Gecenin eşiğinde uykuya sarılmış, göz kapaklarım hafif aralıklı,
Mavi ışığa saklı bir koku, genzimi hafiften ıslatıyor,
İçimde açmayı bekleyen bir gonca, uykuya yenik düşürüyor.
Her zaman olur mu bu, yo… Bilmem…arayışta olduğu zaman.
İnsan anlam yükleyemediği bir şeyi anlayamazmış. Bunun doğru olup olmadığını bulmak ise
kelimeleri, birbirine bağlayan harflerin anlamı. Bu ayın teması, “İkigai” ilk defa duymuştum.
Kelime anlamı kısır kaldı. Harflerin mana alemine girmek istediğimde, karşıma bambaşka bir
tablo çıktı. Sadece “yaşam sevinci, günü kurtarma” değildi. Sanki ömür ağacımın tezini
sunuyordu bana.
“İ”yilik ve “K”ötülük ve “İ”nsanın; “G”ayesinde, “A”dam gibi “İ”nsan olabilme; iki yolun
tarifiydi. “İnsanın yapısında iyilik ve kötülük yan yana bulunurken; gayesinde adam gibi
insan olabilme iyilikten geçiyordu. “Yaşama amacı olan yaşam sevincini” geliştirmesiyle.
Tıpkı hayatta zıtlıkların anlamını bilmek gibi; yaşam-ölüm. Başlangıç- sonuç. İyi- kötü. Gece-gündüz…vs. demek buradaki “gai” gayemiz “yaşam sevinci” iyilikte yolunun kesişmesiydi.
Çocukluğumuzu büyüten sevda, yaşam çiçekleri olabilir miydi,
Gelincik tarlasında gülümseyen papatya ile konuşmak gibi
Uçsuz bıçaksız beyaz sarı kırmızı renklere boyanan ayaklar,
Basma çiçekli elbisemizle aralarında kayboluşu izlemek,
İçimize dolan çiçek tozları, şarkılarla açmayı beklemesi.
Geceyi anlayamayan, gündüzün tadına varabilir mi? Başlamayı bilmeyen, sonuca odaklanabilir mi? Yaşamı bilmeyen, ölümün kavuşmak olduğu manasını, görebilir mi? Kısaca amacı olamayanın sebebi ona yürümezmiş.
Yine bir Sakura mevsimi, her yer cıvıl cıvıl,
Çocuklar, gençler, ihtiyarlar, baharın gelişini kutluyor.
Hayatın ne kadar kısa ve değerli olduğunu simgeleyen,
Yaşam ve ölüm arasında yeniden doğuşa koşuyor, Tabiat.
Göz bebeciğim, iki gözümün nuru Sema çiçekleri ses veriyor.
Sevgide tutku, saygı, insanın kendine değeri, yaşam sevinci olan azmi, yeteneği, kıymet
verdiği çevresi ve ona kendini iyi hissettirecek bir mesleği ve tatminkârlıkla yılmadan
mücadelesi… Eğer onu hayat dansından uzaklaştıran bir çevresi varsa ve odak noktasında
tereddüt yaşıyorsa, yaşam gayesi metrelerce uzağa sıçrar. Boşlukta salıncak gibi sallanır
durur, çözümlenemeyen şeyler üst üste bir iki birikir, mevsim geçitlerinde, geri adım attırarak.
Ve yine bir mevsim geldi, Erguvan zamanı içim kıpır kıpır.
Dur, tomurcuk kal, açarsan çiçeğini koparırlar, belki de üzerine basar,
Yanından öylece geçip gider, seni görmemezlikten gelirler,
Aşk ve sadakat gülleri gülümseyemez, zarif bir aşk öpücüğü gizleniverir,
Can kendine inan, her güzellik kalıcı, her çirkinlik geçicidir hayatta.
Yaşamda huzursuzluk, henüz bitmeyen iç sesine kulak vermekten gelir. Geçmiş mevsim
yaprakları düşüşünün yasını tutarken, kendin olma sanatını bilmen, arzularına sarılabilmenin
izini sürebilmendir.
Ve bir leylak zamanı, içimde açmayı bekleyen tomurcuk,
Nefesimi bastırıyor, neden, niçin öyle yapar ki,
Açarsa dışardan onu incitirler endişesi taşıdığından mı?
Tekrar uyutmak mı gerek hayallerim gibi, goncam içimde kalma,
Ne seni ve ne de seni sevenler sevinçlerinde hüzün yaşamasın.
İşte bak, herkesin kendine ait bağlandığı bir dalı, onun tezi, yol haritası var. Ve yapraklar
düşerken bile hikâyesini tamamlayan o kalp ve irade yönüyle, şuurundaki nazarı, bir bakış
olan hüsnü sanat, “Yaşama amacı olan dört bileşim” birinin eksikliği bile, o süreçteki işin ve
başlama heyecanı, seni tatmin etmez.
Kiraz çiçeğim, seninle yeniden anlaşalım; yaşam sevincine sarılarak,
Geçmiş masal olmuş hikâyemiz, çok uzak diyarlarda kalsın.
Biz “İkigai” zarafet çiçeği ile engin denizlere fidanlar dikelim,
Varoluşun yolunda, yeni başlangıçlara merhaba diyen uğur böceğiyle.
İçimde açmayı bekleyen Sakura, hadi tut elimi, umutlar ümitle birleşsin,
Gençlik kadar kısa süren sevgileri uzlaştıralım; Sakura Mevsim bitmeden.



