Sabah 3.41. Gece kuşları ötmekte. Üç saat sonra saat çalacak. Dört saat sonra gün ağaracak. Karanlık bitecek.
Kedi uyuyacak, kedi uyanacak. Çay demlenecek, kahve pişecek. Peynir, zeytin çıkacak buzdolabından, reçeller damlayacak. Ekmek kızaracak usulca.
Sabah haberleri başlayacak. Yangınlar, kadın cinayetleri, ölenler, kalanlar. Memleket havası sonra ardından siyaset, ekonomi haberleri.
Gün akacak dışarıda, insanlar koşacak. Kedi uyuyup uyuyup uyanacak.
Yataktan çıkmak ile çıkmamak arasında kararsızım. Yorganı ayaklarımla ite ite aşağıya attım. Yastığımı kabarttım. Yüzümü serinliğine gömdüm. Bacaklarımı geriyorum, biraz rahatlık veriyor. Birkaç araba daha geçti. Ne zaman sızacağım? Odada her şey üst üste, darmadağın. Askılarda gömlekler, bluzlar. Yerlerde kirli çamaşırlar. Kendimden bıktım.
Nasıl geçtiğini anlamadığım yıllardaki acıları, sıkıntıları, boyun eğişleri, kabullenişleri, normalleştirmeleri ve tüm bunlarla birlikte boşu boşuna akıp geçen zamanları unutmak istiyorum.
Uykusuz geceler var şimdi, yalnızlık var. Uzaktan gelen köpek havlamaları, drift atan arabaların kulak yırtan sesleri, tek tük geçen insanların konuşmaları, gülüşmeleri, sarhoşların küfürleri, arada bir etrafı kolaçan etmeye gelen ekip arabasının sireni var.
Karşı evlerin bazı dairelerinde sabaha kadar sönmeyen ışıklar var. Benim gibi uykusuzlar, belki hastası olanlar, gözünü kırpmayanlar var. Bu hayatı boş yere geçirip hiçbir iz bırakmadan gidenler var. Gidenlerin başında bekleyenler var.
Gece üstüme geliyor. Geçer dediğim saatler geçmiyor. Düşünceler aklımla birlikte uçuşmakta. Gözlerimi yumsam düşmek üzere olduğumu görüyorum, hızla açıyorum. Gene uyumam gereken saatlerde uyanığım.
Sonunda kendimi yataktan dışarı attım. Sabahlığımı giyip gözlüklerimi taktım. Loş koridor boyunca ilerledim, salona geçtim. Lambaderin ışığını yaktım. Çalışma masama ilişti gözüm. Ne kadar toplu. Hiç çalışmadığımın göstergesi suratıma çarpıp içimi yaktı.
Salondaki kanepenin kırlentlerinden birine yastık kılıfı geçirdim. Arada, burada da yatıyorum. Kanepenin örtüsü kaymış, bir ucu aşağıya doğru sarkıyor. Üzerinde kedim Lokum’un yattığı bir köşe var. İki berjer koltuk kırmızı kılıflarla kaplı. Orta sehpanın üzerinde biblolar duruyor. Gümüşlükte çok sevdiğim fincanlar dizili. Yeşil camlı ve altın yaldız kaplamalı likör takımı, içleri yaldız kaplı, her biri farklı renkte olan kahve takımı, Belçika’dan aldığım opalin vazolar, sayısız renkli camdan yapılmış kedi biblosu, gene yaldızlı bir çay takımı, renkli camdan yedi tane fil biblosu, tatlı tabakları, irili ufaklı bardaklar, kupalarla dolu. Kapıdan girince sağda yemek masası ve sandalyeleri dizili. Büfenin üzerinde fotoğraf çerçeveleri sıralı. Çalışma masası da oturma grubunun bir kenarında duvara doğru yerleşik.
Bu gece mutsuz olduğum son gece olsun. Loşluğunda oturduğum salonun duvarlarına vurup geçen araba farlarını seyrediyorum. Lokum görse her birini yakalamaya çalışır. Bense çocukluğumdan beri seyrederim farları, duvara vuran ışıklarını, geçen arabaları sayarım içimden tane tane.
Saat 5.05. İçim eziliyor hafiften, bir şeyler yemeliyim. Oturduğum yerde çok rahatım, kalkasım yok. Buzdolabında ne olduğunu düşünüyorum. Kahvaltılık malzemeler var, severim kahvaltı etmeyi. Ara ışığı yakmadan mutfağa geçtim. Midem kötü. Sancılar giriyor. Bir dilim ekmeği kızartıp üzerine reçel sürdüm. Şekerim de düşmüş olabilir. Ellerim titriyor hafiften. Ah bu uykusuzluk. Bir dilim daha kızartıp onu da reçelliyorum.
Ayaklarım buz gibi oldu birden ya da birden olmadı da ben şimdi fark ettim. Bu saate kadar kendimle, geçmişimle boğuşmaktan yorgunum. Ta yirmili yaşlarımın başına kadar dönüp her şeyi baştan yaşamam lazım. Bu hesaplaşma geceleri beni öldürüyor. Ne sinirlerim dayanıyor ne de bedenim. İç organlarım iflas ediyor. Her biri bana karşı. En kötüsü midem, o içime tekmeler savuruyor. Sonra kalbim, sanki yerinden çıkmak istiyor. Bir el kavramış yerinden sökmeye çalışıyor. Benim elim mi o? Soluksuz kalıyorum sonra. Bir koltuğa yığılıyorum. Karşımdaki ben çok acımasız.
“Hey sana diyorum, baksana!”
“Ben mi,” diyorum şaşkınlıkla.
“Geçmişe dönemeyiz biliyorsun değil mi?”
“Yok öyle bir isteğim.”
“Demin aklından geçirdin.”
“Öylesine, olacağından değil ya.”
Neyse susturdum içimdeki sesi. Saat 6.15. Saatin çalmasına az kaldı. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Saçlarımı taradım. Uykusuz bir geceyi daha bitirdim. Bitmeyecek bir güne daha başladım.
Dışarıdan gelen araba sesleri artmaya başladı. Bir otobüs hızla geçti. Yağmur çiseledi. Islak sokağın sesi duyuldu.



