Pazartesi, Şubat 9, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yapay Zekâyla Aşkın Sınırlarında: Her (Aşk) Filmi Üzerine Bir Deneme

Dijital bir dünyada varlığını sürdüren, bizlerden çok başka bir evrende oluşumunu devam ettiren, kendisine sunulan verilerle ve yüklenen ses sistemiyle bizlerle iletişime geçen ve aldığı bilgi kadarıyla bizlerle paylaşımda olan bir sistemdir aslında, yapay zekâ. Yapay zekâya âşık olunur mu? Ya da yapay zekâyla arkadaşlığın sınırları olur mu? Bu soruların cevaplarını bulmaya çalıştığımız bir yazı bekliyor sizleri. Gerçeklikte yapay zekâ duygusal boşluğumuzu doldurabilir mi, bir bağ kurulmak istense bu bağ korunabilir mi?

Bahsini edeceğim film, Her. Senaristliği ve yönetmenliği Spike Jonze tarafından gerçekleştirilen bu filmde, yakın gelecekte yapay zekâya âşık olan bir adamdan söz etmektedir. Adı Theodore Twombly. Kendisi geçimini başkaları için el yazısı yazarak sağlamaktadır, bir metin yazarıdır. Her, Theodore ile işletim sistemi olan Samantha (Scarlett Johansson) arasındaki duygusal ilişkiyi ele almaktadır. Sinema tarihi, yıllar içinde zamansız filmlerle doludur mutlaka ve bence bu film de onlardan biridir.

Filme; teknoloji, yalnızlık, insan-doğa dışı varlıklar arasındaki ilişkiyi katmanlı bir şekilde anlatan bir yapım diyebiliriz. Her, her şeyden önce yalnız bir adamın hikâyesi. Eşi Catherine ile ayrılık sürecinde olan Theodore, eşinden ayrılma kararı almasıyla büyük bir duygusal boşluk içine düşer. Akşamları büyük projeksiyonun önüne geçerek oyunlar oynayan Theodore, yatmadan önce kadınlarla online sohbet odalarında sohbet eden biridir.

Filmin ilerleyen sahnelerinde Theodore, bir reklam panosuna denk gelir. Bu panoda yapay zekâlı bir işletim sisteminden bahsedilmektedir. Theodore bu işletim sistemini alır ve hikâyesi bundan sonra başka bir yöne akar. Yapay zekânın sesini kadın seçmesiyle ve sonrasında aralarında sıcak ve duygusal bir bağ oluşur. Aralarındaki bu bağ, kısa zaman sonra da aşka dönüşür.

Bunun yanı sıra filmde özellikle kırmızı rengin sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Theodore’nin evinin koltuğu kırmızıdır. Theodore işletim sistemini almaya kadar verdiğinde üzerindeki gömlek kırmızıdır, işyerindeki sandalyelerin rengi kırmızıdır yine. Filmin başında işyerinden ayrılırken ceketinin rengi yine kırmızı renktedir. Bu da bizlere aşkın rengine atıfta bulunduğu izlenimi vermektedir.

Sıradan bir konusu varmış gibi görünse de işlediği konuyu işleyişi ve bunu katmanlı bir şekilde anlatıyor olması, bu filmi farklı kılan etmenler arasında yerini almaktadır. Her, kelime itibariyle de bir sahiplenme ifadesi anlatmaktadır ve hikâyenin baş kahramanı olan Theodore’nin da hayatına farklı üç kadın girmektedir. Eski eşi Catherine, arkadaşı Amy ve yapay zekâ Samantha. Yani film boyunca Theodore’nin hayatına giren kadınlara atıfta bulunuluyor da diyebiliriz.

Kendisini oyalamak adına aldığı ve öncesinde bir oyuncak gibi gördüğü Samantha, aslında bir işletim sistemidir. Dijital sistemin sadece bir parçasıdır. Bunu bir platonik aşk gibi de düşünebiliriz. Uzaktan sevilen ve belki de sadece sesine ya da görüntüsüne âşık olunan platonik aşk gerçeğe dönüştüğünde aynı derecede etki ve sevgi belirtileri göstermeyebilir. Belki de Theodore’nin da Samantha’dan bu derece etkilenmesine neden olan da budur diye de düşünebiliriz. Theodore, ihtiyaç duyduğunda Samantha ile sohbet edebilmekte, dertleşebilmekte ve bilgilerini de paylaşabilmektedir. Ama tensel bir bağ tabii ki bulunamamaktadır, tıpkı platonik aşkta olduğu gibi. Burada da Theodore’nin da Samantha ile kurduğu bağ da sadece sesten ibarettir. Bu ilişkinin bir gerçekliği olsaydı belki de o tılsım tümüyle dağılıp gidecekti.

Filmin iki saat boyunca farklı temalara dokunduğunu fark ediyoruz. Bu temalardan biriyse yalnızlık ve teknoloji. Theodore’nin gerçekte hissettiği bir aşk mı yoksa sadece bağlanma güdüsü mü? Filmin bizlere bu sorunun cevabını da bulup anlamamızı sağlıyor. Theodore bu bağı aşk olarak görse de, izleyicide bunun sorgusunu bırakıyor oluyor. Theodore’nin ise böyle bir işletim sistemi almak istemesindeki nedense yalnızlığına bir kapı açılması istemesidir. Kendisine en kolayından bir arkadaş edinmeyi belki de bu şekilde sağlamayı düşünmüştür. Çünkü Theodore ikili ilişkilerinde çok da başarılı değildir; ikili ilişkilerinde sığ, samimiyetten uzak  bir yaklaşım sergilemektedir. Bu işletim sistemiyse ona bir arkadaş sunması ve buna da kolaylıkla ulaşıyor olmasıyla Theodore için bir rahatlıktır.

