Sen haykırırsın, lâl kesilir dünya,
Sen kanarsın, nar içinde kalır heyula,
Sen kalırsın, har olur yanar her rüya.
Yağmur damlaları kaldırımdan mazgala doğru süzülüp gidiyordu Aralık soğuğunda. Titreyen yalnız bir kalbi vardı kadının ve sırtında ilmekleri sökülmüş yün bir hırka… Nefesinin buğusu buharlaşmıyordu, donup parçalanıyordu âdeta. Bedeni üşüyordu belki ama kalbi yanıyordu.
Yalnızlığın yangınını bilir misin? Çok acı verir. Delici, kesici bir yanık izi bırakır geride. İhanetin yangını daha da derindir. Üçüncü derecede harap eder ne var ne yoksa hatıralara dair. O yüzdendir ısınmak için sırtına geçirdiğin hırkanın ilmeklerinin bir bir sökülmesi, o yüzdendir aynı hırkada şekilsiz bir leke hâlinde kırmızı desenlerin olması. Kanar usul usul yara, kabuk kanar kalp kanar, ruh kanar… O yüzdendir ruhu yanarken insanın bu denli üşümesi.
Bu kez kış mevsiminin rengi beyaz değil kırmızı. Yağan kar, dökülen gözyaşı, damlayan yağmur… Hepsi kırmızı. Kalp hırsızı çalıp gittiğinden beri bu yüreği, geriye kalp nafiz kesiler bıraktığından beri mevsim kırmızı. Kasım geçti, aşk başka değildi. Aralık geldi, aşk sırtta hançer, göğüste yara oldu kaldı.
Kaldırımda bir kadın…
Sırtında ilmekleri sökülmüş yün bir hırka.
Acısı adressiz, şiiri alfabesiz, mektubu yarsız…
Öyle durur soğukta…
Kibritçi kız misali donar kalır kışın ortasında.
Gözlerinden usulca bir çift yaş süzülür… Kırmızı yakutlar düşer toprağa.
Bir aşk biter bu coğrafyada karakışın koynunda… Lâl kesilir dünya.



