Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Genizdeki Kireç

Sahafın önündeki gölgeler uzuyordu. Rüzgâr, caddenin bütün kuraklığını yüzüme vururken adımlarımı kaldırımın kenarına sabitledim. Yanımdan geçti. Beni görmedi. Ya da gördü de gözlerindeki o tül perdeyi kaldırmamak için bakışlarını vitrindeki sararmış, kenarları kıvrılmış haritalara çiviledi. Ceketinin kolu, kazağımın bileğine hafifçe sürttü sadece. Bir saniyelik, tüy kadar hafif bir temas.

O an, kaburgalarımın arkasında yıllardır kilitli duran, kimsenin girmediği o eski yapının çatladığını duydum. Derin, sessiz bir çatlama. Oysa o yapı bir günde kurulmamıştı. Haklı olduğum her tartışmada sırf kriz çıkmasın diye yuttuğum kelimelerle örülmüştü. “Neyse,” dediğim, “böyle de olur,” diye sineye çektiğim, kimse kırılmasın diye kendi içime akıttığım her kırgınlık, içeride birike birike katı bir kireç tabakasına dönüşmüştü.

Eve varana kadar caddeler genişledi, küçüldü, görünmez oldu. İki katlı evin kapısını arkamdan kapatıp koridordaki loş ışıkta kabanımı çıkardığımda, omzumdaki beyaz katmanı gördüm. Ne sokaktaki bir hafriyatın tozu ne de mevsimsiz bir kepekti bu. Parmaklarımın arasına alıp hafifçe ovuşturduğumda un gibi dağılan, pudramsı, buz gibi bir tozdu.

O gece başladı dökülme.

Aynaya bakmadım. Bakmaya gerek yoktu; çünkü tenimin altında nelerin kuruyup ufalandığını biliyordum. Kollarımı göğsümde kavuşturduğumda, parmaklarımı masanın soğuk ahşabına bıraktığımda ya da gecenin bir yarısı karanlık odada derin bir nefes aldığımda omuzlarımdan, şakaklarımdan ve boynumun çukurundan incecik bir toz süzülüyordu zemine. Oturduğum koyu renk kadife koltuk, birkaç saat içinde üzerimden dökülenlerin haritasını çıkarıyordu.

Evdeki zaman bir süpürme ritüeline dönüştü. Süpürgenin boğuk gürültüsü, nemli bezi ahşap parkelere hırsla bastırırken bileklerimde hissettiğim sızı… Ne kadar silersem sileyim, sabah uyandığımda yatağın kenarında, terliklerin hemen yanında yine aynı bembeyaz kırıntıları buluyordum. Kaçacak yerim kalmamıştı. Bastığım her odaya, geçtiğim her eşyanın üzerine parça parça dağılıyordum.

Üçüncü günün akşamı nemli bezi kovaya attım. Kovadaki su, dökülen parçalarımla bulanmış, kireçli bir renge bürünmüştü.

Salonun ortasında durdum. Pencereden sızan sokak lambasının cılız sarı ışığına doğru yürüdüm. O huzmenin içinde yükselip alçalan binlerce parçacık… Hepsini tek tek tanıdım. Biri, telefon ekranına düşen bir mesaja saatlerce bakıp da yazamadığım o çaresiz saniyeydi. Diğeri “Önemli değil,” derken kısılan, kendi kulağımın bile zor duyduğu o kırık ses. Bir diğeri “Gitme,” demek isterken boğazıma oturan kör düğümdü; o son gün caddenin sonundaki durağa doğru yürürken genzimde kalan kavurucu kuruluktu.

Ertesi sabah onun hep oturduğu tenha kahvedeydim. Masada, cam kenarında oturuyordu. Şehrin gürültüsü aramızdaki kalın cama vurup geri dönüyordu.

Karşısındaki boş sandalyeyi çekip oturdum. Ahşabın gıcırtısıyla başını kaldırdı. Gözlerinde anlık bir irkilme belirdi, sonra usulca kayboldu.

“Çok solgun görünüyorsun,” dedi. Sesinde zımparalanmış o eski mesafe vardı. “Sana ne oldu?”

Genzimdeki o kireç tadı yine yükseldi. Boğazımı yaktı. Ama bu kez yutkunmadım.

“Yıllardır bıraktığın o sessizliği yaşıyorum,” dedim. Sesimi düzeltmeye, güçlü durmaya çalışmadan. Olduğu gibi…

Gözlerini kaçırmaya çalıştı, bakışlarımı masanın ortasından kaldırmadım. Büyük kavgalara, bağırışlara gerek yoktu. Masanın ortasına bıraktığım birkaç cümle yeterdi. Her kelime ağzımdan çıktıkça boynumdaki gerginliğin, tenimdeki kireçlenmenin gevşediğini hissettim.

Kolay olmadı. İçimdeki sert kabuk sökülürken etimi de beraberinde kanatıyor gibiydi. Ama ilk kez altında kalmıyordum.

Kahveden çıktığımda dışarıda rüzgâr hâlâ esiyordu. Havayı derin derin içime çekebilmek iyi gelmişti. Genzimdeki kireç tamamen çözülmemişti. Ama artık yutkunmalar canımı eskisi kadar acıtmıyordu. 

Belki gerçekten azalıyordu.

Belki de ilk kez geçeceğine inanmak istiyordum.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR