“Çözüm özüm benim,” diyordu Asya, yarı baygın hâlde buz gibi betonun üzerine düştüğü andan beri.
Canı yanıyordu. Yüreği paramparçaydı. Bedeninde tek damla kan yoktu lakin bütün kanı çekilmiş gibiydi. Etrafındaki sesler kulaklarını tırmalıyor, uğultular birbirine karışıyordu.
Neydi bütün bunlar?
Elini kolunu kıpırdatamıyordu, kimse de duymuyordu. Çığlık çığlığa bağırıyor, sesi gökyüzüne yükseliyordu fakat kimse duymuyordu. Kimse dönüp bakmıyordu.
Gözlerini güçlükle çevirdi.
Sol yanında babası vardı. Ellerini kollarını savurarak öfkeyle bağırıyordu Sağında ağabeyi durmuştu. Gözlerini gözlerine dikmişti. O bakışlar, bir tornavida gibi ruhunu deliyor, görünmeyen yaralar açıyordu. Canı yanıyordu ama ortada kan yoktu.
Ağabeyi de babası gibiydi. Evde onun sözü kanundu. Konuşmasa bile keskin bakışları yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Ev halkı onu kızdırmamak için hep aynı cümleleri kurardı.
“Tamam.”
“Evet.”
“Haklısın.”
Yeter ki kavga çıkmasın, küsmesin… Yeter ki huzur bozulmasın…
Ben de görünmez olmayı öğrendim. Kanım aksa ses etmezdim. Ağlamazdım. Kendime hep hep aynı şeyi söylerdim. “Bir de ben sorun olmayayım.”
Kocası da oradaydı. Her kalıba kolayca giren, aile büyüklerine itaati erdem sayan bir erkekti. Sonradan kurduğu ailesini, eşini ve çocuklarını sevdiğini söylerdi ama ne zaman bir seçim yapmak zorunda kalsa, onları hiç düşünmeden feda ederdi. İtaatini her defasında sevgisinin önüne koyardı
Şimdi bütün erkekler tek bir ordu olmuş, silahlarını kuşanmıştı.
Asya yerdeydi. Kan yoktu. Acı vardı. Çığlık vardı. Ama duyan yoktu…
Tam o anda yanağında sıcak, ıslak bir dokunuş hissetti. Bir anda doğruldu. Masal…
Kara kızı usulca miyavlıyor, yanağını diliyle yalayarak onu uyandırmaya çalışıyordu. Asya şaşkınlıkla etrafına baktı. “Rüya mı, kâbus mu?” diye fısıldadı.
Bedenini yokladı. Hiçbir yerinde kan yoktu. Derin bir nefes aldı. Masal’a sımsıkı sarıldı. Onu hiçbir koşul aramadan seven, sesini duyan, varlığını hisseden tek yol arkadaşıydı.
Bu rüya, eşine boşanma davası açmasının ikinci gecesinde gördüğü en büyük yüzleşmeydi.Yıllardır yok saydığı acılar, içine attığı düğümler, sevgi sanarak sarıldığı şiddet, sevilmek uğruna vazgeçtiği benliği… Hepsi birer birer su yüzüne çıkmıştı.
Kendine sorular soruyordu.
Kan akıtmadan can alan kimdi?
Katil Asya mıydı?
Yoksa sevilmek uğruna boyun eğmesini isteyen erkekler mi?
O gece, Asya sadece bir kâbustan uyanmadı. Yıllardır yaşadığı sesiz ölümden de uyandı. Masal’ın koşulsuz sevgisini kendine pusula yaptı. Geride bıraktığı yalanlara son kez baktı ve kendi yolculuğuna doğru yelken açtı. Çünkü bazı kadınlar bir günde özgürleşemez. Önce uyanırlar. Sonra kendini seçerler.



