Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Bayram Hazırlığı

Emine sofranın üzerindeki açılmış yufkanın ortasına oklavayı koydu. Yufkanın kendine yakın yarısını oklavanın üzerine doğru attı. Yufka asılmış oklavayı havaya kaldırdı. Oklavayı sallayarak yufkanın fazla unlarını silkti. Boğazına bir gıcık geldi. Başını yana çevirdi, öksürmeye başladı. Ayakta bekleyen Ayşe’ye yufkayı uzattı.

“Emine abla iyi misin?”

“İyiyim, un kaçtı boğazıma Ayşe. Say bakayım, kaç tane olmuş yufkalar? Kuruyanları üst üste alıver.”

Emine’nin yanındaki sofrada yufka açan Kezban seslendi.

“Ayşe bekle, benim yufkamı da al.”

Emine elinin unlarını silkti. Uyuşan sağ bacağını sofra örtüsünün altından uzattı. Bu sefer sol ayağını altına aldı. Boğazına bir gıcık daha geldi. Başını yana çevirdi. Sağ koluyla ağzını gizleyerek öksürdü. Kezban endişeli gözlerle Emine’ye baktı.

“Emine abla, sen bırak istersen. Un tozları astımını azdıracak. Dün de baklava yaptık. Sonuna doğru tıkandın.”

“Yok, yok, iyiyim ben Kezban, ilaçlarımı aldım.”

Yanındaki hamur tepsisinin beyaz örtüsünü kaldırdı. Yeni bir pazı aldı. Kezban’a uzattı. Bir pazı daha aldı. Sofranın üzerine biraz un döktü. Unun üzerine hamuru koydu. Tekrar un döktü. Alışkın hareketlerle oklavayı hamurun üzerinde gezdirmeye başladı. Oklava ahşap sofraya değdikçe tıkır tıkır ses çıkarıyordu. Emine’nin elinde oklava ile yufka âdeta dans ediyordu. Birleşiyorlar, ayrılıyorlardı. Oklava yufkayı çeviriyor, döndürüp tekrar birleşiyorlardı. Her harekette yufka biraz daha büyüyordu. Yufkayı yan odada serili olan beyaz çarşaflar üzerine koyan Ayşe, uzun oklavaları tekrar Emine ve Kezban’a uzattı. Emine oklavasını değiştirdi.

Emine’nin cep telefonu çaldı.

“Ayşe telefonumu uzatıver.” Cep telefonunda arayanın oğlu olduğunu görünce sesi kuş gibi şakıdı.

“Hasan arıyor. Alo Hasan oğlum… Şimdi mi biniyorsunuz uçağa? İnince ara. Tamam, dikkatli gelin yavrum. Çok özledim yavrularımı, burnumda tütüyorlar. Bak Kezban teyzenin, Ayşe teyzenin selamları var. Baklavayı dün yaptık oğlum. Bugün su böreği yapıyoruz. Senin sevdiğin gibi bir tepsi peynirli kaşarlı, bir tepsi Ayten’in sevdiği gibi kıymalı. Yok yavrum yormuyorum kendimi. Tamam, hadi sağlıcakla gelin inşallah. Söylerim yavrum, sen de selam söyle.”

Telefonu kapatırken Emine’nin sevinçten ağzı kulaklarındaydı. Sanki oğlunun kokusu gelmişti burnuna.

“Hasan’ımın selamı var size. Hamburg’dan bineceklermiş uçağa. Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan araba kiralayacaklarmış. ‘Sakarya’da Ayten’in annesinde yatarız,’ diyor. Arife günü geleceklermiş buraya.”

“Sağlıkla kavuşun inşallah Emine abla,” dedi Ayşe ile Kezban.

“İnşallah,” dedi Emine yufkayı oklava ile buluştururken. Yufkada Hasan’ın yüzü belirdi. Kulaklarında sesi, telefon konuşmasını tekrar zihninden geçirdi. Dudaklarının kenarına belli belirsiz bir tebessüm oturdu. Bu börekleri Hasan’ı yiyecekti. Torunları Burak ve Gamze yiyecekti. Çok özlemişti onları.

