Pazartesi, Haziran 8, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Adımın İmzası

Herkesin yürüdüğü bir dünyada, kendi yönüne adım atan kadının sesi neden mesele olur? Adım atmak bir eylem midir, yoksa bir ihtilal mi?

Henüz bir bebekken attığımız o ilk adımlar dünyayı ayağa kaldırır. Alkışlanırız, cesaretlendiriliriz, düşsek de tutuluruz. O an sadece yürümeyi öğrenen bir insan yavrusuyuzdur. Peki ne olur da yıllar geçtikçe, o alkışlanan masum adımlar birer tehdide dönüşür? Neden dünya, üzerinde yürüyenlerin ayak seslerini bir noktadan sonra kimlik kartı gibi okumaya başlar?

İtiraf edelim: Adımın bir cinsiyeti vardır. Bir erkek için yalnızca menzile ulaşmak olan o düz çizgi; bir kadın için her santimi toplumsal mayınlarla döşenmiş bir cephedir. Kadın sokağa çıktığında, bir kürsüye yürüdüğünde ya da yalnızca, “Hayır,” diyerek arkasını döndüğünde sadece yer değiştirmez; o zemini her adımında yeniden inşa eder. Bir kadının nerede durduğu, ne kadar hızlı yürüdüğü ve kime doğru adım attığı her zaman bir “mesele” hâline getirilir. Çünkü kadının adımı, yüzyıllardır süregelen sessizlik yeminini bozan birer kayıttır.

Tam da bu yüzden, gürültülü bir ikiyüzlülüğün ortasında kadının attığı her adım cesaret sayılır. Oysa cesaret, yalnızca meydanlarda bayrak sallamak değildir. Bazen sabah yataktan kalkıp daraltılmış bir hayatın kapısını dışarıdan kilitleme iradesidir. Safiye Ali’nin, erkek meslektaşlarının küçümseyen bakışları altında Tıp Fakültesi’nin koridorunda attığı o ilk “yasak” adım ile bugün kendi ayakları üzerinde durmak için bir şehri terk eden kadının adımı, aynı kumaştan kesilmiştir. Aralarında yüzyıllar olabilir ama yük aynıdır. Görünür olmayı, parmakla gösterilmeyi ve en nihayetinde o büyük, tekinsiz yalnızlığı göze almaktır bu. Cesaret, korkunun yokluğu değildir; korkunun titreyen ellerinden tutup onunla birlikte uçurumun kenarında yürümeyi kabul etmektir.

Ancak en büyük tuzak, hareket etmeyi “varmak” sanmaktır. Şunu kalın harflerle yazmalıyız: Her adım ilerlemek değildir. Bazen sadece bize dikte edilen yollarda, başkalarının çizdiği “ideal kadın” şablonlarında nefes nefese koştururuz. İtaatin süslenmiş versiyonuna özgürlük adını verir, başkalarının rüyasında ter dökeriz. Oysa başkalarının tasarladığı bir hayatta yürümek, bizi büyütmez; yalnızca bizi kendimize yabancılaştırır. Eğer bir adım, ruhun kendi karanlığına ve kendi ışığına değmiyorsa sadece mekanik bir yer değiştirmeden ibarettir.

Gerçek ilerleme, bazen o meşhur “geri adımı” atabilmektir; el âlemin gürültüsünü değil, kendi kalbinin fısıltısını duyabilmek için durmaktır.

Leman Tomsu’nun bir kenti inşa eden o ilk planları, Yayoi Kusama’nın zihnindeki fırtınaları sonsuz noktalara döktüğü o ilk fırça darbesi ya da Şükran Moral’ın toplumsal tabuları sarsan performansı; yalnızca bir hareket değil, zamanın akışına atılmış bilinçli bir imzadır. Bu kadınlar bize şunu kanıtlar: İlerlemek için bazen durmak, bazen de herkesin baktığı yönün tam aksine bakmak gerekir. O imza, yer değiştirmekten öte, yeni bir yön tayin etmektir.

Mart ayı dosyamızdaki “İz Bırakan Kadınlar” bize şunu hatırlatır: İlk adımı en cesur olan değil, artık durmanın kendine ihanet olduğunu anlayan atar. Malala’nın okul yolundaki adımı, Marina Abramović’in sarsıcı sessizliği ya da Duygu Asena’nın sessizliği yırtan cümleleri… Asıl mesele, yönün kime ait olduğudur. Bir kadın kendi rızasıyla, kendi hızıyla ve kendi yönüne doğru bir adım attığında dünya sarsılır; çünkü o adım artık yalnızca bir bedene değil, bir tarihe ve henüz atılmamış milyonlarca adıma temas eder.

Şimdi dur ve kendine sor: Attığın adım seni sana mı yaklaştırıyor, yoksa seni onay bekleyen bir gölgeye mi dönüştürüyor? Bir adım, gerçekten sana ait olduğunda; yürümek artık bir ihtilal değil, bir varoluş beyanı olur.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR