Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bir Bedenin Sınırları: Marina Abramović

Bir insan ne kadar dayanabilir?

İnsanın bedensel ve zihinsel sınırları nerededir?
Sabır bir sanat eserine dönüşebilir mi?

Marina Abramović’in sanatı tam da bu soruların etrafında şekillenir. Onun eserleri çoğu zaman bir tuval, bir heykel ya da bir nesne değildir. Bir performans sanatçısı olarak onun malzemesi, kendi bedenidir. Zaman, sabır, acı ve izleyiciyle kurulan bağ, sanatının temel bileşenleridir.

Abramović’in eserleri görmek, duymak ya da dokunmak ile tanımlanamaz; onlar yaşanır. İzleyiciyi içine çeker, bazen rahatsız eder, bazen düşündürür ve çoğu zaman kişinin kendisiyle yüzleşmesine neden olur. Çünkü Marina Abramović için performans sanatı yalnızca bir gösteri değildir. İnsanın dayanma kapasitesini araştıran, bedenin ve zihnin sınırlarını zorlayan bir deneydir. Ve araştırmalarının merkezinde her zaman aynı soru vardır:

Bir insan ne kadar ileri gidebilir?

Disiplinin İçine Doğan Bir Hayat

Marina Abramović, 1946 yılında, o dönem Yugoslavya sınırları içindeki Belgrad’da doğdu. Anne ve babası II. Dünya Savaşı’nda Partizan hareketinin kahramanlarıydı ve savaş sonrası devlet içinde önemli pozisyonlar üstlenmişlerdi. Bu geçmiş evde de hissediliyordu. Disiplin, kontrol ve itaat gündelik hayatın görünmez kurallarıydı. Eve dönüş saatleri kesindi, kurallar netti, duygular ise çoğu zaman bastırılmıştı. Abramović’in kendi anlatısına göre, çocukluk yılları annesinin otoritesiyle, kontrolle, kurallarla biçimlendi. Bu yıllar, daha sonra sanatında göreceğimiz dayanıklılık, itaat, irade ve sınır temalarını şekillendirdi.

Bu yüzden Abramović’in sanatında beden asla yalnızca bir beden değildir. Beden; disiplinle eğitilmiş bir irade alanıdır. Baskının, dayanıklılığın, hatta çocuklukta bastırılmış duyguların sahnesidir.

Performans Sanatının Radikal Yüzü

1960’ların sonunda sanat dünyası yeni bir arayış içindeydi. Resim ve heykel gibi geleneksel disiplinlerin sınırları sorgulanıyordu. Bu dönemde yükselen performans sanatı, sanatın maddi bir nesneye bağlı olmak zorunda olmadığını savunuyordu. Abramović bu akımın en güçlü temsilcilerinden biri oldu. Onun için sanat bir nesne üretmek değil, bir deney yaratmaktı. Bir performans bazen saatlerce, bazen günlerce sürebilirdi. İzleyicide bu sürecin yarattığı etki de uzun süre unutulmayacak türden bir deneyimdi.

Abramović’in işleri bu yüzden çoğu zaman bir sergiden çok bir deney alanı gibidir. İzleyici yalnızca bakan biri değildir, performansın bir parçasıdır.

İnsan Doğasının Aynası: Rhythm 0

Abramović 1974 yılında bugün bile hâlâ konuşulan, en radikal işlerinden birini gerçekleştirdi.

Rhythm 0 adını verdiği performansında, bir galeride masanın üzerine 72 adet nesne yerleştirdi: tüyler, güller, makaslar, zincirler, bıçaklar ve bir tabanca. Nesnelerin yanında bir de not vardı: “Altı saat boyunca üzerimde istediğinizi yapabilirsiniz.” İlk başta izleyiciler Abramović’e karşı nazik davrandı. Saçını okşayanlar, gül verenler, ellerini sevgiyle tutanlar oldu. Fakat zaman ilerledikçe kalabalığın davranışları değişmeye başladı. Abramović’in kıyafetleri kesildi, vücudunda yaralar açıldı, boynuna bıçak dayandı. Hatta bir izleyici masadaki silahı alıp Abramović’in başına doğrulttu. Söylenenlere göre tecavüz etmeye çalışan biri bile oldu, bu kişi kalabalık tarafından engellendi. Abramović bu süre boyunca hiç hareket etmedi. Performans sona erdiğinde Abramović galeri içinde yürümeye başladı ve insanlar onunla göz göze gelmekten kaçınarak galeriyi terk etti. Yaptıkları şeyle yüzleşmek istemediler.

Rhythm 0 yalnızca bir performans değil, insan doğasının karanlık tarafını açığa çıkaran bir deneydir. Kalabalık, bireyin etik sınırlarını beklenmedik hızda aşabilir. İnsan, kontrolsüz güç altında ne kadar karanlıklaşabilir? Toplum içinde şiddet ne kadar hızlı sıradanlaşabilir? Abramović, bu soruların cevabını sanatın içine taşımıştır.

