşündüm: Biz nasıl oldu da bu kadar değiştik? Değiştik mi, yoksa sonunda gerçek benliğimize mi ulaştık? Sokakta yürürken şunu hissettim: Ben sadece Nermin değilim; ben aynı zamanda bir devrimin çocuğuyum. Dün kütüphanede Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerini okurken içimde bir kıvılcım yandı. Her harf, sanki zincirlerinden kurtulan bir düşünce gibiydi.  Eskiden kitaplar yabancı gibiydi halka. Artık fes takılmıyor, kadınlar çarşaf yerine mantolarla dolaşıyor. Ama bu sadece kıyafet değil, bir görünürlük meselesi. Biz kadınlar görünmeye başladık artık. Sınıfta sıramız var, söz hakkımız var. Eskiden “Kadın sesi sokağa çıkmaz,” derlermiş, şimdi kürsülerde, gazetelerde, sokaklarda kadın sesi var. Eğitim birliği sayesinde artık kızlar ve erkekler aynı çatı altında öğreniyor. Bugün ben, İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir genç kadınım. Derslerime girmek için kimsenin iznine ihtiyacım yok. Ve elbette kadınlara seçme ve seçilme hakkı… Daha birkaç yıl önceydi. Kadınlar artık sadece fısıldamıyor, konuşuyor, oy veriyor, aday oluyor. Bu bir hayaldi. Şimdi ise gerçek. Sınıf arkadaşım Leman geçen gün dedi ki, “Bir gün milletvekili olacağım.” O an düşündüm, evet… Artık bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var. Susmaktan konuşmaya geçtik. Cumhuriyet bana “insan” olduğumu hatırlatıyor, sadece “kadın” değil. Gün boyunca içimden geçen bir cümle vardı: “Cumhuriyet bizi görünür kıldı.” Harf Devrimi, Medeni Kanun, kadınların seçme ve seçilme hakkı… Bunların hepsi büyük devrimler ama Atatürk’ün dediği gibi, eğitimle taçlanmalı. İşte bu yüzden çalışıyorum, okuyorum, hayal ediyorum. Bugün, Atatürk’ün sözünü bir kez daha hatırladım: “En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.” Ben bu savaşta yer almak istiyorum. Dün akşam yazmayı unuttuğum için, bu akşam biraz uzun yazmak zorunda kalacağım. Geçen gün kampüsün panosunda Atatürk’ün gençlere yönelik özel bir mesajını okudum. Orada yazıyordu ki: “Gençler, yurt dışında eğitim görüp öğrendiklerinizi ülkenize getirin, paylaşın ve bu toprakları daha da aydınlık yarınlara taşıyın.” Bu sözleri okurken kalbim heyecanla çarptı. Bu, bana verilen büyük bir görev gibi geliyor. Hem kendimi geliştirmek hem de ülkemin kalkınmasına katkıda bulunmak için büyük bir fırsat. İşte bu yüzden ben, Nermin, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi olarak bu yıl yurtdışı bursuna başvuracağım. Hayalim, Paris ya da Berlin gibi şehirlerde eğitim alıp, gördüğüm yeni dünyayı Türkiye’ye getirmek. Burada eğitimde, kültürde, bilimde yeni ufuklar açmak istiyorum. Bu topraklarda genç bir kadın olarak özgürce eğitim alabilmek, düşüncelerimi dile getirebilmek büyük bir şans. Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerleyerek, öğrenmeye, öğretmeye ve ülkemin aydınlık geleceğine katkı sağlamaya kararlıyım. Cumhuriyet, bize sadece haklar değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk da verdi. Ben bu sorumluluğu omuzlarımda taşıyacak, bilgim ve cesaretimle yarınlara umut olacağım. Cumhuriyet’in getirdiği devrimler sadece yasalar değil, yaşam biçimimizi, düşünce tarzımızı değiştirdi. Sana bir şey daha itiraf etmeliyim sevgili günlüğüm: Bayram kutlamasında Ahmet’le omuz omuza yürüyüp bayrak salladık. Temenni ederim ki, kalabalığın uğultusu, gönlümden kopan sesleri ona eriştirmemiştir. Atatürk’ten önce böyle bir şey hayal bile edilemezdi; çünkü bir erkekle bir kadının yan yana, bu kadar eşit ve samimi durması toplumda kabul görmezdi. Yarın Cumartesi. Arkadaşlarla Beyoğlu’na gitmeye karar verdik. Ahmet’in de geleceğini öğrendim, çok sevindim. Önce Markiz’de bir kahve içeriz dedik, sonra belki Emek’teki filme gireriz. 

Ben Nermin.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisiyim.
Yarın edebiyatçı olacağım.
Ama asıl kimliğim: Cumhuriyetin ilk kadın kuşaklarından biriyim.
Ve bu, yalnızca bir ayrıcalık değil, büyük bir sorumluluk.

Teşekkür ederim Atatürk.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Yaşasın eşitlik.
Yaşasın ilim.
Yaşasın kadın.
Yaşasın Cumhuriyet.

Sonsuz inanç ve minnetle,
Nermin

Pelda Demir Öztürk
Pelda Demir Öztürk
Köşe yazarlığı yapan 1992 doğumlu yazar, Adnan Menderes Üniversitesi mezunu.

POPÜLER YAZILAR