Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sessiz Sadakat

Feridun babası öldükten sonra annesiyle İstanbul’a dayısının yanına yerleşmişti. Annesi eve katkı sağlamak için temizliğe, Feridun da okuluna gidiyordu. Çalışkan ve iyi bir çocuktu. Kuzenleriyle birlikte aynı okulda okumaktan dolayı mutluydu. Veli toplantılarında annesinin daima göğsünü kabartırdı. Böyle böyle yıllar birbirini kovaladı. Feridun liseyi bitirdiğinde biraz dayısının yardımı biraz da annesinin birikmişi sayesinde başlarını sokacak bir ev aldılar. Feridun, bir taraftan üniversite sınavlarına hazırlanırken bir taraftan da mahalledeki bakkalın yanında çalışmaya başladı. Üç, beş harçlığı çıkıyordu.

Şansları dönmeye başlamıştı zaman içinde. Annesi Zeliha, evine temizliğe gittiği Emel Hanım tarafından çok beğenilmiş ve çiftlik evlerine kahya olarak çalışması istenmişti. Feridun’da şoförlüğünü yapacaktı. Emel Hanım’ın kocası Tahir Bey, işi dolayısıyla sık sık yurt dışına çıkıyordu ve uzun süre orada kalıyordu. Çevresi tarafından saygı gören bir kadındı Emel Hanım. Çalışan kadınları destekler, derneklere yardım yapar, çalışanlarını kollardı. Hatta Feridun’un tüm okul masraflarını “O da benim oğlum sayılır,” diyerek karşılamıştı. Zeliha’nın Emel Hanım’a sevgisi ve saygısı günden güne artıyordu.

Çiftlik evinde on beş yaşındaki suskun kızı Alya ve yirmilerinin sonundaki oğlu Barkın vardı. İsmi gibi hiç evde durmazdı. İkisi de saygılı çocuklardı. Böylece huzur ve mutluluk içinde iki yıl geçirmişlerdi. Feridun hukuk fakültesinde öğrenciydi artık. Zeliha evlerini satıp, erkek kardeşine borcunu ödemiş, geri kalan para ile de oğlunun okuluna rahat gidip gelebilmesi için ikinci el araba almıştı. Elinde kalan bir miktar parayı da altına çevirerek yastık altına atmıştı. Dünyanın bin bir türlü hâli vardı.

Gün yine koşturmacalı başlamıştı. Bir taraftan mutfakta yemek yapılıyor bir taraftan bahçede patlayan su borusu onarılıyordu. Emel Hanım sabah kahvesini içerken cep telefonu çaldı. Tahir Bey erken dönüş yapacağını, o yüzden de Feridun’un akşama kendisini havaalanından alması gerektiğini söyledi. Sesinin endişeli olması canını sıktı ama lafı uzatmadan “Tamam,” dedi. Gelince öğrenirdi nasılsa. Feridun’a akşam saat 22.00’de Sabiha Gökçen’de olması gerektiğini söyledikten sonra kahvesini bitirdi. Kızı Alya’nın yanına gitti. Sarıldı, öptü, başını okşadı sonra tekrar sarıldı. Özel bir çocuktu. Ne oldu ise bundan üç yıl önce olmuştu. Sonrası sessizlik. Zeliha, birkaç kere Alya ile konuşmaya çalışmış fakat başarılı olamamıştı. Bütün bebeklerin saçları makasla kesilmişti gelişigüzel. Özellikle çirkinleştirilmişlerdi. Zeliha son anda yetişmese, Alya’nın saçları da bebeklerine benzeyecekti. O olaydan sonra makaslar kaldırılmıştı ortadan. Pedagoga götürdüklerinde resim çizdirmişlerdi Alya’ya, annesinin elinden tutuyordu sıkıca. Babası ise çok uzaklarda bir yerde simsiyah bir nokta halindeydi.  “Baba, hep yurtdışında ya ondandır,” demişti annesi mutsuz bir şekilde. “Zeliha, kapı aralığından ana kızı öyle görünce, yanağından bir yaş süzülüvermişti usulca.

Feridun, vakitlice çıkmıştı çiftlik evinden. Havaalanında beklemeye başladı. Tahir Bey’i görünce fırlayıp elinden çantasını aldı, arabaya yerleştirdi ve yol boyunca hiç konuşmadan çiftlik evine geldiler. Emel Hanım kapıda karşıladı kocasını iğreti bir gülümseme ile. “Hoş geldin.” “Hoş bulduk,’’ dedi alelacele eve girerken. “Sesin telefonda da telaşlıydı, bir şey mi oldu?” “İşler… boş ver halledeceğim.’’ “Karnın aç mı?’’ “Banyodan sonra bir şeyler yerim,’’ diyerek çantası ile yatak odasına gitti.  Zeliha bir gölge gibi uzaktan izliyordu Tahir Bey’i. Banyo kapısının kitlendiğini duyduğunda nedenini bilmeden usulca Tahir Bey’in çantasını karıştırdı. Deri ajandasından dışarı sarkan fotoğrafları görünce midesinin bulandığını hissetti. Geldiği gibi usulca odadan dışarı çıktı. Tahir Bey salona geldiğinde çocukları sordu. “Alya’ya bebek getirmiştim, odası kilitli, giremedim. Nerede?” “Dün teyzesi aldı, biraz bizde kalsın diye,” “Yeni yeni âdetler. Barkın Bey de yok anlaşılan.” “Evet, o da arkadaşlarıyla birlikte, genç çocuk ne de olsa.’’  Zeliha, yemeğin hazır olduğunu söyleyerek Tahir Bey’i masaya davet etti. İştahla bitirdi, önüne koyulanı. Koltuğa Emel Hanım’ın yanına geçti.  Soğuk limonlu bir soda istedi, yedikleri fazla gelmişti herhalde. Zeliha mutfağa koşup soda ile geri döndü. Tahir Bey yüzünden akan terleri elinin tersiyle silmeye çalışırken, bir taraftan da buz gibi soda ile rahatlamaya çalışıyordu. Ayağa kalkıp banyoya gitmek istedi. Gidemedi. Boğazını, kalbini tutarak yere yığıldı. Bir iki çırpındı. Ambulansı aradılar, geldiklerinde hemen kalp masajı ardından da defibrilatör yaptılar. Olmadı. “Başınız sağ olsun,” deyip, cenazeyi de alıp gittiler. Feridun,  Alya ile birlikte odadan çıkıp salona geldiğinde, Emel Hanım Zeliha’nın boynuna sarılmış, sevinçten mi üzüntüden mi bilinmez, ağlıyordu. Alya, annesinin yanına koşarak gitti. Gözyaşlarını sildi elleriyle. “Ağlama anne,” dedi.  

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

POPÜLER YAZILAR