Yoruldum! İçimdeki enerjiyi emdiniz, bitirdiniz, hepinize kızgınım, çok kızgınım. Bitmeyen işlerden, yetmeyen saatlerden, ben göremeden doğup batan güneşten, sabah ezanında çalan alarmdan… Her şeyden usandım. Bu akşam ne yiyeceğiz, dünkü yemek de bitti. Her gün ne yiyeceğimi düşünmek zorunda bırakan hayat, sana da yazıklar olsun.
Bak işte çalıyor yine. Hiç durmayan telefon sesi… En büyük hayalim şunu duvara fırlatıp paramparça oluşunu izlemek. Her biri bir yana dağılmış iletişim manyağı parçalarının tuzla buz oluşunu karşısına geçip keyif sigarası içerek izlemek. Yapacağım bir gün bunu.
Alo, Birsenciğim selam. Selaaaam, nasılsın? İyiyim işte, her zamanki gibi. Sen nasılsın? Ben de iyiyim. Bak sana ne soracağım. Bizim geçen sene gittiğimiz şu İtalyan restoranında tanıdık var mı senin? Bir organizasyon için lazım da. Var, atarım telefonu kapatınca numarasını. Ah çok teşekkürler! O zaman seni çok tutmayayım, görüşürüz yine.
Restoranın adı belli, yeri belli; ne gerek var beni aramana? Kendin bulup arayamıyor musun? Yok, nasılsa bilen var; ne gerek var ekstra zaman harcamaya. Dolapta kıyma varmış, köfte yoğurayım. Toplantıya da 10 dakika var. Kamerayı açmasam… Evet evet, kamerayı açmadan gireyim, o arada hallederim. Yine mi çalıyorsun, yeter ama ya!
Efendim? Kargonuz geldi, gönderiyorum. Kapıya bıraksınlar, müsait değilim. Bin beş yüz kapı dolaşıp gelmesini bekleyemem şimdi. Toplantıyı bitirip köfteleri fırına atayım. Sofrayı da o arada kurarım. Bugünü de atlattık şükür.
Merhaba herkese. Kameramı açamıyorum, bir sorun oldu. Sadece sesli katılıyorum, kusura bakmayın. Rica ederiz, hiç problem değil.
Toplantısıydı, raporuydu derken bitti sonunda. Çok acıktım.
Canıım, yemek hazır! Geldim!
Kumanda sehpada kalmış. Televizyon izlerken yemek kilo aldırıyormuş. Her kuşu öptük, bir leylek kaldı değil mi? Günde bilmem kaç saat bilgisayar başında oturmak aldırmıyor, şurada yarım saat televizyon izlemek aldıracak.
Harf seçme sırası Aydilge Hanım’da. Annem Gülfidan’ın baş harfi G. Gülfidan Hanım’ın G’sinde iki kelimeden oluşan… Hayatım, doğal gaz faturasını otomatiğe bağlamış mıydık? Evet, söyledim ya geçen gün. Haa, unutmuşum, tamam. Çayı demledin mi? Valla yetiştiremedim, senden içeriz bu akşam. Tamam, dur suyu koyup geleyim iki dakika.
Saçımı boyatmam lazım, kol gibi beyaz çıktı. Sürsene kapatıcı, vaktin yok. Bulmam lazım işte. Kapatıcı da bir yere kadar. Ne zaman gideceksin?
Canııım, çay bitmiş, yedek paketimiz var mı? Var var. Arkadaki dolabın en alt çekmecesinde.
Harf seçme sırası yine Aydilge Hanım’da. Buyurun. Eşim Osman’ın baş harfi O. Osman Bey’in baş harfinde bir spor dalı…
Tüm sülaleyi sayacak herhalde. Sevgi göstermenin yollarından biri yarışmada baş harfini söylemek olmamalı.
Hayatım, damacana bitmiş. Tamam, söylerim yemekten kalkınca. Çayı koyamıyorum o zaman. Musluktan koysana. Musluktan çay demlenir mi yahu? Tamam, gelince koyarım.
Daha dün akşam musluk suyuyla demledim. İçerken çay lezzetli geldi bu akşam demiştin. Neyse. Bir şey vardı aklımda, neydi… Hey Allah’ım, ne düşünüyordum ben az önce. Unuttum gitti.
Evet yarışmamızın ikinci turunda sıra yine Aydilge Hanım’a geldi. Buyurun efendim. Eee… Ummm… Babam Nuri Kale’nin baş harfi N. Nuri Bey’in baş harfi N harfimizde bir halk kahramanımız var. Kurtuluş Savaşı…
Kutlarım! Dolandırıcılara tüm verileri verdin. Bence kimseyi uğraştırmadan altınları götürüp çöp konteynerinin yanına koy şimdiden. Yarın önemli bir operasyon için savcı (!) tarafından aranacağın netleşti.
Canım! Yemeğin soğudu, hadi ama ben demlerim dedim ya çayı. Turşu arıyorum. Buzdolabının ikinci rafında süt kutularının arkasında. Süper, buldum! Sağ ol.
Manikür de yaptırmam lazım. Boşuna yaptırma. O niyeymiş? Hafta sonu temizlik var, bozulur yine. O da doğru. Ama böyle de durulmaz ki. Kenarlarını yemişim hep. Kim görecek, bir yere mi gittiğin var sanki. Kendim görüyorum ya? Millet görsün diye mi yapıyoruz bakımı? En sinir olduğum anlayış.
Evet final turumuza çıkan isimler belli oldu. Ay gına geldi, nerede şu kumanda?
Geldim canım. Turşunun sonunu aldım, haberin olsun. Alırım yarın. Yemeğin soğudu. Çok sıcaktı zaten.
Evet, ısıtırken telefon geldiği için fazla kaldı ocakta. Kendimi klonlamayı başarırsam onu mutfağa bırakırım bundan sonra, erken kapatır tencerenin altını. Yemekten sonra iki saat daha çalışırsam yarınki işler hafifler. Hep böyle diyorsun ama her gün aynı tempo. Ne zaman duracaksın? Neden durmam gerekiyor anlamadım? Yani dinlensen, kendine zaman ayırsan. Başkasına mı ayırıyorum? Kendi işlerimi yapıyorum işte. Hayır, iş olmadan sadece kendine ayırsan diyorum. İyiyim böyle.
Mahmut abi ne hissediyorsun? Elçin, seni kızım gibi severim bilirsin ama benimki büyük bugün. Kırmızı. Sen Özgür’e bir bak istersen. Onunki küçük bence.
Çamaşırları makineye attım mı ben? Masadan kalkmadan eksikleri de sipariş vereyim. Eline sağlık hayatım. Köfte çok güzel olmuş. Ekstra bir şey mi kattın, farklı bir tat geliyor.
Bir tutam Zoom kattım.
Yok, aynı şeyler valla. Hayatım, telefonun çalıyor galiba. Titreşim sesi geliyor. Yine mi! Aa, Mine. Aramaz bu saate, bir şey mi oldu acaba?
Efendim Minecim? Kuzum çok kısacık aradım. Yarın kısacık sana uğrayacağım kahveye. Gel tabii, beklerim. Her şey yolunda mı? Evet evet, işten çıkıp fena trafiğe kaldım, o yüzden acele konuşuyorum. Tamam, yarın görüşürüz o zaman. Tamam kuzum. Vallahi çok şanslısın. Evden çalışma gibisi yok.
Değil mi ya? Ne şanslıyım!
Ah! Elektrikçiyi arayacaktım hafta sonu gelsin diye. Unuttum be! Ben aradım, cumartesi gelecek. Var ya… Sen de olmasan.
Hakikaten, olmasam…


