Buradaki ilk tanımlanması gereken yer, “Dişi nedir?” sorusu diye düşünerek başlıyorum yazıma.
Dişi; özüne sahip çıkan, kaybetme korkusunun etkisinden sıyrılmış, ilişkilerinde artık sadece veren taraf değil, gerçek ve eşit bir şekilde alma verme dengesini yakalayan kadındır. Duygularını, enerjisini, çekim yasasını, sevdiği erkekle olan duygusal bağını ustalıkla yönetir.
Hayatını yaşadığı andan kopmadan (anda kalarak) yazar. Ve önemli olan da bu hayattan aldığı zevk, onun hayatındaki erkeklere bağlı değildir. Bağımlı hiç değildir. Sadece kadınlığının getirdiği doğal şefkat, şifalandırıcılık, kabul içgüdüsüyle yaşar.
Yaşam içinde farkındalıklar arttıkça öğrenir. Bu kadınlar, kendine özgüveni yüksek, kendinin ne olduğunun farkında olduğundan, etrafındaki erkeklere de mıknatıs etkisi yaratırlar.
Çoğunuz yaşamışsınızdır. En basiti, bir yolda yürürken yanınızdan öyle bir kadın geçer ki havalı duruşu güven verir, rüzgârıyla gelen enerji size de yansır. Bir anda hayranlıkla bakakalırsınız. Sebebi sahip olduğu dişil enerjidir. Genelde bu kadınlar, adım adım tecrübelerle hayatın zorluklarıyla baş ederken, acılar da çekmişlerdir. Kim mi onları bu hâle getirip büyük değişimler yaşamalarına sebep olur? Tabii ki hayatlarına giren erkekler… Duygusal olarak, fiziksel olarak yarım kalmış kadınlardır onlar. Sözler ve davranışlar birbirini tutmayınca hep hüsrana uğramışlardır.
Ama bir gün müthiş bir aydınlanma ile uyanış başlar. Umulmadığı bir anda yaşadığı minik bir farkındalıkla ampul yanar. Kötü bir kavga, bir hüzünlü an, çaresizlik ya da berbat geçen bir gecenin ertesi sabahında aynada kendi gözbebekleriyle, yüzünü yıkarken de kendi yüzüyle bakıştıkça artık eskisi gibi olmayacaktır hayatı.
Bir şeylerin yanlış gittiğine emindir ve KADIN ayağa kalkmaya hazırdır artık. Kimsenin onun yaşam enerjisini çalmasına, ışığını söndürmesine izin vermeyecek bir hâlde, savaşçı ruhuyla dişilik yolculuğu hızla başlar. Artık kendini bulma, bilme ve yaşam enerjisini geri alma vakti gelmiştir.
Böyle bir sabahtı işte, benim de uyanış yolculuğumun başladığı sabah. Berbat bir gecenin hatta günlerin de sonu gelmişti, aynadaki yüzümle karşılaşıp berbat hâlde şişmiş, kızarık gözbebeklerimle aynadaki kendime bakışım sonrası. Gözlerimdeki derin hüzünle bir anda -on yıl önceydi evet- derinime hatta en derinlerime inmiştim. O an gözlerimi kapatıp kendime “Sen mucizesin canım benim,” demiştim.
Sonra ne mi olur? Kadının özgüveni ortaya çıkar. Fazla kilolar verilir. Hatta işe yepyeni bir saç kesimiyle başlar. Tüm kapılar açılmaya, içindeki tüm mucizeler bir bir yerini bulmaya başlar. Adım adım giderek attığı adımlar hızlanır. Duruşu, yürüyüşü her şeyi kendine has olur. Aynada kendi çıplak vücudunu “Vay be sen nesin bebek?” diyerek inceler, vücudunu belki de ilk kez tanır. Ve artık o düşmeye bağımlı değildir. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayranlıkla yanından geçen kadına baktığı gibi artık ona da öyle bakılır olur.
Her sabah yüzümüzü yıkadığımız aynanın mucize olduğunu birebir yaşamış biriyim. Peki siz kadınlar; aynaya bakıyor musunuz? Cildinize, yüzünüze, gözbebeklerinize… Hüznünüze, sevincinize …. Ne kadar gizli, ne kadar mutlusunuz? Biliyor musunuz? Hatta dürüstçe kendinize itiraf edebiliyor musunuz?
Kadın olmak çok kıymetli. Kendinden bir can doğurmanın kadar ne mucizevi yaratımlar olduğunu, bunun bize verilmiş bir yeti, özellik, kıymetli olduğunu da biliyoruz.
Ben kendimi seviyorum. Yeterli bir kadınım, güzel bir kadınım. Dişil enerjimi kabulleniyorum. İyi ki VARIM. Değerliyim. Yeterliyim. Ben sevgiyim. “Kim üzebilir ki seni, sen izin vermedikten sonra?” deyip güne başlamak, bu bilinçle de günden güne daha iyi versiyonuna ulaşmak şahane bir yolculuk, mükemmel bir deneyim.
Peki özündeki kutsal dişi nerede? Ve bilmiyorsun ki sadece onu çıkartmanı, kendinin farkında olmanı, sessizce sinmiş, teslim olmuş bekliyor o dişi… Onu çıkartan tüm kadınların ortak özellikleri feminen güce sahip olmaları. Bu bir tür mistik ışıltı, kendi bedeninde kendini rahat hisseden kadınlardan yayılır. Onların gücü dış etkenlere bağlı değildir. Beslenmek, beslemek ve onlara hizmet etmesi için kendi iç güçlerini geliştirmişlerdir. Başkalarının dikkatini çekmek ya da kendilerini göstermek için abartılı olmaları gereksizdir.
Günün sonunda vardığımız noktada ilk adıma ihtiyaç vardır. İç sesinizi duyun. Kadın elmastır. Parlamayı bilelim, kendi gücümüzü keşfedelim. Dünyayı topuklarımızın üstünde döndürelim. “İyi ki KADINIZ…” deyip yola devam edelim.