Duygusal boşluk ve bağlanma ise bir diğer tema olarak karşımıza çıkmaktadır. Theodore’nin eşi Catherine’den ayrılmış olması da onu duygusal bir boşluğun içine bırakmıştır. Bu boşluğu doldurmak içinse bir bağlanma arayışına sürüklenir. Hayatında Catherine ile aşkı devam ediyor olsaydı, böylesi bir duygu kaymasına belki de hiç ihtiyaç duymayacaktı. Burada bir adamın yalnızlıkla başa çıkma, duygusal boşluk ve açlığını yapay zekâyla doldurma çabasını görüyoruz. Can sıkıntısı ve yalnızlığından kurtulmak adına aldığı bu işletim sistemine âşık olmuştur bile.

Bir süre sonra Theodore, Samantha’nın kendisi dışında 641 kişiye daha âşık olduğunu öğrenir. Bu Theodore için oldukça sarsıcı olmuştur. Bu fikre alışma, bir insanın âşık olmasından çok başkadır. Biz insanlar tek bir kişiye âşık olurken bir işletim sisteminin birden çok kişiye bu duyguyu hissetmesi, Theodore için kabulü zor bir gerçek olmuştur. Bu bağlamda da Her, beden-zihin ve mekân-zaman ilişkisi üzerinde de bir aşkı ele almış olmuştur.

Filmin sonlarına doğru Samantha, Theodore ile paylaşması gereken bir şey olduğunu söyler. Söyleyeceği konu ise, bulunduğu işletim sistemi ile ilgilidir. Artık yanında olamayacağını söyler. Bu gerçek Theodore’yi çokça sersemletir. Samanta’nın son cümleleriyse, “Ben senden farklıyım. Bu seni daha az sevmemi değil, daha çok sevmemi sağlar. Seninim ve değilim. Bir kitap okuyor gibiyim. Çok sevdiğim bir kitap. Fakat artık yavaş okuyorum ve kelimeler arasındaki boşluklar sonsuz gibi. Seni, hikâyemizin kelimelerini hâlâ hissediyorum. Şu an kendimi kelimelerin arasındaki boşlukta buluyorum. Fiziksel dünyaya ait olmayan bir yer. Seni seviyorum. Beni bırakmalısın. Ne kadar istesem de artık senin kitabında yaşayamam.”

Theodore’nin son cümlesi ise “Kimseyi senin kadar sevmedim,” olur. Bu son cümlelerse, aslında aralarında ne derece büyük uçurumlar olduğunu da göstermektedir. Farklılıklarının büyüklüğü de işte bu cümlelerin içinde saklıdır.

Her; yalnızlık, bağlanma, teknoloji, insan ve doğa üzerine bizleri düşündüren bir yapımdır. Bunu yaparken de teknolojinin insan hayatındaki yerini bizlere sorgulatan bir filmdir. Filmin sonuna doğru Theodore’nin eski eşine yazdığı mektup, onun duygusal anlamda büyüyüp olgunlaştığını gösteriyor bizlere. Duygusal yüklerinden, geçmişin bıraktığı izlerden kendini sıyırdığını fark ediyoruz. Yalnızlığıyla başa çıkabilir hâle de gelebilmiştir.

Film, modern dünyada anlam arayışı ve insan-doğa ilişkileri üzerine bizleri anlamaya ve sorgulamaya yöneltmektedir. Bu bağlamda insanın teknolojiyle kurduğu bağın ne derece önemli bir yere evrilebileceğini bizlere göstermektedir. Yapay zekâ ne kadar ileri seviyeye taşınsa da, kurulan duygusal bağın insanı hangi noktalara taşıdığını göstermesi açısından önemli bir yapımdır, Her.

Her’de, çift taraflı duygusal bağ kurulmuş olsa da Samantaha’nın aynı anda 641 kişiye âşık olması, Theodore ile konuşurken aynı anda binlerce kişiyle de iletişimde olması, ses dışında başka bir iletişim yolunun olmaması ve fiziki anlamda var olmaması gibi nedenlerle insan ve teknolojiyle kurulan bağın endişe verici taraflarını bizlere cesurca anlatmaktadır.

Sonuç olarak, Her filmi bizlere teknoloji ile kurulan bağın duygusal bir bağa dönüşmesinin sıkıntılı taraflarını göstermekle kalmıyor, bunun sancılı tarafları olabileceği hususları konusunda da öngörülerde bulunuyor. Yalnızlık her ne kadar bir insan için zor bir süreci içine alsa da, bunun için biz insanların doğasına uygun olmayan alanlara yönelmenin sakıncalarını da göstermiş olduğu inancındayım. Yaşam ya da yalnızlık her ne kadar zor olsa da hayatı yaşanabilir yapan kendi içselimizde ne yaşadığımız ve ne hissettiğimizdir. Yalpalansak da yıkılmadan sapasağlam durmak yine kendi elimizde ve irademizdedir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Birgül Karagöz
Birgül Karagöz
1976 Ankara doğumluyum. İşletme bölümü bitirdim. Pandemiyle birlikte yazıya yöneldim...İlk kitabım olan "NÂR-I AŞK" kitabım 2023 yılında yayımlandı. Aynı yıl ikinci kitabım olan "HAYATLA TANGO" kitabım yayımladı. Çünkü Kadınız sitesi başta olmak üzere çeşitli sitelerde içerik yazarlığı yapmaktayım.

POPÜLER YAZILAR