Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Arkamdan Bakma!

Beş, altı yaşlarımda anaokuluna giderken, “Ben okula kendim gideceğim,” diye tuttururmuşum. Henüz ilk adımlarımı atalı uzun yıllar olamamasına rağmen, “Evden okula kendim gidebilirim,” diye inat edermişim. Şimdi düşünüyorum da, aslında ev ile okul arası o kadar da yakın sayılmazdı. Yine de belki benim inadımla başa çıkamadığından, belki de o zamanlarda oturduğumuz küçük mahalle güvenli diye düşündüğünden, annem de yalnız gitmeme izin veriyordu. Ama ben bir de şart koyarmışım. “Sakın arkamdan bakma!” Dönüp dönüp pencereyi kontrol edermişim, annem söz dinledi mi, yoksa pencereye yapışmış beni mi gözlüyor diye. Annem ise bu soruna kendince bir çözüm bulmuş. Ben gözden kaybolana kadar tül perdenin arkasından farkettirmeden beni gözlermiş. Küçük adımlarla yavaşça ama kararlı şekilde uzaklaşan küçük kızına bakıp neler düşünüyordu, bilemiyorum. Ben büyüdükten sonra annemin sık sık bunu hatırlatma şekline bakınca; aslında küçük kızının inadı ile hem biraz eğlendiğini hem de gurur duyduğunu hissederdim. Bazen durup duruken bana takılmak için, “Sakın arkamdan bakma,” der ve gülerdi. Tekrarlar dururdu neşeyle, “Arkamdan bakma, arkamdan bakma! İşte böyle kararlı ve inatçıydın,” derdi. Arkamdan bakma! 

Anneme Alzheimer tipi Demans teşhisi konulduktan sonra on yıl kadar hastalıkla mücadele etti. Demans, “the long goodbye” diye okumuştum bir yerlerde. Demans, uzun veda! On yıl sürdü uzun vedamız. Benim çocukken attığım küçük adımlar gibi, acele etmeden, küçük adımlarla annem her gün biraz daha uzağa gitti. Her adımda, geri dönmeyeceği bir belirsizliğe doğru ilerledi. Her adımda tüm yaşanmışlıklarını, anılarını unutmaya devam etti. Adım adım ama yavaşça bize veda etti.

Tamamlanmamış yas sendromu denen bir durum vardır. Ölüm gibi önemli yas durumlarında insan yasın belirli aşamalarından geçer. İnkâr, donma, öfke ve en sonunda nihayet çaresize durumu kabul edip hayatına geri dönme ya da toparlanma diyebileceğimiz aşamalardan geçilir. Sevdiğin kişinin Demans gibi iyileşme umudu olmayan ve uzun süreli bir hastalığa yakalanma durumda ise bu yas bir türlü tamamlanamaz. İnsan sanki iki yaşam arasında, arafta kalır gibi yasın aşamaları arasında oradan oraya savrulur durur. Veda edemezsin, durumu da kabullenemezsin; bazen öfke duyarsın, bazen duyarsızlaşır kalırsın. Bitmeyen bir döngü içinde sonu gelmez garip bir yas hâlinde zaman hem durmuş gibidir hem de yıllar geçer. Hastalık, uzun veda ve bitmeyen yas hâli, tüm önceliklerinin önüne geçerek en belirleyici gerçeğin olmaya başlar. Her şey, tamamlanamayan yas hâli ile birlikte durmuş gibidir. Belirsizlik içinde kalakalırsın. O belirsizlik koskoca bir sis gibi tüm hayatını, seçimlerini, duygularını, düşüncelerini kontrol etmeye başlar. Bu uzun vedadan çıkış yolu yok gibidir. Küçük adımların buradan çıkmaya yetecek kadar güçlü değildir.

Sonra yavaş yavaş teslim olup bu sis içinde alçakgönüllü bir konfor alanı oluşturmaya başlarsın. İçine kapanırsın, belirsizlik içinde biraz yalnızlaşırsın. Anneni sormak için arayanların telefonlarını açmak istemezsin. Onun bu yeni durumundan bahsetmenin verdiği acıdan kaçmak istersin. Bu belirsiz bekleyiş, zamanın durmuş olma hâli belki hoşuna bile gitmeye başlar. Çünkü zihni sisler içinde kalmış olan annenle bağ kurmanın başka yolunu bulmakta zorlandığın bir hâle girersin. Kendini tanımakta, görmekte bile zorlanırsın. “Sen beni tanımıyorsan ben de kendimi tanımam, anneciğim! Sen beni görmüyorsan ben de kendimi görmem!” 

