Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Tozlu Yollarda Kalan Hatıralar

Merhaba, sihirli satırlar. Ben Lara.

Uzun zaman oldu bu klavyeye dokunmayalı. Parmak uçlarım, bir sevgilinin yüzüne duyduğu hasret gibi sana hasret. Parmak uçlarımda o kadar çok söz, kalbimde o kadar çok birikmiş, olmuş, bitmiş, yaşanmışlık var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum.

Tamam. Yalan söylemek istemiyorum. Dürüst olacağız. Sana sonu malum bir hikâye yazacağım.

Yaz tatilinde köye gittim. Aslında gitmek istiyordum. Beni durduran ne vardı ki?  

Geçmiş, diyebilirim. Tam on altı yıl geçmişti. On altı yılda insanın içinde kaç yüz bin tozlu hatıra birikirdi?

Onunla karşılaşacaktım. Birbirimizi görmekten ziyade, aynı sokaklarda, aynı sokak döngülerinde yürüyecektim. En sevdiğimiz ceviz ağacının yanından geçecektim.

Hazır mıydım? Bilmiyorum. Orayla tamamen bağımı koparmaya gidiyordum. Çocukluğumu, gençliğimi, ilk aşkımı yeniden görmek bana ne hissettirecekti?

Evet. İlk aşkım. İlk ve son. Ailemden kalan her şeyi satıp sil baştan, başka bir ülkede yaşamaya gidecektim.

Tabii, diyeceksiniz ki, “Kızım, pek gecikmedin mi? Mesela on altı yıl gibi?”

Belki de… Ama cesaret acayip bir şey. Bir kez kaybettiğinde, insan kendini asla tam olarak toparlayamıyor. 

Otobüsten iner inmez köyümüze giden arabayı gördüm. İşte oradaydı. Beni geçmişe götürecek araba. Valizimi alıp ona doğru koştum. El salladım. Ulaştığımda kapıyı biri açtı. Otobüs bayağı doluydu. Köy ahalisinin erzakları, küçük çocukları… Herkes yüzüme pür dikkat bakıyordu. Sanki beni bir yerden tanıyorlardı ama çıkaramıyorlardı. Sonra içlerinden biri irkildi.  

“Lara, sen misin?”

 Başımı kaldırdım. Çok tanıdık iki göz bana bakıyordu. Alyona. Yanında da onun iki küçük kopyası gibi duran iki çocuğu vardı. Bir anda kafamda okuldan dönerken yaşadığımız anılar canlanmaya başladı. Bana yanında yer açtı. Çocuğunu kucağına aldı.

“Uzun zaman oldu,” dedi. Sonra bana baktı. “Beni tanımadın mı? Ben Alyona.”

Aslında tanımıştım. Gözlerinden. “Yeni mi geldin? Ne yapıyorsun?” diye sormaya başladı. Bir sürü soru… Otobüsteki herkes de yavaş yavaş benim analizimi yapmaya başlamıştı. Kimdim? Nereden gelmiştim? Neden dönmüştüm?

Ben ise arkadaşımın yorgun yüzüne, gözlerine dalıp gitmiştim. “Sadece her şey iyi,” diyebildim. “Nerede kalacaksın?” diye sordu. “Evimizde,” dedim. Bana bir anlık bakakaldı.

“Ama orası tamamen dağılmıştır. Gel, bende kal.” Belki bu iyi bir fikirdi. Ama ben bir an önce buradan gitmek istiyordum. Bazı şeyler olmadan. Bazılarıyla karşılaşmadan. Bazı soruları sormadan. Sormak istedim. Ama soramadım. Sokağımızın başına geldiğimizde arabadan indim. “Akşama sana yardıma gelirim,” dedi. Yolculuk parasını uzattım ve indim.

Sıcakta, uzaktan evimizi görünce bir an duraksadım. Çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yılları oradaydı. Kapıyı açtım. Babamın severek diktiği güllerin hiçbiri yoktu artık. Annemin bahçede domates toplamasını hayal ettim. Ama artık ne onlar vardı ne de o anılar.

Onları kaybedeli ve ilk aşkım beni terk edeli tam on altı yıl olmuştu. Ne garip, değil mi? Acı, acının üzerine eklendiğinde insan bir süre sonra acıyı hissedemez hâle geliyor. Kim bilebilirdi ki bir şirketin mali sorumluluğunu taşıyan bir kadın olarak, bir gün buralara dönüp geçmişimin tozlarını süpürecek ve sonra o tozları yeniden rüzgâra bırakacaktım?

Akşama doğru Alyona, çocuklarını kayınvalidesine bırakıp yanıma geldi. On altı yılda ne olup bittiğini konuştuk. Neden bağlantıyı kestiğimi, onu hiç aramadığımı sordu. “Bize mi küstün?” dedi Alyona. “Evet,” diyemedim. Gençliğimin en sert zamanlarında, ailemi kaybettiğimde, beni bu acıyla baş başa bıraktığınız için size kızgındım. Sizi affetmeye gelmedim.

O zamanlar sevgilisi Nick’le yeni bir ilişkiye başlamışlardı ve benimle iletişimi aslında kendisi kesmeyi seçmişti. Belki de bugün iyi bir konumda olmam onlara cazip gelmişti. Kim bilebilir? Her neyse. İşte o beklenen soru geldi. 