“Emine abla on dört tane yufka olmuş. Tenceredeki su da kaynadı. Ben su böreğini tepsiye döşemeye başlayayım mı?”

Emine daldığı hülyalardan Ayşe’nin sesi ile uyandı. Unlu elinin tersi ile alnını sildi.

“Sen tek başına halledemezsin Ayşe, iki kişi lazım. Hem yufkaları haşlayacaksın hem haşlanan yufkayı soğuk suya çıkaracaksın. Sonra yufkanın suyunu sıkıp, tepsiye yerleştireceksin. Yufkayı yağlayacaksın. Bir de bizim açtığımız yufkaları serme işi var.”

Kezban lafa karıştı,

“Emine abla sen yufkaları haşla, Ayşe’de tepsiye yaysın. Hem bir hava al. Ben yavaş yavaş açarım yufkaları.”

Emine itiraz edecekti ama bir öksürük daha gelince sustu. Elindeki yufkayı açınca ellerinin ununu silkti. Yerden elleri ile destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Uzun zamandır oturmaktan bacakları uyuşmuştu. Ağrıyan dizini avucunun içi ile ovaladı. Açtığı yufkayı sermeye giderken Ayşe’ye seslendi.

“Dolapta daha tereyağı var Ayşe. Çıkar da eriye dursun. Bol bol kullanalım. Kaşarı da rendele. Peynir ile birlikte bolca döşeyelim. Hasanım böreği ısırınca şöyle kaşarı sünsün ister.”

Hasan deyince Ayşe’nin yüzü aydınlandı.

“Bu bayram çok şükür Hasan gelebilecek Emine abla. Çok özledik. Bayram gibi bayram olacak bu sene.”

“İnşallah Ayşe. Bir sene oldu çocuklar gelmeyeli. Büyümüşlerdir kuzularım. Görüntülü konuşuyoruz çok şükür ama yüz yüze görmek başka. Sarılıp, koklamak gibisi var mı?”

Emine başından kayan yaşmağını düzeltti. Yufkayı kaynayan suya attı. Tencerenin kapağını kapattı.

“Ne yalan söyleyeyim, bazen sizi kıskanıyorum Ayşe. Çocuklarınla aynı şehirde yaşıyorsun. Sık sık ziyaretine geliyorlar. ‘Babaanne, anneanne,’ diyerek kapını çalıyorlar.” Haşlanan yufkayı uzun tahta kaşıkla dikkatlice yırtmadan sudan çıkardı. Soğuk su dolu leğenin içine bıraktı. “Sofralar kuruyorsunuz. Gülüşe, çığrışa siz yemek yerken seslerinizi dinliyorum. O sesler benim soframdaymış gibi yemeğimi yiyorum. Çoğu zaman tek başıma canım yemek bile istemiyor. Amcan vefat ettikten sonra yalnızlık daha çok koyuyor insana.” Ayşe, Emine‘yi onaylar gibi başını salladı. Soğuk suda bekleyen yufkayı aldı. Yağlanmış tepsiye serdi.

“Bir gün görmesem özlüyorum Emine abla. Allah ömürlerini versin. Hasretlik zor.”

Erimiş tereyağı tenceresinden üç, dört kaşık yağ döktü. Eliyle yufkanın her tarafını yağlarken birden Emine’nin yüzüne hüzün çöktüğünü farkeden Ayşe, havayı dağıtmak için konuyu değiştirdi.

“Çarşı fırınına keşkek de koyacak mısın Emine abla.”

Bir başka yufkayı kaynar suya elindeki ipek şalı bırakır gibi özenle koyan Emine, cevap verdi.

“Bayram kahvaltısı hem keşkek hem de cevizli çörek olmazsa olur mu Ayşe? Kuzularım babaannesinin keşkeğini özlemişlerdir.”

