Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Tutunmak

Suna Hanım son zamanlarda sık sık kendine mutlu olup olmadığını soruyordu. Her şey yerli yerindeydi. Ya da öyle görünüyordu. Bu soru onu içten içe kemirip rahat bırakmıyordu. Biliyordu ki; ruhu gerçekten huzurlu olsaydı, bu soru zihninin kapısını hiç çalmazdı. Bazen durup dururken seçimlerini sorgulardı. İnsanın aklı tercih etmediklerinde kalırdı. O, ömrünü akademiye adamayı seçmişti; ancak zihnindeki o bitmek bilmeyen ‘acaba’ların gürültüsünü susturmanın tek bir yolu vardı: Kâğıda sığınmak. İşte böyle anlarda, masanın üstündeki defterle kalemi alır, yeni bir hikâyeye koyulurdu. Yazarken bambaşka biri olurdu. Kelimelerin dünyasından gerçekliğe döndüğünde ise onu bekleyen o tanıdık rutin başlardı. 

Her sabah olduğu gibi; gözlerini açar açmaz kedisini öper, mutfağa gidip suyu ocağa koyar ve kahve kokusunun odaya yayılmasını beklerdi. Hazırlanır, okulun yolunu tutardı. Günler birbirine benziyordu. İnsanlar, bir süre sonra yaptıklarını sorgulamamaya başlıyordu. Alışkanlıklar, fark edilmeden hayatın yerini alıyordu. Ama o yine sordu: Neden? Bu soru, okul yolundaki adımlarına eşlik eden ağır bir yük gibiydi; ta ki o kapıdan içeri girene dek. Sınıfın eşiğinden adımını attığı an, tüm o içsel gürültü bir süreliğine dindi.

Bugün işlenecek çok konu vardı. Öğrencileriyle tek tek selamlaştı. Biraz havadan sudan konuştular. Sınıf onun sahnesiydi, sesi orada daha net çıkıyor, kelimeler yerini buluyordu. Onların her sorusunda, hiç sahip olmadığı çocuklarının büyümesini izler gibiydi. Bu sahnede var olduğunu hissetmek, hayatın geri kalan tüm gürültüsünden daha kıymetliydi.

Gözleri bir an daldı. Bir zamanlar istemediği dosyaların arasında kaybolduğu o gri ofisleri hatırladı. Şimdi ise karşısındaki genç gözlere bakıyordu. Orada, kendinden bir parça görüyordu. İstemediği bir hayatın içinde bulunmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Tam da bu yüzden, o gün elindeki kâğıtları sıkıca kavradı; öğrencilerine sadece bir dil değil, bir kaçış yolu sunmak istiyordu. Çantasından, Fransızca yazdığı o kısa hikâyeyi çıkardı.

“Le vrai bonheur naît dans le silence de ce que nous devenons avec nous-mêmes…”

“Gerçek mutluluk, kendimizle birlikte neye dönüştüğümüzün sessizliğinde doğar…”.

Hikâyeyi okuduktan sonra sınıf sessizleşti. Kelimeler bu kez sadece bir dil değildi; bir duygu taşıyordu. Hikâye bittiğinde öğrencilerden biri,

“Hocam, biz de yazabilir miyiz?” diye sordu.

Bir diğeri, “İlk kez Fransızca bir şeyi hissederek anladım,” dedi.

Günlerdir onu rahat bırakmayan soru aklına geri geldi. Bir an durdu. Öğrencilerin gözlerindeki pırıltıyı gördü. O an anladı ki; kürsüde yaptığı şey gramer kurallarını sıralamak değil, ruhlar arasında bir köprü kurmaktı. İnsanlara bir dil öğretirken, onlara kendilerini ifade edecek bir yol veriyordu. Ve insan, tam da böyle anlarda tutunacak bir sebep buluyordu. İçinde sonsuz bir gökyüzü vardı şimdi.  Her ne yapıyorsa hepsi onu temsil ediyordu ve isteyerek yapıyordu.

Ertesi sabah yine kedisini öptü, kahve yaptı ve aynı yoldan geçti. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemişti; oysa Suna Hanım artık attığı her adımın bir anlamı, geçtiği her sokağın bir karşılığı olduğunu biliyordu.

Tülay Derici
Tülay Derici
Lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim-tercümanlıkta, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde tamamladı. 2009-2012 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tömer'de Fransızca ve Yabancılara Türkçe okutmanlığı yaptı. 2012 yılından bu yana Galatasaray üniversitesi hazırlık bölümünde Fransızca öğretim görevlisidir. Neyya Edebiyat Öykü Atölyesinde, 12 haftalık Yaratıcı Yazarlık eğitimini tamamladı. Fotoğrafçılığı, okumayı, yazmayı ve kedisi Aristo'yu çok sevmektedir.

POPÜLER YAZILAR