Alyona sordu. “Lucas’ı hiç merak etmiyor musun?”

Aslında ediyordum. Ama merak etmiyormuş gibi davranmak daha cazip geliyordu. Ben söylemeden devam etti. “Köyde beden öğretmeni olarak çalışıyor. İdman yarışmaları için çocukları başka ülkelere götürüyor. Seninle ayrılmasının ikinci yılında köye gelen yeni öğretmenle evlendi. Dört yıl kadar evlilikleri oldu. Ailesi de onayladı ama boşandılar. Çocukları olmadı. Kadın terk etti. Doğrusu, Lucas çok da üzgün değildi.” ,

Bir an sustu. “Belki karşılaşırsınız ve yeniden…”

“Sus!” diye bağırdım. Pencereden dışarı baktım. Günün batışından sonra karanlık köyün üzerine çoktan çökmüştü. Alyona ayağa kalktı.

“Benim hemen kalkmam lazım. Yarın yine buluşuruz,” diyerek gitti. 

Aslında onunla son görüşümüzdü. Benim için bir vedaydı. Ama bunu ona diyemedim.

“Alyona, görüşürüz. Hoşça kal.”

Sabah erkenden kalktım. Belediyeye gidip bulduğum alıcılarla görüştüm ve bütün devir işlemlerini tamamladım, eve döndüm. Dokunmadığım o tozlu eve bir kez daha baktım. Artık acı içindeki tozlu raflar beni hiç sakinleştirmiyordu. Bir zamanlar beni mutlu eden anılar, eşyalar artık hiçbir şey hissettirmiyordu. Bahçeye çıktığımda biri beni bekliyordu: Lucas.

Beni otobüs durağına götürecek arabayı o sürecekmiş. Bence Alyona ona haber salmıştı. İlk aşkımla son yüzleşmem. Ceviz ağacının dibinde arabasını saklamıştı.

“Merhaba.” 

“Merhaba.”

Arabaya geçtik. Otuz dakikalık yol boyunca hiç konuşmadık. Bana aşkını itiraf ettiği çay bahçesinin karşısından geçerken arabayı orada durdurdu. Sessizce arabadan indik. Çay bahçesine geçmeye cesaretimiz yoktu. Artık ikimiz de otuz beşlerinde, olgun insanlardık. Ama yine de cesaretsizdik. İçimden geçenleri söylemek istedim. Lucas söze girdi. 

“Affet desem, affeder misin? Yeniden başlayamasak da belki kaybettiğimiz her günü, her yılı biraz olsun tamir edebilir miyiz?”

Ama bitiremedi. Ne diyeceğini bilmiyordu. Sonra bana baktı. 

“Biliyor musun, bugün evi, her şeyi satarken aslında bir umudum vardı. Buraya gelmek…”

Bir an sustum.  

“Benim için zaten bir başlangıç. On altı yıldır hiç aramadın, sormadın. Neyi affetmemi istiyorsun? Biz neydik ki? Biz bir şey bile olmamışız.”

En zor anımda yoktun. Ben seni on altı yıl bekledim. Belki diye. Ama sen kendine bir hayat bile kurmaya karar vermişsin. Denemişsin. Ama ben hiç yapmadım. Yapamadım. Senin dönmen gerekirdi. Benim buraya gelişim bir dönmek değildi. Ben bugün gidiyorum. Ve sen beni uğurluyorsun. Nasıl demiştin? “Bu kış bahçesinde, kış masalı gibi seviyorum seni.” Bense senin hayatında yaz güneşi gibi batıyorum. Hayatında. Sözler bitti.

Arabaya binip otobüs durağına kadar hiçbir şey konuşmadık. 

“Teşekkür ederim.” Parayı bırakıp arabadan indim.

Evet! Güzel bir yolculuk şimdi başlıyor. Yarın otuz altı yaşımda olacağım. Çay bahçesine sakladığın o sözü belki hatırlarsın diye umut etmiştim.

“Otuz altı yaşımızda çay bahçesinde görüşeceğiz,” diye verdiğimiz söz…

Aslında o umutla bitti. Tozlu yollarda tozlu hatıralarım kaldı.

Hoşça kal.

Mutlu son mu beklediniz?

Seni terk eden, seni en zor anında acınla baş başa bırakan biriyle yeniden birleşmek, yeniden birlikte olmak gerçekten mutlu son mudur sizce?

Bence değil. O sadece filmlerde olur.

Bu hikâye de burada bittiğine göre sevgili klavye, ben denize girmeye kaçıyorum. Yeterince geçmişe daldım zaten. Şimdi biraz da gerçekten denize dalayım.

Ulkar Suleymanova
Ulkar Suleymanova
Azerbaycan’ın tarihi ve güzel Şeki bölgesinin Aşağı Göynük köyünde, 1996 yılında doğdum. Köyden şehre uzanan bir yolculuk benim hikâyem. 8 yaşımda geçirdiğim bir kaza sonucu yüzümde farklılık oluştu. Bugün ise hayat felsefem; ben ve benim gibi yüzünde farklılık taşıyan tüm kadınların görünür olması ve değerlerini herkese gösterebilmesidir. Bu amaçla bir YouTube kanalım ve sosyal medya hesaplarım var.

POPÜLER YAZILAR