Yufkadan uçuşan unlar genzine kaçan Emine öksürmeye başladı. Tencerenin kapağını kapattı.

“Emine abla hadi biraz otur, yoruldun sen.”

“İçerden nefes darlığı ilacımı getiriver Ayşe. Bir iki fıs çekeyim, bir şeyim kalmaz.”

Ayşe ilacı getirmek için içeriye koştu. Emine mutfak sandalyesine oturdu. Yaşmağının iki ucunu yelpaze gibi havalandırarak terleyen yüzünü ferahlatmaya çalışıyordu. Ayşe’nin uzattığı inhalenin kapağını çıkardı. Çalkaladı, dudaklarının arasına yerleştirdi. Derin bir nefes aldı. Cihaza bastırdı ve yavaşça nefesini bıraktı. Bir iki fıstan sonra kendini daha iyi hissetti. Ayşe’nin koşturmasına mutfağa gelen Kezban, taşmak üzere olan tencerenin kapağını açtı. Mutfak su buharı ile doldu.

“Emine abla hadi sen biraz dinlen, biz Ayşe ile halledelim.”

Nefes darlığının verdiği yorgunlukla Emine itiraz etmedi. Yerinden kalkmaya çalıştı. Sendeledi. Ayşe koluna girdi. Yavaş adımlarla mutfaktan çıkmasına yardım etti. Sedire oturttu. Emine tıkanmış gibi zor nefes alıyordu. Ayşe ne yapacağını şaşırdı. İnhaleyi almak için mutfağa koştu. Döndüğünde Emine olduğu yere yığılıvermişti.

“Kezban abla yetiş, 112’yi ara, Emine abla fenalaştı.”

Kezban ocağın altını kapattı, içeriye koştu. 112’yi aradı.

“Dudağı morardı. On dakika geçti. İki fıs daha versek mi?”

“Emine abla, bir fıs daha yapalım. Emine abla.”

“Ambulans geldi Ayşe, kapıyı aç.”

Odaya giren ambulans görevlileri ilk müdahaleyi yaptılar. Hemen oksijen taktılar.

“Hastaneye götürmemiz gerekiyor. Biriniz hastanın yanında gelin. “

Ayşe üzerine bir hırka aldı. Kapıdan çıkarken döndü, “Kezban abla, Emine ablanın cep telefonunu da uzatıver.”

 Emine’yi hastanede yoğun bakıma aldılar. Ayşe yoğun bakımın önünde çaresiz bekliyordu. Cebindeki telefon çaldı. Arayan Hasan’dı. Telefonu açtı.

“Anne biz İstanbul’a indik.”

“Hasan oğlum, ben Ayşe teyzen. Annenin astım krizi tuttu. Ambulans ile hastaneye geldik. Annen şimdi yoğun bakımda.”

“Anne…, anneciğim, dayan lütfen… Hemen geliyoruz…”

“Hasan, dikkatli gelin oğlum.”

Ayşe daha sözünü bitiremeden Hasan telefonu kapatmıştı bile.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Cemile Can
Cemile Can
Ben Cemile Can, 1961 yılında, Afyonkarahisar'da doğdum. İlköğretimimi Ankara'da, orta ve lise tahsilimi İzmir'de tamamladım. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Emekli bankacıyım. Safranbolu'da restorasyonunu tamamladığımız, aile yadigarı tarihi evde yaşıyoruz. Safranbolu'nun tarihi dokusunun korunması, geleneklerin yaşatılması için dernek faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Safranbolu Kadın Ritim Grubu'nun üyesiyim. Edebiyat Atölyelerine katılıyorum. Öykü yazmaya çalışıyorum. Üç öyküm Ses Dergi'nin YouTube kanalında kendi sesimden yayınlandı. Düş Dergisinin Eylül sayısında bir öyküm yer aldı. Evliyim, iki oğlum ve iki gelinim var.

POPÜLER YAZILAR