Cumartesi, Nisan 11, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Yüreğin Ne Der?

BIRAKMAK…

Uzun zamandır bu kelime üzerinde düşünmekten kendimi alamıyorum. Bırakmak, yeniden başlamak mı, yoksa vazgeçmek mi? Bir şehirden, eşten dosttan, sevgiliden vazgeçmek… Bir huyu, bir davranışı, bir alışkanlığı terk etmek, bağımlılıklardan kopmak bir günde kesip atmak, yok saymak… 

Birden sırtını dönmek tüm geçmişine, yeni bir başlangıç için karar almak ve o kararı uygulamak büyük cesaret ister. Geride bırakacakların… Bilinmezliğe yapacağın fiziksel yolculuk… Hepsi ama hepsi bir gözü karalığın ürünüdür aslında. İçinde bulunduğun durumu bırakmak, konfor alanının dışına çıkmak, hayat ırmağının akışına karşı kulaç atmak her yiğidin harcı değildir. 

Vazgeçmek zordur, içimize işleyen alışkanlıklardan, alışılmışlıklardan… Yürümek, yol bulmak, yola revan olmak…

Bırakmak sözcüğü üzerinde bu kadar yoğunlaşmış derin düşüncelere dalmışken kitaplığımda Simyacı kitabı gözüme ilişti ve Simyacı’nın, Santiago’ya “Yüreğin neredeyse hazinen de oradadır,” dediğini duyar gibi oldum. Çünkü Santiago yolculuğa çıkarken yüreğinin sesini dinlemişti. Bir kez daha okuyabilirim düşüncesiyle kitabı elime aldım.

Düş ile gerçeğin iç içe geçtiği hayallerinin peşinden koşan ve kendi kişisel menkıbesini arama cesaretini gösteren Endülüslü bir çobanın, Santiago’nun, Mısır piramitlerine yolculuğunu soluksuz okudum. Bu kitabı üçüncü kez okumamdı. Her okuduğumda yeni noktaları, yeni anlamları keşfettim, altını çizdim… Mistik bir yolculukta Santiago’ya yol arkadaşlığı yaparken anlam arayışıyla birlikte, derin bir düşünce kitabının sayfaları arasında kayboldum. 

Düşle başlayan bir yolculuğu okumakla kalmadım kitabın içinden geçtim. Santiago’nun gördüğü düşü falcıya yorumlatması ile başlayan yolculuk, kahramanın gerçeklikle örtüşen kendi özüne, kendi ruhuna yaptığı bir yolculuktur aslında. Hazinenin Mısır Piramitleri’nde saklı olduğu hayali, kahramanımızı büyük bir yolculuğa sürükler. Yol boyunca karşılaştığı kişiler falcı, Kral Şalem, Billuriyeci, Fatima ve Simyacı onun hazineyi bulma çabasına katkı sağlarken aynı zamanda benliğinde de değişim ve dönüşüme etki ederler. Önüne çıkan her engelde bir aydınlanma yaşayan Santiago; eşyanın, çölün, rüzgârın, denizin sesini dinler ve böylelikle “evrenin dilini” öğrenir. Evrenin dili; insanın doğayla, kaderle ve kalbiyle kurduğu sessiz bağdır. Sembollerin ve işaretlerin anlamlarını çözer… Deniz kabuğunu kulağına götürdüğünde denizin sesini duyar. Ve içindeki gerçek denizi keşfeder… 

Gerçek hazine kişinin kendi benliğindedir. Bu yolculuk sırasında yokluk, ihanet, iyilik, dostluk vb. kavramlarla kendi kişisel menkıbesinin oluşumunu gerçekleştirir.

Kendi kişisel menkıbesini yaşıyordu aslında. Bir düşü gerçekleştirmek için gelmemişti ama bir düşün içinden geçmişti sessizce. 

Kitap sessizce şunu fısıldadı kulağıma, “Eğer bir hayalin varsa tüm evren onu gerçekleştirmen için seninle gizli bir anlaşma yapar.” Bu ifade kitabın kalbiydi sanki. 

Fatima’yı düşündüm. Çöl kadını sessizce beklerdi. Fatima sabırla bekledi onu… Kendi kişisel menkıbesini gerçekleştirmesi için, piramitlere gitmesine salık verdi. Ve sonra el ele verip döndüler Endülüs’e… Yolculuk sadece varılacak noktaya ulaşmak değildi; yol boyunca kendine kattığı değerlerle kendi kişisel menkıbesini keşfetmekti. İçindeki gerçek hazineye ulaşmaktı. O artık Endülüs’e döndüğünde sade bir çoban değildi. 

“Simyacıyı okumak herkes uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benzer,” diyordu arka kapak yazısında. Evet derin bir kitap.  Her ne kadar yazarımız Paulo Coelho sade bir dille, anlaşılır bir kitap kaleme almışsa da okurken derinliklere dalacağınız, satır aralarında kaybolacağınız, kalemi elinizden bırakmayıp okuduğunuz her satırın altını çizeceğiniz bir kitap. Aynı zamanda hayat akıp giderken, düşlerimizin peşinden koşarken  “kaşıkta iki damla yağı unutmayacağımız” mesajının sağını, solunu yıldızlayıp altını çizeceğimiz bir gerçektir. 

Bu kitap benim için sadece bir hazine arayışı değildi. Korkularımızla, ertelediklerimizle, vazgeçtiklerimizle veya vazgeçemediklerimizle yüzleşme hikâyesiydi. Kitabın kalbi diyebileceğim en önemli cümle; “yüreğini dinle” ifadesiydi. Çünkü yüreğin sana her daim doğruyu söyleyecekti. En yakınındaki hazineye ulaşmak için yürümek, yürürken yolda kendini bulmak demekti. Kendini bulmak için attığın o ilk adım, belki de sonsuz yolculuğun başlangıcı olacaktı. Böylelikle hayat ırmağının akış yönünü değiştirmeyi düşünmek yerine, ters yöne kulaç atmayı deneyimlemek özüne ulaşmanı sağlayacak bir tecrübe olacaktır.

Evet, Santiago cesaret göstererek ilk adımı atıp yola çıkmasaydı içindeki hazineyi bulabilecek, kendi kişisel menkıbesini gerçekleştirebilecek miydi?      

Düşlerimiz bizim yaşama sebebimizdir. Anlam arayışımızdaki yolculuğumuzun başlangıç noktasıdır. Yolculuğa çıkmak için tıpkı Santiago gibi, tüm yaşanmışlıklara sırt çevirebilmek cesareti göstermek gerekir.

Düşler ve hayaller… Büyük başlangıçların ilk adımı…

Melike Erdoğan
Melike Erdoğan
1971 Osmaniye doğumluyum. Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunuyum. Türkçe Öğretmeni olarak Adana Sıtkı Kulak Orta Okulunda çalışma hayatımı sürdürmekteyim. AÖF'de Sosyoloji okudum. Aile Danışmanlığı eğitimi aldım. Kitap okumayı, incelemeyi, yorumlamayı severim. Bu sebepten dolayı okulumda veya sosyal ortamlarda kitap okuma kulüplerinde okuma etkinliklerime devam etmekteyim. Hikaye ve Denemeler yazmaktayım. SUARE ÖYKÜ’de öykülerim yayınlanmakta. İki oğulun annesiyim.

POPÜLER YAZILAR