Bu Ayna Biraz Fazla Dürüst…
Progravure atölyesi ile ilk tanışmam pek romantik değildi açıkçası. Yani öyle “Hayatımın anlamını buldum,” ânı falan da… yok. Daha çok, “Bu niye yamuk oldu, desende noktalama çok şimdi?” diye öfke ile başladı her şey. Progravure çalışması sabır ister, emek ister, hayallerini canlı tutmak ister.
Ahşabın, yüzeyine ilk dokunduğum ânı hatırlıyorum. Henüz cilası tamamlanmamıştı; hammadde, pürüzlü ve biraz da kırılgan… Tıpkı benim gibi.
Ahşap aynanın, üstüne desen vermeyi seviyorum. Ama dürüst olayım, ilk başta amacım aynaya bakarken “insanlar kendini bulsun” falan değildi.
Amacım gayet netti:
Düzgün bir şey yapayım da satılsın.
Ama gel gör ki… zamanla öğrendiklerimiz, bazen sana öyle ince ayar verir ki, fark etmeden filozofa bağlarsın kendini.
Aynaların, üzerine görseli sadece süs olsun diye yakmam. Benim için ayna, insanın kendine bakarken gördüğünden çok daha fazlasıdır. Bazen bir yüz, bazen bir yara, bazen de hiç fark edemediğiniz bir his….
Bir gün, atölye çalışmasında mandala motifli “sanatsal bir çalışma” el aynası yapıyorum.
Ortaya güneş motifi yakmak istiyordum. Ahşabın üzerine mandalayı çiziyorum, yakıyorum, siliyorum, bir daha yakıyorum… Bir baktım saatler geçmiş. Ne yemek aklımda, ne kahve…

Yakma kalemini, elimden, gelişi güzel tahtanın üzerine bıraktım.
Bir dakikada düşündüm:
“Ben bu işi yaparken niye bu kadar mutluyum?”
İşte o an ikigai tokadı şaplattı yüzüme.
Ama öyle nazik bir tokatta değil… Bildiğin:
“Uyan artık!” tokadı.
Sonra uzun uzun düşünmeye başladım:
Ben neyi seviyorum? → Ahşaba desen yakmayı. (evet biraz dumanlı bir sevgi)
Neyi iyi yapıyorum? → Sabırla ince iş çıkarmayı.
Kim ihtiyaç duyar? → Kendine değer veren kişiler.
Bundan para kazanabilir miyim? → İnşallah?
İçimden:
“Tamam… galiba ben boşuna bu aynaların başında sabahlamıyorum,” diye geçirdim.
O gün yaptığım aynaların adı da kendi kendine çıktı zaten:
“Kendine Gel Aynası”
Çünkü gerçekten, aynaya bakan kişi önce saçını başını düzeltir…
Sonra bir daha aynaya bakar, sorgulamaya başlar.
Bir müşterim ayna aldı, sonra bir kaç gün sonra mesaj attı:
“Abla bu ayna normal değil… aynaya baktıkça eski sevgilim gözümün önünden geçiyor.”
Dedim:
“Ayna değil o, yüzleşme paketi. Ekstra özellik.” ?
Şaka bir yana…
Aynaya bakan herkes önce kendini görecek sanır. Oysa, aynaya bakarken biraz daha dikkat ederse, gözlerinin ardındaki ışığı fark eder. Yorgunluğu, umutlarını, gözlerindeki bir damla gözyaşını, yüzündeki tebessümü veya yarım kalmış hayallerini…
Aynada; belki de ilk kez şunu sorar kendine:
“Gerçekten, bunu mu?” Beğendim.
Sorgulamaya başladığı o an…
Ayna, gerçek görevini yapar.
Işığın sende saklı…