Aşk ve Veda

1975’te sanatçı Ulay ile karşılaşması, Marina Abramović’in sanatında büyük bir dönemin kapılarını açtı. Ulay ile ürettikleri işler, performans sanatının kalbine oturdu. Museum of Modern Art (MoMA) kayıtlarında da yer alan Relation in Space, Imponderabilia, Relation in Time, Rest Energy gibi işlerde ikili; bedenler arası mesafe, güven, eşik ve kırılganlık üzerine çalıştı. Onların birlikteliği romantik bir hikâye olmanın ötesinde, “iki beden, tek varlık” gibi işleyen sanatsal bir laboratuvardı. Bu ortaklığın en unutulmaz işlerinden Rest Energy’de, Ulay yayı gerdi, ok Marina’nın kalbine yöneldi. Denge bozulursa ölüm mümkündü. Burada ikonik ikili; aşk, güven ve ölümü tek bir çizgide buluşturdu. Birlikteliklerini sonlandırmaya karar verdiklerinde, bu bitiş de sanat tarihine geçti. 1988 yılında 90 gün sürecek The Lovers: The Great Wall Walk için Abramović ve Ulay, Çin Seddi’nin iki ucundan yürümeye başlayıp ortada buluştu ve sonrasında ayrıldı.

Marina Abramović: The Artist Is Present Photo by Marco Anelli. © 2010 Marco Anelli

Sadece Bakış

Marina Abramović’i küresel popüler kültürün merkezine yerleştiren iş The Artist Is Present oldu. 2010 yılında MoMA New York’ta gerçekleşen performansta, sanatçı üç ay boyunca toplam 736 saat hareketsiz oturarak karşısına gelen ziyaretçilerle sessizce göz teması kurdu. Bu iş, Abramović’i ve fikirlerini küresel düzeyde görünür kıldı. Sadece bir sandalyede oturup karşındaki kişiye baktığında hiçbir şey olmuyor gibiydi ama aslında her şey, bu karşılaşma ile görünür oluyordu. Karşısında oturup Abramović’e bakarak kendi çocukluğuna gidenler, kendine acıyanlar, anılarını hatırlayanlar oldu. Çok sayıda insan onun karşısında ağladı. Sadece bir bakış ile bu kadar çok şey oldu. Abramović’in bu işi belgesellere, popüler dile ve internet çağının görsel hafızasına yerleşti. Bunun nedeni, modern insan için “saf karşılaşma”nın artık neredeyse imkânsız bir deneyim olmasıydı. Abramović burada bir ayna gibi çalıştı. Karşısına oturanların önemli bir bölümü aslında ona değil, kendi kırılganlığına bakıyordu. İşin duygusal gücü de tam olarak buradan geldi.

Abramović; yanan bir yıldızın ortasında hayatını tehlikeye atarcasına yatmak, bir odada bulunan yüzlerce kanlı inek kemiğini temizlemek, kabuklu kuru soğan yerken hayatını anlatmak gibi radikal, ses getiren ve sanatını sorgulatan işlere de imza attı.

Abramović Metodu

Abramović’i yalnızca “acı çeken kadın” ya da “sessizce bakan ikon” olarak okumak yetersiz kalır. Zaman içinde Abramović, kendi pratiğini kurumsallaştıran bir figüre dönüştü. Bugün sanatçı, Marina Abramović Institute (MAI) isimli bir enstitüye sahip. MAI, performansı küresel ölçekte destekleyen, disiplinler arası iş birliğini teşvik eden bir yapı olarak tanımlanıyor. Enstitü; sanat, bilim, teknoloji ve spiritualite arasında temas kuran projeler yürüttüğünü; Atina, Bangkok, İstanbul, Amsterdam ve Londra gibi şehirlerde kamusal ve katılımcı projeler gerçekleştirdiğini belirtiyor. Bu, Abramović’in artık yalnızca eser üreten değil, bir ekosistem kuran sanatçıya dönüştüğünü gösteriyor.

Bu yapının kalbinde Abramović Metodu yer alıyor. Enstitünün tarifine göre yöntem, sanatçının 55 yılı aşkın araştırmalarının bir sentezi; sessizlik, şimdide kalma ve zaman-mekân içinde “mevcut olma” üzerine kurulu bir deneyim. Yöntemin kökenleri arasında sanatçının Avustralya’daki Pitjantjatjara topluluğuyla geçirdiği zaman, Tibet topluluklarındaki tekrar odaklı çalışmalar ve sonuçtan çok süreci öne çıkaran pratikler var. Burada performans, izlenen bir şey olmaktan çıkıyor; katılımcının kendi algısı, sabrı ve dikkatini dönüştüren bir egzersize dönüşüyor.

