Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Her Yer Toz Duman  

O gece mahalle halkının uykusu, sonu gelmeyen bir gürültü ile bölündü. Evlerin camları bir gidip bir geliyor, insanların kafalarına âdeta balyozlar iniyordu. Büyükler karanlığın içinden perdeleri aralamış, merakla sokağı gözlüyor, çocuklar eli kazmalı şişman bir adamın duvara yansıyan gölgesinden korkup yorganların altına saklanıyorlardı.

O gecenin perde arkası tanıkları, sokak lambasının altındaki Hulki Bey’in çıldırmış gibi olduğunu, elindeki kazmayı durmaksızın toprak yola savurduğunu gördüklerini söyleyeceklerdi. Kelini kapatmak için bir tarafını uzattığı saçları havaya kalkmış, mora çalan tombul yüzünden terler boşalıyordu.   Hatta çıkardığı gök gürültüsüne benzer homurtuları duyanlar, burun deliklerinden fışkıran öfkeyi görenler bile olmuştu. Hiç kimse çıkıp tek bir laf edememişti. Zira tüm mahalle, emekli bir polis memuru olan Hulki Bey’den oldukça çekinirdi. Son zamanlarda, özellikle de karısını kaybettikten sonra davranışları daha da anormalleştiğinden onunla göz göze gelmeye bile cesaret edemiyorlardı.

Evi toprak yola sıfır konumda olan Hulki Bey, tozu dumana katarak geçen arabaların arkasından bağırıp, onlara sinkaflı küfürler ettiğinde, anneler sıklıkla çocuklarının kulaklarını elleriyle kapatmak zorunda kalıyorlardı.  Son günlerde küfürle de yetinmiyor, sık sık beylik tabancasını çıkarıp arabaların ardından sallıyordu. Maazallah bir kaza kurşunu her an çocuklarına ya da kendilerine isabet edebilirdi. Babalar onunla selamı sabahı kesmişti. Anneler yaramazlık yapan çocuklarını Hulki Bey’e vermekle korkutmaya başlamış, çocukların en arsız olanları bile onu gördüklerinde kaçacak delik arar olmuşlardı.

Gerçi adam çok haksız da sayılmazdı. Bütün mahalle, uzun bir vakittir belediyenin bir türlü asfaltlamadığı yolun kahrını çekiyordu. Mahallelinin bir kısmı kentsel dönüşüm taraftarıydı. Derme çatma evlerinin yerine şöyle boylu poslu siteler dikilse yol da yapılırdı illaki. Diğer bir kısım mahalleli ise dönüşüme direniyor, tavuk kümesi kadar dairelere tıkılmak istemiyordu. Bu konuda ikiye bölünenleri birleştiren ortak dert ise toprak yoldu. Yolun tozu pisi, tümünün hayatlarının, eşyalarının, giysilerinin, yediklerinin içtiklerinin üstünü kaplamış, hatta artık ağızlarından burunlarından girip bedenlerini hasta etmeye başlamıştı.  Tüm çocuklarda yapışkan bir öksürük peydah olmuş, ergenlerin yüzlerini sivilceler kaplamış, yaşlılarda nefes darlığı baş göstermişti. Hatta mahallede giderek düşen doğum hızını bile toza yoranlar vardı. Her gün temizlik yapmaktan usanan annelerin altın günü konularının baş aktörü, evlerden çıkan çamur gibi sular olmuştu.

Hulki Bey o gece, altında çubuklu pijaması, üzerinde atleti tüm öfkesini kusarcasına savurduğu kazmasıyla yolda hendekler açıyordu. Kazmayı tam üç saat boyunca var gücüyle salladı.  İşi bittiğinde, “Hadi bakalım deyyuslar! Bundan sonra da hızlı geçin de göreyim sizi!” diye bağırdığını bazı mahalle sakinleri duydu.  Hulki Bey içeri girip gürültü kesilince mahalleli bir oh çekti. Gecenin sessiz örtüsü bütün mahallenin üzerini örttü. Çocuklar başlarına kadar çektikleri yorganlarını bir tekmeyle yere fırlattı, büyükler kendilerini uykunun derin kuyusuna bıraktı.

Aslında hiç de fena olmamıştı. Artık hendeği gören arabalar yavaşlamak zorunda kalıyorlardı. Evlere giren toz yoğunluğunda kayda değer bir azalma olmuştu. Mahallelinin durumdan hoşnut olduğu, hatta bazı annelerin Hulki Bey’i gıyabında takdir ettikleri bile söylenebilirdi. Ta ki o geceden yaklaşık iki hafta sonraki bir gece, tekrar sarsıcı bir gürültü ile yataklarından fırlayana kadar.

Bu kez perdenin arkasına gizlenemeyen herkes kapısından dışarı fırladı. Anneler gördükleri manzara karşısında ağızlarını elleriyle kapatıp, suyum suyum gözyaşı döktü. Babalar ambulans çağırdı. Ekip arabalarının sirenleri sokakları inletti.  Bir kısım genç Instagram’da canlı yayın açtı.  Acı feryatları duyan çocukları, ambulansların duvarlarda oynaşan kırmızı-mavi ışıkları bile avutamadı, hepsi birden ağlamaya başladı. Sadece gün ağarırken ulumayı âdet edinmiş köpekler tüm gece boyunca uludu.  Kediler bütün gece miyavladı. Horozlar zamansız olduğuna aldırmadan öttü. Mahallede Hulki Bey dışında uyanmayan kimse kalmadı.

