Cumartesi, Kasım 22, 2025

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Travmanın Karanlığı-Sinekler Sevişirken

Aklını yitirmiş, akli dengesini kaybetmiş olarak tanımlanır “deli”. Peki insan neden delirir? Aklının kuytusunda sakladıklarını taşıyamadığından mı, yaşamla ölüm arasında sıkışıp ne yapacağını bilemediğinden mi? Yoksa aklın kıyısında gezinirken bir türlü uçuruma atlayamamaktan mı?

Mine Söğüt de bu soruların yanıtlarını merak etmiş olmalı ki Deli Kadın Hikâyeleri adlı kitabında deliren, kimi zaman da deliliğin kıyısından ölüme sürüklenen kadınların peşine düşer. Her bir öyküde kadınların aklının sınırlarında dolaşır; delilik, onların hem çığlığına hem de sığınağına dönüşür. Bu kitapta “deli kadın” figürleri; toplumsal baskıların, bastırılmış arzuların ve travmaların edebî bir izdüşümü olarak karşımıza çıkar.

Bu hikâyelerden biri olan Sinekler Sevişirken, bir kızın travmatik deneyimlerini ve zihinsel kırılmalarını görünür kılar. Öyküde sinekler yalnızca bir korku unsuru değil; aynı zamanda bastırılmış şiddetin, ensest tehdidinin ve bedensel bütünlüğün kaybının sembolü hâline gelir. Söğüt, bu kısa ama yoğun metinde, çocuğun dilinden travmanın nasıl yeniden üretildiğini gösterir.

Hikâyenin girişinde kız, annesine sineklerden korktuğunu ısrarla söyler ve ondan yardım ister. Bu sahne, karakterin içinde bulunduğu güvensizliği ve koruyucu figüre duyduğu çaresiz bağımlılığı açığa çıkarır. Annenin varlığı güveni temsil etse de aslında kızın yaşadığı şiddeti engelleyemez, bu da travmanın en yıkıcı yanını, yani koruyucu figürün işlevsizliğini görünür kılar. Üstelik tüm bu travmatik deneyim boyunca annenin varlığı, kız için bir güven kaynağı olmaktan çok, işlevsiz bir figür olarak kalır; bu da travmanın mutlak yalnızlığını derinleştirir.

Bir sahnede kız, yanına konan sineğin bacaklarını koparma isteğinden söz eder. Kızın daha sonraki söylemlerinden aslında bacaklarının olmadığı, hatta bacaklarını kesen kişinin de babası olduğunu anlaşılır. Bu, okurda kızın yaşadığı şiddeti sembolik olarak tekrar etme arzusunu çağrıştırır. Failin eylemini içselleştiren travma kurbanı, şiddeti yeniden üretme eğilimi gösterir. Kendi içinde sineğin bacaklarını koparma isteği yükselirken, gözleri tavanda sevişen sineklere takılır. Korku ve tiksintiyle karışık bu odaklanma, bastırılmış cinsel tehdidin zihinsel bellekte yeniden canlanışıdır. Çünkü kız, hikâyenin sonunda babasının kendisiyle sevişmek için bacaklarını kestiğini söylemektedir. Sineklerin eylemi, çocuğun yaşadığı cinsel tehdidin sembolik tekrar sahnesidir.

Öykünün sonunda kelebeklerin ortaya çıktığı görülmektedir. Sinekler; her ne kadar çürüme, ölüm, ensest gibi travma taşıyıcısı olarak sunulsa da kelebeklerin aslında masumiyeti, saflığı ve temizliği çağrıştırması beklenmektedir. Ancak kızın kelebeklerden korkması, onları babasıyla ilişkilendirmesi; okura başka bir perspektif sunar. Bu son, travmanın nasıl her imgeyi kirlettiğini ve karakterin algısında en saf görünen şeylerin bile babanın şiddetiyle gölgelendiğini gösterir. Söğüt, böylece okuru hem sineklerin iğrenç dünyasından hem de kelebeklerin masum çağrışımından mahrum bırakır; geriye yalnızca travmanın mutlak karanlığı kalır. Travma öyle bir şeydir ki sadece korkutucu olanı değil, güzel olanı da tehdit unsuru hâline getirmektedir. Yani kelebek bile çocuğun zihninde güvenli değildir. Normalde kelebek, kurtçuğun dönüşerek özgürleşmesiyle bağdaştırılır. Ama burada kızın özgürleşme imkânı bile babayla, korkuyla kirlenmiş durumdadır.

Tüm bu detaylar incelendiğinde, “bacakların olmaması” ifadesi okuru, gerçek bir fiziksel eksiklikten çok travmatik algı bozulmasının ve şiddet deneyiminin sembolik yansıması olduğu sonucuna ulaştırır. Bacakların kaybı, babanın uyguladığı şiddetin ve ensest tehdidinin zihinsel bellekte bıraktığı derin izin somutlaştırılmış hâlidir. Böylece kızın bacaksızlığı; onun kaçamama, hareket edememe ve edilgenliğe mahkûm kalma hâlinin güçlü bir metafora dönüştüğünü gösterir.

Mine Söğüt, Sinekler Sevişirken adlı öyküsünde olduğu gibi Deli Kadın Hikâyeleri’nde yer alan diğer öykülerinde de deliliği bir hastalık ya da anormallik olarak değil; kadınların yaşadığı şiddet, baskı ve travmaların en uçtaki anlatım biçimi olarak kurgular. “Sinekler Sevişirken” bu atlasın yalnızca bir parçasıdır ama onun üzerinden okur, deliliğin bireysel bir sapma değil; toplumsal yaraların ve aile içi suskunlukların kaçınılmaz sonucu olduğunu görür. Söğüt’ün kadınları, aklın sınırında dolaşırken aslında gerçeğin en çıplak hâlini dile getirir: Delilik, bastırılanın konuşma biçimidir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Didem Gürhan
Didem Gürhan
1983 İstanbul doğumluyum. Türk dili ve edebiyatı öğretmeniyim, aynı zamanda redaktörlük ve soru yazarlığı yapmaktayım. Çeşitli dergilerde birçok incelemem ve öyküm yayımlandı. Kırıklar Atlası adlı bir öykü dosyam bulunmakta. Bir kedi ve çocuk annesiyim.

POPÜLER YAZILAR