Zaman durmuş gibidir ve önemli kararlar almayı ertelersin. Evden okula yürüyen küçük bir çocuk gibi gözlerin hem ileridedir hem de dönüp dönüp annen arkandan bakıyor mu diye kontrol etmek istersin. Ancak o çocuğun kararlı, özgüvenli hâlini kaybetmiş olarak. Kaybetmekten korktuğun için dönüp bakmak istersin. Gerekirse sana yaşam veren o kutsal varlık için hayatını on sene ertelersin. “Sen ölüm ile yaşam arasında kaldıysan ben de kendime bir âraf yaratıp, onun içinde yaşarım anne.” Hep arada kalırsın. Döngülerden çıkamazsın. Ona yakın olabilmek için sen de sisler içinde yaşamayı seçersin. Veda bitmez, uzar durur. Her gün, her an veda edersin, sonra yine, sonra yine veda edersin. Her küçük adımda bir veda daha.

Derken bizim uzun vedanın bile sonu geldi. Sisler dağıldı ve annem bizim henüz bilmediğimiz başka türlü bir yaşama geçiş yaptı. Bir döngü gibi dönüp durduğum yas aşamaları, şimdi içimde yeniden kuruluyor. Donmuş hâldeyim. Sisler dağılınca geriye biraz hissiz ve çok yorgun bir ben kaldı. Birine on yıl boyunca veda etmenin yorucu olduğunu fark ediyorum. Aslında annemi gerçekten ne zaman kaybettim, onu da bilmiyorum. Bugün mezarını ziyaret ettim. Bir ay önce bıraktığımız çiçekler daha tam kurumamış, çocukların bıraktığı kırmızı kurdeleler de duruyordu. Mezarlık olduğunu bilmesem güleç yüzlü ve insanı kucaklayan bir bahçeye benziyordu, diyebilirim. Tıpkı annem gibi. Tek başıma biraz durdum. Annem öldüğünden beri ilk kez mezarına yalnız gitmiştim ve kendimce ona veda etmek istedim. Öylece durdum, durdum… Çiçeklere, ağaçlara, yeşilliklere, kırmızı kurdelelere baktım. Biraz daha durdum. Aklıma hiçbir veda sözcüğü gelmedi. On yıldır durmadan veda edip de bir anda hazırlıksız yakalanmış gibiydim. “Ben geldim anne,” diyebildim. Sonra da, “Güle güle, anne.” Sade, basit ve kısacık bir veda. Çok, çok kısa bir veda. Aslında, “Veda etmek için bana yıllar verdiğim için teşekkür ederim anneciğim,” demeliydim. “Sisler, belirsizlikler ve zorluklar içinde de olsa hayata nasıl tutunulurmuş bana gösterdiğin için teşekkür ederim. Bu kadar uzun bir vedanın yükünü taşıyabildiğin için ve taşımayı bana da öğrettiğin için teşekkür ederim. Böyle büyük bir güç, bu kadar kırılgan bir zarafetle nasıl taşınır, bunun en güzel örneği olduğun için teşekkür ederim.” 

Mezarlıktan ayrılırken dönüp dönüp arkama baktım. Uzaklaşsam da çiçekler ve kırmızı kurdeleler hâlâ görünüyordu. Aklıma ana okula giden küçüklüğüm geldi. “Arkamdan bakma, anne,” dedim. “Arkamdan bakma. Tek başıma gidebilirim, yolu biliyorum. Artık büyüdüm.” Ama içimdeki o küçük kız, annemin kırmızı kurdelelerin orda, gizli bir perdenin arkasına saklanmış, gülümseyerek bana bakıyor olduğuna inanmak istedi. Küçük adımlarla mezarlıktan uzaklaştım. Güle güle anneciğim.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Şevin Aksoy
Şevin Aksoy
İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı mezunu. Uzun yıllar İspanyolca ve Portekizce dillerinde turist rehberliği yaptı. Roman, felsefe, araştırma ve çocuk edebiyatı alanlarında çeviriler yapıyor, yazılı metinlerle farklı yaş gruplarına sesleniyor. Yayınlanan çevirilerinin yanı sıra doğa, mitler ve kadın hikâyeleri üzerine yazılar yazıyor. Annelik, kadınlık ve dönüşüm temaları yazılarında sıkça yer buluyor. Yazmakla hem kendine hem başkalarına biraz daha yaklaşabildiğine inanıyor.

POPÜLER YAZILAR