Abramović Hakkında Eleştiriler

Abramović’e yöneltilen ilk eleştiri, sanatının zamanla bir kişilik kültüne dönüşmesi. Bazı eleştirmenler eserler ile sanatçı arasındaki mesafenin kapandığını söylüyor. Sanatçının karizmasının, eserin önüne geçtiği düşünülüyor. Başka bir deyişle; izlediğimiz şeyin gerçekten bir sanat deneyimi mi, yoksa Marina Abramović figürünün etrafında üretilmiş bir etki ekonomisi mi olduğu tartışılıyor.

İkinci eleştiri ise ticarileşme üzerine. Abramović’in Lady Gaga ve Jay-Z gibi pop figürleriyle birlikte görünmesi, kendi yöntemini ücretli atölye formuna taşıması, bazı çevrelerde sanatı ticari bir ürüne dönüştürmesi olarak yorumlanıyor.

Üçüncü ve en büyük tartışma ise okültizm ve satanizm odaklı. İşlerinde; kan, kemik, yıldız, ritüel ve spiritüel referansların bulunması sebebiyle Abramović, karanlık ritüellerle ilişkilendirilen bir figür olarak görülüyor. Abramović bu suçlamaları açıkça reddediyor ve kendisini “satanist değil sanatçı” olarak tanımlıyor. İnsanlara korkutucu gelen şeyin, çoğu zaman anlamadıkları sembolik dil olduğunu söylüyor.

Türkiye’de Abramović Yankısı

Türkiye’de Marina Abramović’in adı en güçlü biçimde 2020’de duyuldu. Akış/Flux sergisi Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank Sanat ve MAI iş birliğiyle İstanbul’da gerçekleşti. MAI bu projeyi Türkiye’deki ilk Abramović bakışı ve Türkiye’de performans sanatı tarihine iz bırakan bir proje olarak tanımlıyor. Türkiye’de performans sanatı çoğu zaman marjinal bir alan gibi algılanırken, Abramović’in gelişi bu sanatı geniş kamusal görünürlüğe taşıdı. 2025 yılında ise Tersane İstanbul, çağdaş performans sanatının öncüsü Marina Abramović’in vizyoner dijital projesi Marina Abramović Element’e ev sahipliği yaptı. Bu projede, sanatçının avatarını merkeze alarak sembolik imgeler, dijital grafikler ve performans dili bir arada sunuldu.

Duvarlardan Geçmek

Birçok dile çevrilen Duvarlardan Geçmek adını verdiği otobiyografisinde Abramović, zorlu yaşamını ve cesur sanatını anlatıyor. “Sanat yaşamdan ayrı düşünülebilir mi?” sorusunun cevabını arayan yaşam anlatısında Abramović, hayatının başlangıcından bugüne kadar sanatla kurduğu ilişkiyi inceliyor.

Bugün Abramović

Abramović, bugün hâlâ beden, varoluş, dayanıklılık üzerine çalışmaya devam ediyor. Sanatın yalnızca güzel olanla ilgili olmadığını, dayanılmaz olan hislerin de sanatla ilgili olduğunu hatırlatıyor. Abramović’in işleri, aslında sanatın ne olduğunu değil, insanın neye dönüşebileceğini sorgulatıyor. Bu yüzden Abramović’i izlemek bir sergi gezmek değil, kendi sınırlarımıza tanık olmak gibidir. Çünkü etik, psikolojik ve kimi zaman da politik karşılaşmalar üretir. Sanatçının küresel çapta bu kadar güçlü bir figüre dönüşmesinin nedeni sadece radikal olması değil, insanın karanlık ve kırılgan taraflarını büyük bir sadelikle görünür kılabilmesidir.

Marina Abramović 2026 Venedik Bienali’nde

Venedik Bienali kapsamında, 6 Mayıs 2026 – 19 Ekim 2026 tarihleri arasında Venedik’teki Gallerie dell’Accademia’da Marina Abramović, 80. yaşını kutlarken, Transforming Energy isimli büyük bir sergiyle yer alacak. Abramović, akademinin 250 yılı aşkın tarihinde sergi açan, ilk yaşayan kadın sanatçı olarak tarihe geçecek. Abramović, aynı zamanda 2023’te Londra’daki Royal Academy of Arts’ta kişisel sergi açan ilk kadın ve 1997’de de Venedik Bienali’nde Altın Aslan ödülünü kazanan ilk kadın olmuştu. Transforming Energy sergisinde Abramović, geçmiş ve bugün, maddi ve manevi, beden ve ruh arasındaki karşılaşmaların izini sürecek. Ziyaretçiler; kuvars, ametist gibi kristallerle işlenmiş alanlarda ‘’enerji iletimini’’ deneyimleyecek.

Görseller: Pips Artist Journal, Sotheby’s, Dusan Reljin, Artway.

Gizem Yeşilyaprak
Gizem Yeşilyaprak
1988, Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesinden lisans derecesini aldıktan sonra reklam ve iletişim dünyasına adım attı. 2009’dan bu yana Yaratıcı Yazar olarak çalışıyor. Markalar için özgün anlatılar tasarlarken, kendi hikâyelerinde de insanın hayatla kurduğu ilişkinin izini sürüyor.

POPÜLER YAZILAR