Tozun azalmasıyla Hulki Bey’in tansiyonu bir miktar dengelenmiş, yeşil reçeteli ilaçlarının da etkisiyle deliksiz uykular çekmeye başlamıştı. Hatta öyle derinleşmişti ki uykuları, gece kapısının önünde kopan kızılca kıyameti duymamıştı bile.  O gecenin sabahında polisler kapısını yaklaşık yirmi dakika kadar çalmasalar asla uyanmayacaktı. Don atlet kapıya koşan Hulki Bey’in yarı kapalı gözleri, karşısında meslektaşlarını görünce açılıp parlayıverdi. Zira kaç zamandır hiçbir arkadaşı ziyaretine gelmemişti. Tek tek yüzlerine baktı. Simaları hatırlamaya çalıştı ama hiçbiri tanıdık gelmedi. Yine de içeri buyur etti onları. Ancak polisler, adi bir suçlunun evine şafak operasyonu yapıyorlarmış gibiydiler. Evde arama yapacaklarını, kendisini de emniyete ifade vermek için götüreceklerini söylediler.

Hulki Bey, bunun bir şaka olabileceğini düşündü önce. Kendisinin de bu vatana otuz beş yıl hizmet vermiş şerefli bir polis olduğunu, suç işlemek orda dursun bizzat binlerce suçluyu yakaladığını anlatmaya koyulmuştu ki polislerden biri, bunları emniyette anlatabileceğini söyleyip, ellerini arkadan kelepçelediğinde durumun ciddi olduğunun ayırdına vardı. İçeri giren polisler, evin altını üstüne getirdikten sonra, koridorda duvara yaslı duran suç aleti kazmayla birlikte Hulki Bey’i ekip arabasına yüklediler. O hengâme içinde tansiyon ve kalp ilaçlarını içmek aklına bile gelmedi. Mahalleli o sabah olanları yine perdelerinin aralığından izledi. Ancak Hulki Bey’in ters kelepçeli görüntüleri internette son hız yayıldı.

Hulki Bey’i emniyete getirdiklerinde kulaklarında çalan davullar, beynine çöken sis konuşulanları duymasını, görevli memurun söylediklerini anlamasını zorlaştırıyordu.   Güçlükle anlayabildiği kadarıyla, iki gencin ölümüne sebep olmak ve kamu malına zarar vermekle suçlanıyordu. Ellerinde gizli kalmak isteyen görgü tanıklarının ifadeleri vardı.

Ömrünü insanların canını, malını korumaya adamış şerefli bir memurun, birinin ölümüne sebep olması nasıl mümkün olabilirdi? Komiser arkadaşları vardı, onları arayabilirlerdi. Bunca yıllık devlet hizmetinin karşılığı bu olmamalıydı. O hendeği kazmak zorunda kalması kendisinin değil, yolu asfaltlamayan belediyenin suçuydu. Asıl gözaltına alınması gereken belediye başkanıydı. Hem onun rüşvet aldığını duyanlar da vardı. O çocuklar da motosikleti o kadar hızlı sürmeselerdi. Üstelik kask da takmamışlardı. Günahları boyunlarına, belki alkol de almışlardı.  Suç onlarındı. Onları böyle ortalığa salan anne babaları da suçluydu.  O kızın o saatte, o çocukla, orada ne işi vardı? Kendisine gelene kadar bu bozuk aile yapısı sorgulanmalıydı…

Su içmeye ihtiyacı vardı.  Bir lokma bir şey yemesi lazımdı. İlaçlarını alması gerekliydi. Göğsünde ağrı, sol kolunda karıncalanma vardı. Kendini iyi hissetmiyordu. Nefes alamıyordu. Temiz havaya ihtiyacı vardı…

Ancak bu söylediklerinin hiçbirini emniyetin gürültülü koridorunda dinleyen olmadı. Hulki Bey, ani bir kalp krizi ile emniyetteki nezarethanede öldüğünde altmış beş yaşındaydı. O gün ölüme tanıklık edenler, bir vakitler gözaltına aldığı kişilerin zamanında duymadığı seslerini son ânında duymaya başladığını söyleyeceklerdi.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Filiz Tiken
Filiz Tiken
Yazmak, hayatıma sabah sayfaları ile girdi. Yazmanın iyileştirici gücünü bu sayfalarla keşfettim. Daha sonra bu sayfalar, anlatılmayı bekleyen hikayelerimi yazmanın heyecanına evrildi. Çeşitli yazarlık atölyelerine katılmaya devam ediyorum. Son iki yıldır hikayeler ve denemeler yazıyorum. Yazılarım İshak Edebiyat, Yas ve Ölüm Bilgeliği Platformunun online dergisi Eşik, Kibele Dergi, Küçürek Öykü Mersin gibi online ve basılı dergilerde yer aldı.

POPÜLER YAZILAR